Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '17

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
529
 

Babamın Kanatları

Babamın Kanatları
 

Babamın Kanatları, bir yüzleşmeye davet ediyor izleyiciyi.


Bir kaldır başını. Gördün mü? Yoksa arka sokağa bak. Değilse işe giderken hemen yol üstündeler, göğü delen inşaatların içinde. Ne başta baret, ne göğüste can ipi hınca hınç indiriyorlar keseri yirmilik çivinin  tepesine. Binbir renkli boyaya belenmiş resim paleti değil tuğla  paleti onlar, biri boşalıyor diğeri doluyor.Gözü dönmüş iştahımıza, gösteriş merakımıza, birine sahip olsak pirüpak olacak zannıyla yaşadığımız hayatımıza bir örnek bina yetiştiriyorlar. Yetişmediği oluyor. Başlarında dili kırbaçlı ara patron beliriyor o zaman ve şırrak diye vuruyor lafını. Ama iş, hakkını almaya geldiğinde kuzulaşıyor. "Bugün git hele, yarına Allah kerim." O da üst  patrondan bekliyor alacağını. Bir patronlar silsilesi halinde kalınca, küfür kattıkları oluyor işin harcına. Öfkeyle karılıyor beton. Harca bıçak gibi saplanıyor kürek. Sövüp sıvarken kimi kez bir  yanık türkü dökülüyor ortalığa. Keşfedilmekten çoktan caymış bir halde, yıkılıyor hançereler.

İnşaat işçileri diyorum kavruktur. Bakar görmeyiz suretlerini. Emeğini de saymayız  kendisi gibi. Emek insanın her şeyi değil mi? Vinç  gıcırtıyla çıkıp indikçe, çark döndükçe geliyor sesleri: "Hoop!", "İndiir!", "Yollaa!"  Şehrin temaşasında kaybolup gidiyor sonra.

Çalıştıkları inşaatlar tamamlandı mı, dev reklam panolarıyla şehrin en görünür yerine asılacak. Neon ışıklarıyla taçlandırılıp, 'al beni al beni' diye bağır bağır harflere sarılacak. Çalışırken  yağ tenekelerine attıkları üç beş çıtayla ısınıp, soğan ekmeğe talim ettikleri yerler, büyük puntolarla göze sokulacak. Adına akla gelmedik jelibonlu isimler konacak. Yaşam formları koş vatandaş! Yetişen alıyor! Yeniden doğuş üniteleri bunlar. Billur Köşk'ler, cafcaflı odalar...En görünmez yerine de pirinç tanesi yazılarla ödeme planı koyacaklar. Ama bir satış ofisine buyurun hele ayak üstü olmaz. Neredeyse, şimdi al hiç ödeme. Üstü kalsınvari cambazlıklarla yüzde beşyüz kâr. Her biri şımartılmaya meyyal obez ruhumuzun tapınakları olacaklar. Nefes bile almana gerek yok. Onu da veriyorlar zahir. Herkes kör, alem sersem ya (!)  Şimdi al  ödemesen de olur. Tahsilatını onlara bırak.

Ne kıyı kalmış ne bucak. Yer-deniz betondur  beton. Demir filizleri  arasına sıkışıp kalmışız. Düşmez yolumuz o inşaatlara. Dökülen ter, akan kan temizlendikten sonra düşerse düşer. Alıcı gözüyle gidip bir güzel gezeriz odalarını. Şurada İbrahim Usta dayamıştı sırtını duvara. Kırk yıllık   duvar ustası. Kanser demiş Doktor, Şakül'ü  kaymış elinden. Tam kıt kanaat emekli olmayı kurarken deprem olunca sil baştan başlamış her şeye. Ailesi Van Erciş'te, O İstanbul'da. İkisi de Konteynırlar'da. Bir kâğıda çiziktirilmiş beş kalem borç. İstedikleri bir göz eve tonla para.

Şu gezdiğin en güzel manzaralı odada duvarı yanlış yapmış diye zılgıtı yemişti  İbrahim Usta. Bu yaşında  laf yemek. Sigarayı bir nefeste yarılamıştı.  Yapmış yapmasına da şimdi dört yanı duvarla çevrili, her şeyden izole "güvenli" sitemize  ayağını  sokamaz  artık. Yıllarca  borçlanmaya   can attığımız  yere ancak biz  girer biz çıkarız kime ne?

Şimdi değil ama. İnşaat alanıdır girilmez. Girsen göreceksin. Say ki İbrahim Usta senin koca kanatlı kartalın.Sen onun küçük evladısın. Cebinde yüz lira para. Çok göresi geldi.Denkleştirse yolluluğu bağrına basacak seni. Bir kahve içimlik zamanda anneni  görüyor, seni, ablanı. Buğday başağı gibi okşuyor saçlarını. Ama ancak rüyasında oluyor bunlar. Hasretliktir resmini yapıyorsun babanın. Kahramanınmış. Tam ortasına onu çizip, görüntülü konuşurken gösteriyorsun.Sığdıramamışsın kanatlarını kâğıda.Farklıymış çünkü, yükseklerde çalışıyormuş.

Yüksek olmasına yüksek. Aşağıdan baksan boynun tutulur. Küfürle büyüyor her katı. Bitince bir dal ağaç konduruyorlar etrafına tabak kenarındaki yeşillik gibi. Hani reklam panolarında kuşlar ötüyor çiçekler açıyordu. Hele de kuşlar, alabildiğine kuşlar...Hiçbiri  konacak yer bulamıyor oysa.

 Kırk yıldır duvar örüyor İbrahim usta. O duvarlar  labirent gibi sarmış yaşamını. İnşaat çölleri tuzla buz etmiş gövdesini. Doktor kanser diyor. Memlekete dönse, ne elde var ne başta.  Kemoterapi'ye başlaması gerek. Kim çalışacak peki?  Emekli olsa yok öyle, daha ödenecek günü varmış. Çekeceği  bitmedi daha. Söylese kanserim diye kapının önüne koyarlar. Duvara çaldığı sıva gibi bakıyorlar adamın suratına. Hakkını istemedikçe senden iyisi yok. Olmaz böyle, haktı, emekti, birlikti diyeni de  yiğenin Yusuf  ispiyonluyor.  O da işçi nihayetinde. Bir kız seviyor. Büyütecek güya işleri, bir aile kuracak. Yusuf, patronla iş tutmak, işçilerin başından ayrılmamakta buluyor çareyi. Sen bana lazımsın diye pohpohlanmayla olur sanıyor.

Kanser, İbrahim Usta'nın canına günden güne yayılıyor. Günler borç gibi dizilmiş boğazına. Malayı alıp sıvayı çalmaya dermanı yok. Hakkını almaya utandırılmak, yüzünü karartarak para  istemek, sonunda da bahşiş kâbilinden eline  üç kuruş saymaksa gırla.

İbrahim Usta, bırakıyor kendini o sahip olunmak için çıldırdığımız Billur Köşk inşaatının tepesinden aşağı. Ölmekle de kurtulunmuyor ki! Kan parasını ucuza getirmeye alışmışlar. Ama eşi buna  'he' der mi? Demez. Demeyenler arttıkça  İbrahim Usta'lar ölse de gam yemez.

Notlar: Kıvanç Sezer'in ilk yönetmenliği. Bir üçleme olarak planlanan, festivallerden de hatırı sayılır ödüllerle cesaretlendirilen, Yönetmen Özcan Alper'in de katkılarının olduğu hayli etkileyici bir film.

İkincisinde evleri satın alan orta sınıfa kamerasını yöneltmeyi planlayan yönetmen, sonuncusunda da evi satanları işleyerek üçlemesini tamamlamayı planlıyor. Eleştirel-gerçekçi yöntemi bir anlatış tarzı olarak benimseyen  genç yönetmen, ülkemizde eksikliği hissedilen bu türün altından başarıyla kalkmayı bilmiş.

Konuyu dağıtmadan, söyleyeceğini derli toplu ve etkili bir hikâyeyle anlatan Babamın Kanatları, yaşananlara  Kader demenin yanlışlığını, bu yanlışın kimlerin elinde ve  ne şekilde tezahür ettiğini de  net şekilde ortaya koyarken bunu parmak sallamadan öğretici,öğütçü bir üslûba kaçmadan yapıyor.

Yılların yardımcı rolleriyle görmeye alıştığımız Menderes Samancılar, filmin başrolünü adeta üzerine giyinmiş. Diğer rollerde Yusuf (Musab Ekici) ve Nihal de ( Kübra Kip) oldukça başarılı.

Ağır havayı Yusuf'un komik mizacıyla yer yer dağıtması ve iki  hikâyenin ayrıymış gibi  ama aynı eksende yürümesi filme de  bir nevi hava aldırmış. Keza müziklerin de benzer bir etkiyi yaptığı söylenebilir.

Atmosfer açısından plato, stüdyo vs. yerine bizzat inşaat alanlarının kullanılması ve bu alanların gerilim unsuruna dönüştürebilmesi, yine  işçilerin çalışırken ki ritmik sesleri, her an bir kaza olabileceği endişesini aktarmakta oldukça başarılı.

Kesinlikle görülmeye değer.

Yaz Hamra Aydemir, Ersin Kabaoglu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Usta kaleminizden ak sayfalara- ve acı bir tad ile yüreklerimize-dokulen dolu dolu, bilgece derlenmiş bir kritikdi okuduğum.Kutlarım...

Ersin Kabaoglu 
 15.02.2017 16:42
Cevap :
Ustalık,bilgelik haddim değil.Sadece Yusuf Atılgan'in Aylak Adam'da nefis anlattığı bir bölüm geliyor aklima böylesi güzel filmler sonrasında."Sinemadan çıkmış insan" Bu hüzünbaz farkındalıkla doluyor insan hepsi bu..selamlar, sağolun   15.02.2017 17:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 104
Toplam yorum
: 1268
Toplam mesaj
: 117
Ort. okunma sayısı
: 1204
Kayıt tarihi
: 02.12.06
 
 

Susmanın erdem sayıldığı bu topraklarda, bir uzun suskunluğa içimdeki kelimeleri gömdüğüm oldu. S..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster