10 Kasım ’ın ülkem için önemi yadsınamaz.
Atatürk , Ceyhun Atuf Kansu’nun deyişiyle Kurtuluş Savaşlarının Babası Gazi Mustafa Kemal, 10 Kasım’da daha bir yücelir. 1938‘den bugüne uzanan zaman diliminde, onun izinden gidilmediği, ilkelerinden sapıldığı söylenegelmiştir.
Bugün de değişen bir şey yok.
Her 10 Kasım’da bakıyorsunuz herkes Atatürkçü. Onun sözleri, bazen uluorta kullanılıyor.
“İşte biz de onun izindeyiz.” ya da “O, olsaydı, bizim gibi düşünürdü.” denmeye getiriliyor.
Topluma mal olmuş insanların, toplumun her kesimine seslenmesi, onları kucaklaması kadar doğal ne var?
Bu, niyetler ne olursa olsun, Atatürk’ün büyüklüğünün kanıtıdır. Bu arada, şu tür soruların yanıtı verilmelidir:
Atatürk’ün sadece bir sözünü sloganlaştırmak ne ölçüde doğru ve gerçekçidir?
Atatürk’ü bir bütün olarak düşünmek, onu genel felsefesi ile benimsemek, o doğrultuda “iş yapmak” gerekmez mi?
*****
Bu yıl 10 Kasım, TBMM’de farklı bir gün olarak belleklerde kalacaktır.
“Demokratik Açılım” diye adlandırılan “açılım”ın 10 Kasım’da TBMM’ye taşınması tartışma konu oldu. Muhalefetten CHP ile MHP, “açılım”ın bugünde TBMM’de ele alınmasına karşı çıktı, ama Meclis çoğunluğu görüşmenin 10 Kasım’da yapılmasına karar verdi.
Şimdi, gözler, 10 Kasım’da TBMM’de olacak.
Biz de, bu anlamlı günde, Kurtuluş Savaşlarının Babası Gazi Mustafa Kemal’i kendi sözleriyle anma gereksinimi duyduk.
Şimdi, söz, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’de:
*****
1919 yılı Mayısı’nın 19‘uncu günü Samsun’a çıktım.
Genel durum ve görünüş:
(...) Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir “Ateşkes Anlaşması” imzalamış. (...) Ordunun elinden silahları alınmış ve alınmakta. (...) İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da, Adana ilinde Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep’e İngilizler girmişler. Antalya ile Konya’da İtalyan birlikleri, Merzifon’la Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yanda yabancı devletlerin subay ve görevlileri ve özel adamları çalışmakta. (...) 15 Mayıs 1919’da İtilaf devletlerinin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor. Bundan başka, yurdun dört bir bucağında Hırıstiyan azınlıkları, gizli açık, özel istek ve amaçların elde edilmesi, devletin bir an önce çökmesi için çalışıp duruyorlar. (1)
*
Bu durum karşısında tek bir karar vardı. O da, ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak. (...) Bu kararın dayandığı en sağlam düşünüş ve mantık şu idi:
Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve saygın bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönenmiş olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar toplumlar karşısında uşak durumunda kalmaktan öteye gidemez.
Yabancı bir devletin koruyuculuğunu ve kollayıcılığını istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve becerisizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten de bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir buyurman getirmeleri hiç düşünülemez.
Öyle ise, ya bağımsızlık, ya ölüm!
İşte gerçek kurtuluşu isteyenlerin parolası bu olacaktır. (2)
*
(...) sırası gelmişken, saygıdeğer ulusuma şunu öğütlerim ki: bağrında yetiştirerek başının üstüne çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz mayayı çok iyi incelemeye dikkat etmekten, hiçbir zaman geri kalmasın! (3)
*
Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız görevin özüdür. Bu görev, bütün ulusa ve tarihe karşı yüklenilmiştir. Bu görevi yüklenirken ne ölçüde yapabileceği üzerinde hiç kuşkusuz çok düşündük. ama sonunda edindiğimiz kanı ve inanç, bunda başarı sağlayabileceğimiz yolundadır. (...) Tam bağımsızlık demek, kuşkusuz siyasa, iktisat, adalet, askerlik, kültür... gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. (4)
*
Özgürlük ve bağımsızlık benim öz yapımdır. Ben ulusumun ve bütün atalarımın en değerli kalıtlarından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım. Çocukluğumdan bugüne değin aile, özel ve resmi yaşamımım her evresini yakından bilenlerce, bu aşkım bilinmektedir. Bence bir ulusta onuru saygınlığın var olması ve kalıcı olabilmesi kesinlikle o ulusun özgürlük ve bağımsızlığa sahip olmasıyla olanaklıdır. (5)
*
Ey ülkesini seven ve ülkesi, ulusu için yaşamını gözden çıkarmaktan çekinmemiş bulunan değerli yurttaşlar! Hep birlikte bütün dünyaya açıkça belirtelim ki, bunca devrimlerin bilinçli yiğidi olan bu ulus, uygarlık güneşinin sıcaklığını almıştır. (6)
*
Ulus bizi buraya gönderdi. Ancak, yaşam boyu biz burada ve bu ulusun yönetimini ve egemenliğini bize bırakılmış kalıt gibi temsil etmek için toplanmış değiliz. Ve bizi toplamak ve dağıtmak hakkına hiç kimse sahip değildir. Ulus bilmelidir ki bir günde vekillerini toplar ve gönderir. Burayı kimsenin kayıt altına almaya hakkı ve yetkisi yoktur ve olmamalıdır. (7)
*
(...) Türk ulusunun yönetiminde ve korunmasında ulusal birlik, ulusal duygu, ulusal kültür en yüksekte göz diktiğimiz ülküdür.(8)
*
Kimi kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl dinsizlik onların bu sanısıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslamların kâfirlere tutsak olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir. (9)
*
Efendiler, ve ey ulus, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, tarikat öğrencileri ve kapılanmışları ülkesi olamaz. (10)
*
İçinizde ülkeyi ve ulusu en çok seven, usuna, kavrayışına, vicdanına en çok güvendiğiniz insanları seçiniz. Ancak böylelikle Meclis sizin dileklerinizi yerine getirmeye , yaraşır olduğunuz gönenci sağlama gücüne sahip olacaktır.(11)
*
Bir adam ki ülke ve ulusun mutluluğunu düşünmekten çok kendini düşünür, o adamın değeri ikinci kertededir. Asıl değeri kendine veren ve bağlı olduğu ulus ve ülkeyi ancak kendi kişiliği ile var sayan adamlar, ulusların mutluluğuna hizmet etmiş sayılmazlar. Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenlerdir, uluslarını yaşamak ve ilerlemek olanaklarına kavuşturanlardır. Kendi gidince ilerleme ve eylem durur sanmak aymazlıktır. (12)
*
(....) ulusal eğitim temel olduktan sonra onun dilini, yöntemini, araçlarını da ulusal yapmak zorunluluğunu tartışmak olanaksızdır. Ulusal eğitim ile geliştirilmek ve ve yükseltilmek istenen genç beyinleri bir yandan da paslandırıcı, uyuşturucu düşsel gereksizliklerle doldurulmaktan kaçınmak gerekir.(13)
*
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyor ve duyuyorsanız, bu yeterlidir.
DİPNOT:
(1) Nutuk, Cumhuriyet Halk Fırkası Genel başkanı olan Mustafa Kemal Paşa’nın 15 -20 Ekim 1927 tarihlerinde, yerli ve yabancı basın mensuplarının da katıldığı partisinin 2. Kongresinde gerçekleştirdiği otuz altı buçuk saat süren tarihsel konuşmasının metnidir. Mustafa Kemal, bu tarihsel konuşmasında Kurtuluş Savaşı’nı anlatır. Nutuk, 1919-1927 yılları arasını kapsar. Eski Türk Dil Kurumu, “Nutuk” adıyla yayımlanan bu konuşmayı Türkçeleştirdi, “Söylev” adıyla iki cilt olarak yayımladı.
Bu alıntı “Nutuk”un giriş bölümden ( S I , s.1)
(2) M. Kemal, İngiliz koruyuculuğu, Amerikan güdümü, bölgesel kurtuluş yolları çarelerine karşı, kendi kararını açıklıyor ( S I, s.9-10)
(3) Sakarya Savaşı’ndan sonra Fransa adına, 9.6.1921 günü Ankara’ya görüşmeye Fransız diplomatı Franklin- Bouillon’a, M. Kemal’in “tam bağımsızlık” anlayışı konusunda söyledikleri ( S II, , s.457)
(4) İstanbul hükümeti nazırları Ahmet İzzet Paşa ile Salih Paşa’yı eleştiren sözler. ( SÖYLEV II, TDK, 1978, , s.445)
(5) 24.4.1921’de Hakimiyeti Milliye gazetesi yazarlarıyla konuşmasından (ASD III, s. 24)
(6) 28.81925 günü, Şapka devrimi gezisinde İnebolu’daki konuşmasından (ASD II, 211-212)
(7) 1.12.1921 günü, Bakanlar Kurulu’nun görev ve yetkilerini belirleyen yasa tasarısı üzerinde konuşurken (ASD I, s. 185)
(8) 4.2.1934 günü, seçimlerle ilgili bildirgeden ( ASD IV, s.573)
(9) 24. 10.1919 günü Amasya’da Tasviriefkâr gazetesi muhabiri Ruşen Eşref ( Ünaydın)’e verdiği demecinden... (ASD III, 1954, s.9)
(10) 28.8.1925 günü Şapka devrimi için çıktığı gezide, Kastamonu’da yaptığı konuşmadan
(ASD II, s.217)
(11) Adana konuşmasından, seçimle ilgili bölüm (ASD II, s.124)
(12) 17.3.1937 akşamı Ankara Palas’ta, Romanya Dışişleri Bakanı Antonescu onuruna yaptığı konuşmadan (ASD II, s. 278)
(13) 22.9.1924 günü Samsun’da öğretmenlerle yaptığı konuşmadan (ASD II, s.200-2001)
Kısaltmalar:
S ( Söylev)
ASD (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri)