Milli Kurtuluş Savaşı'nda güçler mevzilenmesi: Kim kimin yanında durmuştur?
Daha önceki yazılarımızda, Milli Mücadelemizi 1914 yılında Dünya Savaşı’yla başladığını belirtmiş, dünya savaşının Anadolu’daki devamı olarak değerlendirmiştik. Kurtuluş Savaşı bir milli savunma savaşıdır, bir yanıyla emperyalizme karşı milli bir devrimdir, diğer yanıyla emperyalist işbirlikçisi feodal padişaha ve İstanbul hükümetlerine karşı bir iç savaştır. Bu bağlamda Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’nda savunma savaşı yaptığı gerçeğini hesaba katarsak iki sürecin aslında bir büyük bağımsızlık ve savunma süreci olduğu sonucuna varırız. Çanakkale direnişi olmasaydı Kurtuluş Savaşı diye bir olay cereyan edemezdi ya da başarıya ulaşamazdı. Hatta bir adım daha ilerletebiliriz bu düşünceyi; Çanakkale’de emperyalizmin kolu kanadı budanmasaydı Sovyet Devrimi de mümkün olmazdı. En azından o günkü koşullarda. Bu saptamaya göre, güçler mevzilenmesinin temelleri de dünya savaşına kadar uzanmaktadır.
O zaman, Birinci Dünya Savaşı saflaşmasını hatırlamak gerekecektir.
İLK BÜYÜK SAVAŞIN ÖZÜ VE KONUSU OSMANLI’DIR
Bilindiği gibi, ilk büyük savaş, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya (sonradan ABD) tarafından oluşturulan İtilaf devletleriyle Almanya ve Avusturya-Macaristan tarafından oluşturulan İttifak devleri arasında, Osmanlı topraklarını barış içinde paylaşamadıklarından patlak vermiştir. Yunanistan, Romanya gibi küçük devletler İtilaf devletleri saflarında, Osmanlı, Bulgaristan gibi devletler de İttifak devletleri saflarında savaşa dâhil olmuşlardır.
Burada bir bilimsel saptamada daha bulunmak gerekmektedir. İlk büyük savaşın esas nesnesi, özü Osmanlı topraklarının paylaşılmasıdır. İtilaf devletleri de, -her ne kadar Osmanlı kendi saflarında savaşa katılmış olsa da- İttifak devletleri de Osmanlı topraklarının paylaşılması konusundaki anlaşmazlıklar ve husumetler nedeniyle birbirlerinin boğazına sarılmışlardır. Ve işte salt bu gerçekten dolayıdır ki, Birinci Dünya Savaşı, özünde emperyalist bir paylaşım savaşı olmakla birlikte, çeşitli cephelerde İttifak devletleri safında savaşa katılmış olan Osmanlı için bir savunma savaşıydı. Bu gerçeği, Birinci Dünya Savaşı’nın bir devamı olan Kurtuluş Savaşımızın antiemperyalist özü de teyit etmektedir.
MİLLİ MÜCADELE, ANTİEMPERYALİST BİR SAVUNMA SAVAŞIDIR
Yabancı düşmanlar ve milli ihanet içinde olanlar, bu konuda Türk İstiklal Savaşı’nı bir Türk-Yunan savaşına indirgeyerek küçümsemek eğiliminde olanlar, onu Birinci Dünya Savaşı ve Çanakkale savaşlarındaki köklerinden ayırmaya özen göstermektedirler. Zira onlara göre Kurtuluş Savaşı esasen bir “kurtulamayış savaşı” idi ve bir sözde Rum ve Ermeni soykırımıydı. İçimizdeki ihanet şebekelerine bu hezeyanları söyletebilmek için emperyalistler milyon dolarlık ödüllere bile onları layık görmüşlerdir. Ve tarihte “Nobel ödülü alan ilk Türk”ü yaratmışlardır.
Burada Türklerle Yunan güçleri esas boğuşan güçler olduklarından tarihsel bir yanılsamadan yararlanan ihanet şebekeleri yurtsever aydın ve tarihçileri unutmuşlardır. Gizlendikleri karanlık köşelerden ve çatlaklardan kulaklarından tutuldukları gibi gün ışığına çıkarılarak halkın gözleri önüne atılmışlar; hele biri can güvenliğini ileri sürerek tabanları yağlamış, pılını pırtısını toplayıp yurt dışına kapağı zor atmıştır.
Şimdi böyle bir giriş yaptıktan sonra Kurtuluş Savaşı’nda güçler dengesini saptamak ve bu zeminde güçler mevzilenmesinin tahlilini yapmak gerekmektedir.
İNGİLİZ EMPERYALİZMİ BAŞDÜŞMANDI
Rusya dışında Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri Kurtuluş Savaşı’nda düşman cepheyi oluşturmaktadır. Yani başta İngiltere olmak üzere, Fransa, ABD, İtalya ve Yunanistan dış kökenli düşman cepheyi oluşturmaktadır. Bu güçler, ABD dışında yer yer Türkiye’yi işgal etmişler, Anadolu’nun çeşitli yörelerine asker çıkarmışlardır.
Osmanlı’nın savaşa girdiği 30 Ekim 1914 tarihinden 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkesi’ne kadar geçen 8 yıllık vatan savunması döneminde, Türkiye’yi paylaşmak isteyen emperyalistler Fransa, İtalya, Almanya vs. irili ufaklı emperyalist devletler içinde İngiltere daima başdüşman olarak karşımızda durmuştur. Türk Kurtuluş Savaşı’nda Kemalist önderlik de, yerine göre şiddeti değişmekle birlikte esas vuruşu, başka bir deyişle mızrağın sivri ucunu daima İngiliz emperyalizmine yöneltmiştir.
Bu konuda, 9 Eylül’de düşmanın İzmir’de denize dökülmesini izleyen günlerde, Mustafa Kemal’in karargâhında, İsmet İnönü’nün, ordularımızın Çanakkale mevzilerinde İngiliz askerleriyle cephe cepheye gelmesine bakarak, İngilizlerle bir savaşın çıkıp çıkmayacağını soran bir milletvekiline verdiği yanıt tarihsel bir öğreticiliğe sahiptir:
“İlahi… Bey, şimdiye kadar kiminle savaştığımızı sanıyordunuz?” (Falih Rıfkı- Çankaya)
1917 Ekim Devrimi’nden sonra Rusya savaştan tek taraflı olarak çekilip işgal ettiği Türk topraklarını boşalttıktan sonra Yunanlıların olsun, Ermenilerin olsun Türkiye’nin parçalama planlarının arkasında hep İngiltere vardır.
İngiltere’nin Kürt politikası Ermeni politikaları ve Kemalist önderliğin Anayasal değerdeki doğru politikaları nedeniyle tutmamıştır. Kemalist önderlik, emperyalizmin Ermeni politikaları konusunda özel bir vurgu yaparak Kürt-Türk kardeşliğini inşa edebilmiştir.
MUSTAFA KEMAL’İN DURUM TAHLİLİ (manzarai umumiye) SOMUT KOŞULLARIN BİLİMSEL ANALİZİNE DAYANMAKTADIR
Nesnel koşulları doğru analiz eden Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışının bu bağlamda özel bir önem ve anlamı vardır. Kurtuluşun Doğu’dan başlayacağını görmüş, Doğuda önce bir “dayanak noktası”, bir direnç merkezi inşa ederek, bir destek üssü kurarak Türkiye’yi adım adım kurtarmak stratejisi izlemiştir. Bu süreç içinde Erzurum ve Sivas kongrelerinin stratejik hedefin kurgulanmasında özel bir yere sahiptir.
Mustafa Kemal nesnel koşullar konusunda görüşleri aslında gayet açık ve nettir. Öylesine bilimsel ve somut bir nesnel durum tahlili yapar ki, bu tahlil hem Kemalist iyimserliğin temellerini oluşturur hem de çevresini, kamuoyunu ve yakın arkadaşlarını, komutanları ikna etmesine zemin olur.
Mustafa Kemal, emperyalistler arası çıkar çelişkileri ve rant rekabetlerinin şimdi ölünün başına üşüştükleri koşullarda başlayacağını, şikar çakallarının esasen şikarın başına geçtiklerinde kavgaya tutuştuklarını ifade etmektedir. Yani emperyalistler arası çatlağın paylaşım sırasında iyice suyüzüne çıkacağını ve büyüyeceğini belirtmektedir Mustafa Kemal emperyalistlerin gücünün gitgide zaafa uğramakta, gittikçe azalmakta olduğunu saptamaktadır. Mustafa Kemal’e göre, emperyalist devletler savaş bıkkını kamuoylarını rahatlatmak için orduyu durmadan terhis etmekte, bu süreç de emperyalist orduları gitgide küçültmektedir. Eski ve ezeli İngiliz-Fransız rekabeti yeniden canlanacaktır; bunun emareleri mevcuttur; yani İngiliz ve Fransız emperyalistleri arasındaki tarihsel çelişkiler yeniden günyüzüne çıkmıştır. İtalyan emperyalistlerinin ise çalıştıkları zemin sağlam değil, için için kaynayan iç çatışmaların cehennemine yuvarlanmak üzereler. Yani İtalyan emperyalistleri ilhak etmek istedikleri topraklardan bile defolup gitme eğilimi içindedirler. Mustafa Kemal nesnel durumun bu gerçeklerinden hareketle, Anadolu’da başlayacak ya da başlatacakları milli direnişe hiçbir emperyalistin müdahale mecalinin bulunmadığını saptamaktadır.
MUSTAFA KEMAL’DEKİ İYİMSERLİĞİN VE CESARETİN BİLİMSEL TEMELLERİ VARDIR
Mustafa Kemal’deki iyimserliğin temellerini ise bu saptamalar oluşturmaktadır. Bu bilgilere, Kaynak Yayınlarından çıkan Sadi Borak’a ait, “Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları (1899–16 Mayıs 1919)” başlıklı kitabında geniş olarak belgelere dayanılarak anlatılmaktadır. (2. Basım-s. 206) Ayrıca emperyalistler arası çıkar çelişkileri ve rant rekabetleri konusunda “Kemalist devrim- 4/ Kurtuluş Savaşı’nda Kürt Politikası” adlı Doğu Perinçek’in kültürel ve bilimsel tahlil derinliği olan kitabına da başvurulabilir. (s. 64’den itibaren)
Kemalist önderliğin yukarıda açıklanan nesnel koşullar ve durumdan nasıl yararlandığını, hangi strateji ve politikalara zemin oluşturduğunu Doğu Perinçek şöyle ifade etmektedir:
“Milli Hareket bu gerçeklerden hareketle, İtilaf devletlerini bölerek ayrı ayrı antlaşma yapma siyaseti izledi. Ancak bu siyasetin temel bir şartı vardı: İşgal kuvvetlerine, Fransa dâhil, silahla direnmek ve üstünlük sağlamak.” (s.73)
Yani Mustafa Kemal, emperyalist devletlerle münferiden anlaşmalar politikasıyla emperyalistler arası çelişkileri derinleştiren bir çizgi izlemiştir. Ama silahlı mücadelede ısrar etme politikasıyla da birbiriyle çelişkili ve çıkar çatışmalı emperyalistleri sopayla ikna etme taktiği gütmüştür. Hep emperyalistler başvuracak değil ya, hem sopa, hem havuç siyasetine! Akıllı bir komutan elinde bu taktikler devrime de hizmet edebilmektedir görüldüğü gibi.
İNGİLİZ EMPERYALİZMİNE KARŞI TUTUM
İngiliz emperyalizmi, İstanbul’dadır; güneyde İskenderun’da, Hatay’da, Dörtyol’da, ardından Maraş, Antep ve Musul’dadır ancak aynı zamanda yüreklerine inecek derecede çok korktukları Sovyet Devrimi’ne karşı Doğu’da, Kafkaslardadır aynı zamanda. Orada Kemalist Türkiye ile Sovyet Kızılordusu arasına bir kama gibi sokulmak için Menşevik Gürcü, ermeni, Azeri devletçiklerini kurdurmuştur. Mustafa Kemal de zaten ilk icraatlarından biri olarak, Kazım Karabekir komutasında 15. Kolordu güçlerini Kafkaslara göndermiş, çok kısa bir süre zarfında önüne çıkan Birinci Dünya Savaşı artıklarını alteden Türk ordu birlikleri Kızılordu’yla temas kurarak Kafkaslardaki İngiliz emperyalizminin yaratığı güçleri tasfiye etmişlerdir.
İTALYAN VE FRANSIZ EMPERYALİSTLERİNİN TARAFSIZLAŞTIRILMASI POLİTİKASI
Kemalist önderliğin çok başarılı bir strateji ve taktik uygulaması da İtalyan ve Fransız unsuruna karşı güttüğü siyasetlerde görülmektedir.
Bilindiği gibi, büyük savaşın sonucunda ganimetin büyük parçasını İngilizler yutmuştu. Daha savaş sonuçlanmadan emperyalist güçler arasında çıkar çelişkisi ve rant rekabetleri yükselmeye başlamıştı. Savaşa sonradan giren ABD dâhil Fransız ve İtalyan emperyalistleri İngiliz emperyalistlerine diş bilemekte, bir- çok konuda ters düşmüşlerdi.
O halde İtalyan ve Fransız güçlerine karşı tutum farklı olmalı, emperyalizmin bu kanadı ile başdüşman arasındaki ayrılıkların derinleştirilmesi politikası izlenmeliydi. Ancak Güney’de Ermeni lejyonlarını da öne süren Fransız işgali bertaraf edilmeliydi. Burada Milli Güçlerin direneceği izlenimi verilmeliydi. Nitekim Maraş ve Antep milli güçlerinin Fransız ordusuna kök söktürdüğünü bugünlerde ATV’de Salı akşamları dizi halinde yayınlanan Karayılan filminde mükemmel bir şekilde işlenmiştir.
Kemalist önderlik, Fransız, İtalyan ve ABD emperyalistlerine karşı izlediği tarafsızlaştırma ve olabildiğince izole etme politikası kısa zamanda ürünlerini vermeye başlamıştır. Yunan güçlerinden kaçan direnişçilerin güneyde İtalyan bölgesine sığınmaları gibi olayların, İstanbul’da Anadolu’ya silah, mühimmat vs. ileten kaçakçılara Fransız ve İtalyan makamlarının yardımcı olmalarının öyküleriyle doludur tarih.
Mustafa Kemal, 19 Mayıs’tan önce daha İstanbul’dayken ve Anadolu’da direnişi başlattıktan sonra, nesnel durumun bu gerçeklerini doğru analiz ederek çevresini ve komutanları ikna etme çabalarında önemli bir kanıt olarak kullanmıştır. Burada Mustafa Kemal, en çok da, emperyalistler arasındaki çıkar çelişkileri ve rant rekabetlerinin Milli Hareketin başarı şansını artıran unsur olmasını işlemiştir.
Kemalist önderliğin İtalya’ya karşı izlediği politikanın özü münferiden antlaşma yapma ve silahlı mücadeleyi elden bırakmamadır. Ancak burada silahlı mücadele boyutu Fransa ile olan ilişkilerdeki gibi sıcak savaşa kadar varmamıştır.
FRANSIZ FEDAKÂRLIĞI, “YILDA 500 MİLYON FRANK PARA VE 5 BİN FRANSIZ MEZARI”
Fransız emperyalizmi ayrı antlaşma yapmayı güneydeki silahlı mücadelede üstünlük kurarak gerçekleştirme taktiğinde başarılı olamamıştır. Ancak münferit antlaşmaya da Sakarya Savaşı’nda Türk zaferini görene kadar yanaşmamıştır. Sakarya zaferi Milli Hareket’in direneceğini dosta düşmana göstermiştir. Askeri başarılar siyasal başarıları getirmiş, 20 Ekim 1921 tarihinde, ayrı antlaşmaya karşı çıkan ve bu konuda baskı yapan İngiliz emperyalizmine karşı, Kilikya’daki özverisinin “yılda 500 milyon frank para ve 5 bin Fransız mezarı” olarak ifade eden Fransız Senatörü Franklin Bouillion aracılığı ile Kemalist Hükümet Ankara Antlaşması’nı imzalamıştır.
Ne var ki, İtalya münferit antlaşma imzalama konusunda Fransa kadar cüretli olamamıştır. Osmanlı topraklarının paylaşılmasında İngiltere’nin “aslan payı”nı almasını sindirememiştir. İngiliz emperyalizminin büyük Yunanistan politikasının da milli çıkarlarına aykırı düştüğünü görmüştür. Yunanistan’ın Türkiye’nin üzerine sürülmesinin başarısını da kuşkuyla karşılamıştır. Buna karşılık Türk direnişine katkılarda bulunmuştur. Bu katkılar istihbarat ulaştırılmasından Antalya başta olmak üzere güney limanlarından silah kaçakçılığında yardıma kadar bir dizi alanda cereyan etmiştir. Ancak gene de İtalya İngiliz baskılarını aşarak Kemalist önderlikle ayrı bir antlaşmaya yanaşmamış, tam tersine 1922 yılı Mayıs ayında, tam da Büyük Taarruz’un arifesinde, İstanbul ile anlaşma yaparak Menderes vadisindeki askeri güçlerini boşaltarak bu yörenin Yunanlıların eline geçmesine, dolayısıyla Yunan gücünün değirmenine su taşımaya hizmet etmiştir.
Ancak soruna bütünsel olarak bakıldığında, İtalyan güçleriyle çatışma olmadığından ayrı bir cephe açılmamış, o cephe için askeri güç ayrılmamıştır. Bu açıdan bakıldığında İtalya’ya karşı izlenen devrimci Kemalist politika doğrudur.
SOVYET POLİTİKALARI: DOSTLUK VE ORTAK ASKERİ OPERASYONLAR
Altınordu devletinin tarihe karışmasının tarihsel sonucu Rusya’nın güneye inmeye başlaması ve Osmanlı imparatorluğu ile temas kurmasıdır. Bu süreç, 300 yıl boyunca Rus-Türk savaşlarının tarihidir. Rusya-Osmanlı savaşları, Rus Çarlarının emperyalist “sıcak denizlere inme” politikalarının kaçınılmaz sonucu olmuştur. Bu sürecin sona ermesi, emperyalist politikalar izleyen Çarlığın yıkılmasıyla olmuştur. Yani 1917 Sovyet Bolşevik Devrimi’yle Rusya’da Çarların emperyalist devletinin yıkılması, işçi ve köylülerin devrimci iktidarının inşa edilmesiyle emperyalist savaş politikalarından vazgeçilmesi sonucu olmuştur.
Rusya, Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’yi paylaşma amacıyla savaşan üç emperyalist ülkeden biridir. Sovyet Devrimi’nin gerçekleşmesi, Rusya’nın tek yanlı olarak savaştan çekilmesi, 3 Mart 1918 tarihinde Osmanlı ile Brest-Litovsk Antlaşması’nı imzalayarak Kars-Ardahan ve Batum’u Türkiye’ye iade etmek üzere boşaltması, yani Türkiye’nin doğuda 77–78 sınırlarına geri dönmesi aslında Türk Milli Direniş Hareketinin başarısı için çok elverişli koşullar oluşturmuştur.
Ekim Devrimi, dünya güçler dengesini ve ilişkilerini değiştirmiş, Türk Kurtuluş Savaşı için başarı yolunu açmıştır. Bu devrim Türkiye’yi paylaşma savaşı veren müttefiklerden birini ortadan kaldırmış, Rusya’yla Osmanlı arasındaki savaş durumunu ortadan kaldırmış, iki ülke arasında önü açık yeni ufuklar yaratmış, dostluk ve işbirliği dönemini başlatmıştır. Ekim Devrimi’yle kurulan Sovyet etkeni, Milli Mücadelenin kazanılmasındaki belirleyici etkenlerden biridir.
İSTANBUL’UN ALINMASI DÂHİL BÜTÜN GİZLİ ANLAŞMALAR YIRTILIP ATILMIŞTIR
Bolşevikler, 3 Aralık 1917 tarihinde yayınladıkları bildiride, Rus Çarlarıyla Batılı haydutların aralarında yaptıkları gizli antlaşmaları ifşa etmişler, Türkiye’nin paylaşılmasına cepheden karşı çıkmışlardır. Bildiride, “Tahtından indirilmiş Çarın imzaladığı ve devrilmiş Kerenski hükümetinin onayladığı, İstanbul’un ele geçirilmesine ait gizli antlaşmanın… ve Türkiye’nin parçalanmasına ve Ermenistan’ın ‘elinden alınmasına’ dair antlaşmanın yırtılarak yokedildiği… İstanbul’un Müslüman Türklerin elinde kalması gerektiği…” ilan edilmiştir. (*1)
Görüldüğü gibi, Çarların emperyalist Rusya’sından işçi ve köylülerin Sovyet Rusya’sına geçildiğinde politik söylem ve pratik tam tersine dönüşmektedir. Açıkça Vilayeti Sitte denilen Doğu vilayetlerimizin Ermenilere peşkeş çekilmesinin esasen Türkiye’nin parçalanması amacıyla uygulanan emperyalistlerin taktik bir girişimi olduğu belirtilmekte, Türkiye “Ermenistan’ı” denilen doğudaki topraklarının Türkiye’de kalması gerektiğinden bahsedilmektedir.
Emperyalistler öteden beri Kafkaslarla ilgilenmişler, gerek petrol başta olmak üzere enerji kaynakları bağlamında olsun, gerekse Asya’nın içerilerine açılan kapı olması bağlamında olsun Kafkaslarda nüfuz bölgeleri kurmaya özen göstermişlerdir. Rusya’nın yıkılmasının ardından oluşan otorite boşluğunu İngiliz emperyalizmi bu bölgede Ermenilere, Azerilere ve Gürcülere işbirlikçi Menşevik devletçikler kurdurmakla doldurmuştur. Ancak Sovyet Kızılordusu’nun Karabekir Paşa’nın birlikleriyle ortak askeri operasyonları sonucu tasfiye edilmişlerdir.
“İngiliz, Fransız ve Amerikan kapitalistlerinin Türkleri bir Ermeni ayaklanmasıyla tehdit ederek gemlediği, Ermenileri ise Kürt kıyımı tehlikesiyle korkutabildiği…” bu emperyalist oyunun nasıl bozulduğunu Atatürk gizli oturumlarda (Sadi Borak), Kazım Karabekir İstiklal Harbimiz adlı eserinde, Genelkurmay Harp Dairesi’nin Türk İstiklal Harbi, Doğu Cephesi adlı eserinde, Doğan Avcıoğlu Milli Kurtuluş Tarihi adlı kitabında ve daha birçok araştırmacı eserlerinde anlatmışlardır. (*2)
EMPERYALİSTLERİN KARŞISINDA ÇELİKTEN BİR ASYA KALAESİ
“Devrimci Rusya ile devrimci Türkiye arasındaki ittifak, askeri alanda, kendisini Kafkaslarda ve Türkiye’nin Doğu cephesinde göstermiştir. Milli Mücadele kuvvetleriyle Kızıl Ordu, İngiliz işbirlikçisi Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan rejimlerini yıkmak için tam işbirliği içinde olmuşlardır. Sovyet Kızıl Ordusu kuzeyden ve doğudan, Türkiye ise batıdan yüklenerek bu İngiliz hâkimiyet alanını iki cephede savaşmak zorunda bırakmış ve ortadan kaldırmışlardır. Azerbaycan’daki İngiliz işbirlikçisi hükümetten sonra, 1920 Kasım’ında Ermenistan ve Mart 1921’de Gürcistan’daki İngilizci Menşevik hükümetler devrilerek, Bolşevik hükümetler kurulmuştur.” (*3)
Bu ittifaklar günümüzde çoğumuza ilginç gelmekte, çoğumuzun tüylerini diken diken etmektedir. Ancak savaşan insan, sıcak koşullarda tercih hakkına sahip değildir; ittifaklar konusunda “taşın üzerindeki karıncanın izini” biler değerlendirmek zorundadır.
İngiliz emperyalizminin karşısında böylece çelikten bir Asya kalesi inşa edildi Kafkaslarda, Kızıl Ordu ve Türk birlikleri işbirliği ile. Emperyalistlerin Asya kayasına bu ilk çarpışlarıydı. Bu darbede, Sevr’in Ermenistan dayatması tuzla buz oldu; ayrıca İngiliz emperyalistlerinin Türk Kurtuluş Savaşı’na karşı Kürt kartını oynamalarının önüne de set çekilmiş oldu.
KAYNAKÇA:
(*1) Kemalist devrim–4/ Kurtuluş Savaşı’nda Kürt Politikası
-Doğu Perinçek, -Kaynak Yayınları- 2. baskı- s. 79
(*2) Age.- s. 80
(*3) Age.- s. 60