Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Aralık '06

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
5195
 

Çocukluğun soğuk geceleri..

Çocukluğun soğuk geceleri..
 

Bir Tezer Özlü kitabı daha bitti, "Çocukluğun soğuk geceleri"
Bir insan yalnızsa ve bir cumartesinin içinde bir Tezer Özlü kitabının ardından nasıl bir ruh haline sahip olabilirse tüm insaniyetimle, o ruh haline sahibim işte.. Tokat yemiş gibi.. Kaçar gibi okudum bu kitabı.. Kaçar gibi bitsin istedim.. Bitsin bir an önce, nefesimin daraldığını hissettim çünkü.. Kitap bitmeden bırakamazdım..

Beni de çocukluğumun soğuk odasına soktu, sanırım bu iç bunaltıcı akşamüstü vaktinde bunu ancak Tezer Özlü yapabilirdi.. Peki canım ne mi çekti? Uzun bir yürüyüş, uzun ve yağmurlu bir Beyoğlu gecesi, uzun bir yokoluş ve bilmediğim uzun upuzun sokakları olan gri bir kent.. Evet bu kitabı bitirdikten sonra canım bunları çekti.. Hüzünlü bir saksofon sesi var şu an odamda, canımın çekme halini daha da şiddetlendirecek cinsten.. Bu müzik, yazın çıktığım o uzun yolculuğu anımsatıyor bana, kliması çalışmayan otobüsün camından yansıyan yüzümü.. Akdeniz’in belki de en güzel kasabasındaki o yeşil, havadar mola yerini, mola yerindeki tahta masaları, tadına ilk kez doyamadığım o yalnızlığı ve yollarda olma halini özletiyor bana.. Bir kez daha ait olamama hissinin yaşatıyor, bir kez daha birikmiş anıların, geri dönüşümsüz ağırlığını hissettiriyor..

Okuduğum kitap elbette çok etken bir müziğin bunları çağrıştırmasında..

Kitaptan bir alıntı yapmak istiyorum;

"Eski çağlarda belki kumsalda da sevişti insanlar. Dalgaları ayaklarının altında duydu. Ben ya da bir başkası böyle yaşadı Akdeniz’i. Böyle yaşayacak. Binlerce yılın güneşini şimdi ben bekliyorum, antik tiyatronun taş basamağında oturmuş, doğaya bakıyorum. Birkaç saat sonra buradan ayrılacağım. Büyük kente döneceğim. Uzun süre yalnız güneşin doğuşunu, batışını, bulutların rüzgarla birlikte koşuşunu, yağmurlu, yağmurdan sonra çok ender görülen gökkuşağını ve gökkuşağının mora bürüdüğü denizleri, dilediğimce seyretmek isterdim.oysa koşullandırılmış bir büyük kentliyim. Doğadan ayrılıp, beton alanların, asfalt yolların kıyısındaki taş yapılara, apartmanlara döneceğim.."

O yolculukta günlüğüme yazdığım notlardaki ve Tezer Özlü’nün bu paragrafındaki büyük benzerlik, sersemleştirdi beni.. Özellikle "koşullandırılmış bir büyük kentliyim" cümlesine ait o duyguyu -o duygunun adı her neyse- tüm iliklerime kadar hissetmem..

Şu an, bu şehirde, bu yılda, bu anlamsızlıkta yaşıyor olmanı istemek biliyorum üst düzeyde bir bencillik olurdu sana dair, seninle sadece 2 çift laf edebilmek için, biraz olsun zamanı paylaşabilmek için.. Ne acıdır ki doğduğum yıl gitmişsin bu dünyadan.. Bir yandan da iyi ki yoksun demek istiyorum, çünkü gitgide yaşanılabilir bir yer olmaktan çıkıyor bıraktığın dünya.. Oysa sen varken de böyle değil miydi?.. Acaba dünyanın yaşanılabilir bir yer olması veya olmaması sadece algılayışımızla mı ilgili.. Bu fikir öyle ürkütüyor ki beni Tezer Özlü.. Biliyorum olsaydın, anlardın.. "İnsan ölümünü kendi kendine ölüyor" diye söyleyen sen değil misin sanki..?

Umarım hasret kaldığın uykuya doyabiliyorsundur.. Burada olmasanda kelimelerin, var ettiğin o kadınsal duyarlılıkla örtülü, delilik süsü verilmiş kelimelerin yalnız olmadığımı hissettiriyor bana.. Selam olsun sana..

"Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. Hiçbir şey, hiçbir korku... Aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından.. Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelerde otur -artık hiçbir yerdesin.."

"Benim en büyük mutluluğum her şeyden kaçmak. Tüm çocuklardan, tüm acılardan, tüm sevgilerden, tüm orgazmlardan, tüm gecelerden, tüm günlerden. her hilal aydan, her ülkeden. Ben her gece ölüyorum. Her sabah yeniden canlanıyorum. Her yirmi dört saatlik zaman dilimi hem ölüm hem yaşam aynı zamanda..."

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

şimdi bu kentte, bir yılın ucunda, ille de yalnız; yıllar önce o denizli şehirde, o kitapla, vapurda gözyaşısız ağlayışımı hatırladım.. sabah sabah oldu mu şimdi... haydi gidicez mecbur yaşamın ucuna....

Topestotitanik 
 31.12.2006 10:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 1623
Kayıt tarihi
: 28.10.06
 
 

notalar, kelimeler, renkler, kareler, insanlar ve kentler karışımı biriyim....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster