Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Anadolum Ayağa Kalkarken Üsküdar Rıza

http://blog.milliyet.com.tr/ruskudar

01 Ekim '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
147
 

Beklenen Zamanın Eşiğinde (3)…

Beklenen Zamanın Eşiğinde (3)…
 

(Günceler)                                                                                 

-3-                                                                                                                 05.01.2017 Perşembe

Yakınçağ başlarında Batı Avrupa’dan başlayarak bütün dünyada zorunlu eğitim uygulamasına geçilmiştir. Zorunlu eğitim başlangıçta ilkokulu kapsarken, ilerleyen dönemlerde ortaokul ve liseyi de içine alacaktır.

Bizde II. Mahmut ile başlayan zorunlu eğitim, aynı zamanda klasik Osmanlı medreselerinin dışında rüştiye (ortaokul), idadi (lise) ve Darülfünun (üniversite) gibi Batı’dan örnek alınan eğitim kurumlarının açılmasıyla toplumdaki ikili dünya görüşü de iyice belirgin hale gelmeye başladı.

Bu ikili dünya görüşü de gösteriyor ki eğitim kurumlarına gelmiş geçmiş bütün uygarlıklarda genç kuşakları eğitme, onları uygarlığın sosyoekonomik yapısına kazandırma misyonu yüklenmiştir. Cumhuriyet’e geçişte medreselerin kaldırılması, eğitimdeki bu ikiliğe son verme amacına yönelik olsa da, toplumun din eğitimi talebinin karşılanamaması yeni dönemin bir handikabı olmuştur.

Son yıllarda gerek ülkemizde ve gerekse yurttaşlarımızın yaşadığı başta Avrupa ülkeleri olmak üzere pek çok ülkede medrese adı altında köprü altı diyebileceğimiz yasal olmayan eğitim kurumları faaliyet göstermeye başlamıştır.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’dayım, Edirne Kapı Şehitliğini ziyaret ettikten sonra Yavuz Sultan Selim Camii’ni uğradım. Burada iki gençle tanıştım, biri Samsunlu, diğeri Kırşehirli; Samsunlu Fransa’da, Kırşehirli Almanya’da yaşıyor. Sohbetimiz sırasında medrese öğrencileri olduğunu öğrendim, medrese eğitimi üzerine konuştuk bir süre.

Samsunlu olan Elektrik teknikerliği okumuş, neden mesleğini yapmadığını, bunun yerine medrese eğitimine yöneldiğini sordum. Kısaca medrese eğitimine ilgi duyduğunu söyledi. Bu durum içinden geçmekte olduğumuz süreç açısından oldukça düşündürücü.

Hiç şüphesiz bireylerin din eğitimi talebi karşılanmalı, bunla birlikte din adamı sınıfı olmayan dinimizin toplumsal anlamda sosyoekonomik sömürüye açılması da engellenmeli. Bunu yaparken eğitime ideolojik misyon yüklemek yerine, eğitim sürecinde çocukların ve gençlerin kendilerini tanıyacakları, yeteneklerine göre çeşitli meslek dallarına yönelmelerini de sağlayacak bilimsel bir nitelik kazandırılmalıdır eğitime.

Ne var ki sorun salt din eğitimiyle sınırlı değildir, bütün toplumsal kurumlar siyaset, din, eğitim, ekonomi, aile olmak üzere her biri bir sorun alanı olduğu gibi, aynı zamanda birbirlerinin sorun kaynağıdır da. Bu anlamda toplumsal kurumlar birleşik kaplar gibidir, her birinin ayrı bir işlevinin olduğunu da biliyoruz.

Her toplumsal kurum, işlevi noktasında, ya da onu da aşan bir boyutta toplumu mobilize etmeye kalktığında pek çok soruna yol açmıştır. Tarihi süreçler, bu türden sorunların yol açtığı acılara tanık olmuştur. İçinden geçmekte olduğumuz süreçte benzer acıları yaşatıyor insanlığa.

Nitekim Ortaçağ Avrupa’sında Papa ve din adamları sınıfının din, eğitim, bilim üretme ve siyaseti biçimlendirme gibi toplumu mobilize eden bir güç haline geldiğini, toplumların bundan kurtulma yolunda pek çok acı çektiğini, nihayet 15. ve 16. yüzyıllarda gerçekleşen Rönesans ve Reform hareketleri sonucunda ‘Laik’ denilen din adamı kisvesine haiz olmayan yeni bir öncü sınıf oluştu ki, bunlar ticari ve ekonomik hayatın güçlendirdiği burjuva sınıfı tarafından desteklenmiş, bilim üretme ve eğitim kurumunda etkili hale gelmişlerdir.  

Ne var ki bir adım sonra burjuva sınıfının biçimlendirdiği siyaset ile din adamlarının öncülüğüne son veren din adamı kisvesine haiz olmayan yeni öncü sınıfın bilim üretme ve eğitim kurumu üzerinden toplumu mobilize ettiğini görüyoruz. Bu da toplumların din adamı baskısından, ikinci adımda aydınlanmacı baskıya geçişi anlamına gelmektedir.

Batı medeniyetine yöneldiğimiz andan itibaren benzer süreçleri biz de yaşamaya başladık. Kaldı ki sorunun odağında ne din, ne de bilim vardır, Yakınçağ’da din-bilim çatışmasını körükleyen, geçmişin din adamları sınıfıyla, din adamı kisvesine haiz olmayan yeni öncü sınıfın siyaseti önce burjuvazinin egemenliğine, daha sonra da burjuvaziyle bürokrasi ortaklığına dayandırma çabası yer almıştır.

Din adamları Ortaçağ’da meşruiyetlerini din üzerinden sağlarken, Yakınçağ’ın elit egemenleri de meşruiyetlerini bilimle izah edeceklerdir. Bu anlamda dinin de bilimin de geçmişten bugüne birer meşruiyet aracı olarak kullanıldığı görülmektedir.

İnsanlık bu uzun zamanlı sorunlar yumağından kurtulmak istiyorsa, dini de bilimi de bir egemenlik aracı görmekten vazgeçmeli, dahası din kurumunu diğer kurumlar gibi toplumların geleceği noktasında araçsallaştırmadan yaşatmanın yollarını aramalıdır. Çünkü günümüzde sadece din kurumu değil, aynı zamanda siyaset, eğitim, ekonomi, aile de işlevleri noktasında sos vermektedir.

Toplumsal kurumların olmadığı bir dünyada ne yeni bir medeniyet inşa edilebilir, ne de medeniyet çizgisinin belli olmadığı dünyada insanlık geleceğe emin adımlarla ilerleyebilir. Bu gerçeği bugünlerde çok daha iyi anlıyoruz; ama hâlihazırda anlamak istemeyenlerin varlığı da bir gerçek.

Rıza Üsküdar

5 Ocak 2017/Eskişehir 

Nedim ÜSTÜN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3320
Toplam yorum
: 2141
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 526
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster