Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
151
 

8 Mart ve 8 Saniye

8 Mart ve 8 Saniye
 

Bu filmi izleyin.


Geçen Cumartesi seyrettiğim 8 Saniye adlı sinema filmi ile 8 Mart çakışınca, böyle bir yazı çıktı... Bizim okuldan (Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu) mezun Ömer Faruk Sorak'ın yönettiği ve başrolü üstlenen Esra İnal'ın yaşamının bir bölümünü anlatan filmi, özellikle de kendi deneyimlerim ve kişiliğimle örtüşen unsurlardan ötürü seyretmek istiyordum. Oyunculuk, çekimler, kamera açıları ve hareketleri, kurgu, görsel etkiler, senaryo, konunun işlenişi, açılış ve kapanış sahneleri... Hepsini çok beğendim. Filmin sinematografik başarısının yanında, bir kadının "özgürleşme" ve "kendini" bulma savaşımı, üstelik son derece sevecen ve hoşgörülü bir ana babaya sahip, bir Avrupa kentinde yaşıyor olmasına rağmen ne denli önemli ve büyük bir macera!...

Yıllar önce, henüz 23 yaşımdayken ve TÖMER'de Yazı İşleri Müdürlüğü yaparken, yayına hazırladığımız derginin "Duvar Yazıları" sayfasına, bir öğretmenimizin "Türkiye'deki gibi kapalı toplumlarda kadınlar, evlenerek sınırlı özgürlüğe kavuşurlar" sözünü alıntılamıştım. Gözlemlerimden doğruluğunu bildiğim bu genellemeye yıllar sonra ben de bir başkasını ekledim: Bazı kadınlar da (benim gibi) evlenerek, özgürlüklerini gönüllü olarak feda ederler. "Özgürlük" göreceli bir kavram aslında. Bana göre; tutsak bir insan, dışarıdakinden daha özgür sayılabilir; çünkü ilkelerinden, kişiliğinden ödün vermemiştir, düşlerinde özgürdür... Dışarıda birbirlerine ve birilerine, önyargılarına, bağnaz düşüncelere, nefislerine, kendi "ben"lerine, paraya pula, işine, eşine daha pek çok şeye tutsak yaşayan kişiler varken... Ben özgürlüğüme çok düşkünüm, ama bunun bir kısmından gönüllü olarak vazgeçebilirim; vazgeçtim de... Ama, bu kişiliğimden ödün verme, kendim olmaktan çıkma noktasına dayanıp, bana ve yaşamıma, sevdiklerime (özellikle de evladıma) zarar verecek duruma geldiğinde sonlandırırım. Örneğin; çocuğuma belli bir yaşa kadar yeterli ilgi, sevgi, şefkat gösterebilmek, onu emanet edecek güvenilir bir kişi ya da kurum bulamamam nedeniyle, mesleğimden, kariyerimden ve kazancımdan vazgeçerek, parasızlık nedeniyle bazı özgürlüklerimi feda etmiş ya da ertelemiş olmam - her ne kadar günümüz Türkiyesi ya da yaşam koşulları beni buna zorlasa da - bireysel tercihimdir; gocunmam. Ama, yaşım geçmesin (aman "evde kalmış" demesinler), yaşamımı güvence altına alayım, sırtımı birisine dayayayım, başkaları namusuma laf etmesin, başımda bir erkek olsun, "sahipsiz kalmayayım" diye de evliliğe mahkum edemem kendimi. (Çünkü, ben sahipsiz ve yalnız olmadığımı biliyorum. Allah'a inancım ve güvenim sonsuz. Dolayısıyla, kendimi de evladımı da önce O'na sonra kendime emanet ediyorum. O'ndan başka da kimseye hesap vermem!)

Bilgi, inanç, özgürlük, cesaret ve güç biribirine bağlı kavramlar. Gerçekten özgür olmayan bir insanın gücü ve cesareti yoktur; bilgisi önyargılar ve kalıplar içerisine sıkışmıştır, sağlıklı düşünemez, davranamaz, iletişim kuramaz, sevemez.

Mustafa Kemal Atatürk, öğretmenlerden Cumhuriyet için "Aklı hür, vicdanı hür" nesiller yetiştirmelerini isterken; bunun düşünsel ve yaşamsal derinliğini, gerekliliğini farkeden kaç kişidir? Devlet yöneticileri, öğretmenler, aileler, ana babalar, toplum; insanın kendini gerçekleştirebilmesi, özgürleşmesi, özgürleştirmesi, gelişmesi, geliştirmesi, gerçekten sevip, sevginin karşılığını verebilmesi, ruhsal ve bedensel sağlığı, yani gerçek bir İNSAN olabilmesi için şart olduğunu biliyor mu? Öyle ise niye çocuklarımızı özgür, kendine yeterli bireyler olarak yetiştiremiyoruz, niye başkalarının özellikle de kadınların özgürleşmesi bu denli rahatsızlık yaratıyor? Özgürleşmek salt kadının değil; insanlığın zaferi sayılacaktır.

Bırakın; "Doğru"yu özgür irade, akıl ve vicdanımızla bizler de çocuklarımız da kendimiz bulalım. O zaman tüm farklılıklara karşın birbirimizi sevmeyi, dünyayı güzelleştirmeyi becerebiliriz.

Gülçin ERŞEN – 9 Mart 2015 / Güllük

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 101
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 807
Kayıt tarihi
: 06.07.11
 
 

Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu (İletişim Fakültesi) Radyo ve Televizyon Bölümü mezun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster