Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '09

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
925
 

76 yıldır, boş yere ant içiyoruz.

76 yıldır, boş yere ant içiyoruz.
 

Bugünlerde, "Öğrenci andımız" tartışılıyor...

Bu tartışmayı , daha doğrusu sorgulamayı olumlu buluyorum...

Bu tartışmayı iki yönden ele alabiliriz:

1- Öze yönelik tartışmalar

2- Şekle yönelik tartışmalar

Bu tartışmanın tam içine girmeden, "Öğrenci andımız'ın bugüne kadar geçirdiği evrelere, özet olarak bakalım.

1933 yılında Milli Eğitim Bakanımız, Dr. Reşit Galip'tir.

23 Nisan 1933 yılında Çankaya'da, Atatürk'ü ziyareti sırasında, "Sabahları çocuklara birşeyler söylemek istedim, o anda bu ant ortaya çıktı. Çocuklara armağanım olsun" diyerek, metni Atatürk'e sundu.

Bu ant, 18 Mayıs 1933 yılında, 1749/42 sayılı genelge ile okullara duyurularak uygulamaya konuldu.

Okul andımızın ilk şekli şöyleydi:

Türküm, doğruyum, çalışkanım

Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm yükselmek ileri gitmektir.

Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.

İlkokul yıllarımda andımızı bu şekliyle okuyorduk. Daha sonraları 29 Ağustos 1972 yılında, andımız değişikliğe uğradı ve andımıza Atatürk girmiş oldu. Eklenen kısım:

"Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim. Ne mutlu Türküm diyene"

Daha sonrada 1997 yılında tekrar bir değişikliğe uğrayarak, bugünkü haline geldi.

Son şeklinde; yasam yerine ilkem, Ulu Atatürk yerine de "Ey büyük Atatürk" gibi değişiklikler yapıldı.

Gelelim konunun tartışılmasına, gerçekte bu konu yıllardır tartışılıyor. Hem şekle yönelik hem de öze yönelik bir tartışma var.

Öğretmen olarak, ülkemin doğusu başta olmak üzere bir çok ilde görev yaptım. En son olarak da, yurt dışındaki çocuklarımızın eğitimi için, Almanya'da görev yaptım.

Şimdi en sondan başlıyorum. Almanya'da görev yaptığım süre içinde, öğrencilerimize bu andımızı söyletmedik. Tüm arkadaşlarımızın uygulaması da böyleydi... Alman okullarının sınıflarında zaten Alman Bayrağı, Ulusal marşı levhası, Alman büyüklerinin resmi bulunmazdı. Öğrenciler, öğretmenlerinin ayağına da kalkmazlar... Öğrenciler okulun kapısında bekletilmez, sıra yapılmaz, evlerinden gelen öğrenciler doğruca sınıflarına giderler...
Alman öğrenciler ,ant içmiyorlar ama, doğrular, çalışkanlar, ülkelerini de çok seviyorlar......

Ülkemizdeki uygulamayı yakından biliyorum, çünkü içinden geliyorum. Hava soğuk olsun, sıcak olsun farketmez, tüm öğrenciler okul bahçesinde sıraya dizilir. Hele müdürün de nutuk çekesi varsa, çocuklar uzun süre nutku dinlerler, daha sonra bir öğrencinin söylediği andı, diğer öğrenciler koro halinde tekrar ederek ant içilmiş olur ve öğrenciler sınıf sınıf içeriye alınır...

Öğretmenlik yıllarımda bu şekle hep muhalif oldum. Öncelikte soğukta, karda kışta veya en sıcak günlerde öğrencilerin bu düzenden çok sıldıklarını biliyordum. Hiç değilse bu toplu söylem yerine, her sınıfın kendi sınıfında ant içmesini, bunu da sadece hafta başlarında yapmasını savunuyordum. Sonraları bu konularda bazı değişiklikler ve yumuşamalar oldu...

Andımızı, çocuklarımız sadece bir görev olarak ezberliyorlardı.

"Doğruyum" demekle doğru olunmadığı, "çalışkanım" demekle çalışkan olunmadığı görüldü.

Atatürk'ün açtığı yoldan gidilmediği, gösterdiği hedefe ulaşılamadığı da görüldü...

76 yıldan beri öğrenciler ant içiyor.

Başbakanlarımız, bakanlarımız da bu andı içtiler.

Görüldüğü gibi andımız sadece bir şekil olarak kaldı. Öze yönelik bir davranış değişikliği getirmedi.

Türk'üm demekle, Türk olunmadığını da, 76 yılda görmüş olduk.

Doğruluk, çalışkanlık, büyükleri saymak, küçükleri korumak kavramları da zaman içinde içi boş kavramlar olarak kaldı, hatta bu kavramlar gerçek değerlerinden bile uzaklaştı.

Sadece şekle yönelik olarak kalan öğrenci andının bir öneminin kalmadığı düşüncesindeyim. Öğrenci andı olmasa da olur diyorum.

Tartışma, belirli kesimler tarafından andımızın içeriğine, özellikle de ; "Türküm" denilmesine karşı yapılan tartışmaları oluşturuyor.

Zaten, çocukların aklında, beyninde içeriğe dair bir şey kalmıyor, sadece ezber olarak söyleyip geçiyorlar. Davranış değişikliği haline gelmiyor. Gerçekten davranış değişikliği haline gelseydi: Herkes doğru, çalışkan, Atatürkçü birer Türk olurdu... Geldiğimiz noktada, doğru, çalışkan olmadığımız, Atatürk'ün yolundan gitmediğimize ve Türküm demeyi eleştirdiğimize göre 76 yıldır boş yere ant içmişiz...

Bu duruma göre artık ant içmeye gerek kalmıyor. Ant, çocuklarımızı her yönüyle olumsuz etkiliyor, bunun sonucunu 76 yılda görmüş olduk. Atatürk düşmanları da, okul yıllarında bu andı içtiler, hırsızlar, dolandırıcılar, bu ülkeyi soyanlar da bu andı içtiler. Çürük binaları yapanlar, istismarcılar, tacizciler, üç kağıtçılarda bu andı içerek bu hale geldiler...

Sonuç: Ant içerek bu hale geldiysek, içmeyelim daha iyi...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1394
Toplam yorum
: 1902
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1027
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster