Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '08

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
273
 

90+5 şampiyonluğun habercisidir

90+5 şampiyonluğun habercisidir
 

Bravo Semih


Çarşamba gecesi Türkiye’nin dört bir yanına büyük coşku veren topçularına teşekkür için mabedine koşmuştu taraftarlar. Bu nedenle ılık bir bahar akşamında tribünler derbi ve Şampiyonlar Ligi maçları sonrası en kalabalık gününü yaşıyordu. Üstelik Fenerbahçeli olmanın gururunu çocuklarıyla paylaşmak isteyen babalar çocuklarını da koluna takıp getirmişlerdi Saraçoğlu’na.


Düşünün, Çarşamba günü tarihinizin en önemli maçını oynuyor, karşınızdaki dünya devini 1-0 geriden muhteşem bir geri dönüşle 2-1’le geçiyor ve 3 gün sonra liginizin bitimine 6 hafta kala ligin tepesinde kalabilme mücadelesine çıkıyorsunuz.


Yine bu maçtan sakatlık almadan ve demoralize olmadan çıkıp 3 gün sonraki tarihi maçta oynayacaksınız. Dolayısıyla çok da kolay değil.

Açık söylemek gerekirse, Kayserispor'un da boş takım olmaması nedeniyle, maçın çok zor geçeceğinden puan kaybı benim için sürpriz olmayacaktı. Üstelik bu sezon geriye dönüp baktığımızda en çok puan kaybını Avrupa maçları sonrası yaşamış Fenerbahçe.


Böyle olmadı konsantrasyon sorunu yaşamadılar. Beni tekzip ettirircesine maça başladılar. Çarşamba kadrosundan sadece 4 oyuncusunu dinlendirebilmişti Zico. Kaleye Serdar’ı Luganonun yanına Yasin’i, Önder’in yerine Gökhan’ı ve Uğur’un yerine de Carlos formayı giymişti. İlk 20 dakika dolduğunda Fenerbahçe’nin bu maçı çok rahat kazanacağını ve hatta fark atabileceğini düşünmüştüm. Sol kanatta Carlos tutuk ve ürkek gözüküp pek sol kanat olmasa da, Deivid sağda ruh ikizi Gökhan’ı bulmuş olmanın sevinciyle sağ tarafı dantel gibi işlediler. Üst üste müthiş ataklar yapan ve artık alıştığımız o kendine özgü 15-20 dakikalık öldürücü darbe bu sefer Fenerbahçe’ye golü getirmedi ama yine kendi özgüvenini hatırlattı. “Ben bu maçı nasıl olsa alırım”


Bu düşünce içine girdiği anda duran Fenerbahçe, karşısında taş gibi bir takım buldu. Önde Cangele ve Iglesias’la basan Kayseri ortada alanda Saidou arkadaşlarıyla çok direniyordu. Fener’in o süper başladığı 15-20 dakikayı atlatan Kayseri bulduğu ilginç ve karambol bir golle devreye 1-0 önde ve mutlu bir şekilde girerken maçın hakemi de protestolar altında soyuna odasının yolunu tutmuştu.


İlk yarıda Fenerbahçe’de oyunda gözükmeyen Carlos, ’un daha önceki maçlarda neden oynamamış olduğu belli oldu. Hazır değil ve tekrar sakatlanmaktan korktuğu gayet açıktı. Yine ilk yarı maçta pek gözükmeyen ikinci isim Kezman oldu.. Bu aksamayı iyi gören Zico ikinci devreye aynı 11’le başlasa bile, 54 ve 60 da onların yerine Kazım ile Semih’i oyuna aldı. Bu değişikliklerle birlikte devre yine Fenerbahçe’nin üstünlüğü fakat Kayserispor’un sert ve dirençli savunmasıyla geçti.


Maçın ikinci yarısında Deivid’in de oyundan çok düştüğünü gördük, Gökhan Çarşamba oynamadı ama istendiği gibi bindirme de yapamadı. Alex bir-iki maçtır yıllık izninin bir bölümünü kullandığından asistlerine ara vermiş gözüküyor. Umarım Chelsea maçında geri dönmüş olur. Ayrıca bu maçta Yasin’in de Lugano ile yan yana oynamasını çok doğru bulduğumu söyleyemem. Çünkü Yasin, Lugano ile aynı formatda bir oyuncu. Eğer Yasin oynayacaksa Lugano ile değil Edu ile birlikte oynamalı. Çünkü en azından fizik mücadeleyi Yasin yapacaksa topla oynamayı ve oyunu başlatmayı Edu yapmalıdır. Maldonado ise yan top oynamaya devam etmekte. Topları iyi kesiyor fakat oyunun hücum kısmında hiç olmadığı gibi birkaç pozisyonda da ağır olduğunu gördük. Kötü giden maçlarda tribünlerde Maldonado’ya protesto gelirse şaşırmam. Yani Maldonado hiçbir zaman Appiah olmayacak.


Beklenen gol Alex’le penaltıdan gelince Kadıköy’ün çocukları yine sevinmiş oldular. Bu golden sonra maç, gerçekten sinir harbine döndü. Fener’in atakları, Kayserisporlu oyuncuların yerlerde yatmaları, hakemin bunlara müsaade etmesi ve Fener’in kontraya yakalanması tehlikeleriyle son bölümlere yaklaşıldı.


Filmin sonu yine mutlu sonla biter. Esas oğlan tehlikeyi sezer ve kulübesinde çubuklu sarı-laci kostümünü üzerine çeker ve golünü atar. Bu süper kahramanda herkes gibi Tanrı’nın da sevgili kulu olan Semih’den başkası değildir. Böylece 90+5’deki vuruşu ile son düdük gelmiş olur.


Bana göre de bu 90+5 golü şampiyonluğun da habercisi olur. Tıpkı 9 Nisan 2005’de, ligin son haftalarında, Serhat’ın Sakarya deplasmanında, topu önce öpüp, sonra korneri atması ve ardından, Luciano’nun kafa ile topu ağlara gönderdiği gol sonrası, alınan 3 puanın o yılın şampiyonluğunu getirdiğine inandığım gibi.


Bu sene diğer rakiplerde çok kez doksan artılarda goller buldular ama bu son gol ligi en çok hak edene gitmiş oldu.


Fenerbahçe oyunun son bölümünde rakip kaleye yığınak kurmasıyla bu maçı almayı çok istedi ve başardı. Kayserispor 1 puan yerine 3 puan için mücadele etseydi skorun farklı olmasından başka alınan puanlarda farklı olabilirdi.


Fakat bu maçta akılda kalan şeylerden biri de Kayserili futbolcuların çok fazla yerlerde yatmaları oldu. O kadar çok yerlerde yattılar ve vakit çalmaya oynadılar ve hakemi baskıladılar ki, (buna yedek kulübesi de dahil) maçın hakemi 3 kez tribünlere saatini göstererek “zamanı durdurdum” mesajı verdi. Fakat verdiği bu mesaj eyleme dönüşmedi. Hakem bu mesaja rağmen nedense maçı sadece 5 dakika uzattı. Üstelik verdiği vermediği kararlarda da son derece tutarsız ve ilkesizdi. Yine Kayserisporlu oyuncuların kendi otoritesine yönelik eylemleri de cezalandırmaması dikkat çekti. Geriye dönüp bakınca Kayseri’nin bu agresif futbolunu diğer rakiplere karşı neden gösteremediğini de bilmek lazım. Ligin son haftalarındaki hakemlerin çok formda olmaları gerekmekte. Bu tip eylemlere çanak tutmamak gerek. Hakemler hiçbir şey yapmayıp, sadece şampiyonlar liginin hakemlerini seyretseler bile yetecektir.


Fenerbahçe aldığı 3 puanla rakiplerinin moralini bozmayı başardı ve bu fikstüre rağmen şampiyonluğun en güçlü adayı artık benim dedi. Şimdi düşünme sırası onlarda….


05.04.2008

Ahmet ÇELİKSÜNGÜ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

okumanızı/okutmanızı çok isterim http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=102474 Mustafa Tayfun

Mustafa Tayfun 
 07.04.2008 17:36
Cevap :
Merhaba, ben reçetede yazdığınız ilaçla yaşıyorum. O kesilirse, benim de hayatla bağım kesilecektir :) Sevgiler...  07.04.2008 18:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 252
Toplam yorum
: 490
Toplam mesaj
: 89
Ort. okunma sayısı
: 934
Kayıt tarihi
: 17.03.08
 
 

74'ün İstanbulunda, Sultan şehri Üsküdar'ın, kız çocuklarına "Zeynep" erkeklerine "Kamil" adı kon..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster