Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '09

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
7155
 

Şile yollarındaydım. . .

Şile yollarındaydım. . .
 

ŞİLE - SOFULAR PLAJI...


İçinde bulunduğumuz Haziran ayının son günlerinde havaların sıcaklığı kendini oldukça yoğun bir şekilde göstermeye başladı. Babamdan gelen " Pazar günü denize gidelim ne dersin? " teklifine varım dedim. Mustafa bey güzel bir teklif yaptı. Ben de buna kayıtsız kalamazdım doğrusu. Pazar sabahı iyicene hazırlandım, nayk! spor çantama doldurdum takım taklavatımı :)) daha Cumartesi gecesinden. Bu aralar biraz sağlık sorunum var cildimde değişik lekeler çıkmaya başladı. O kadar ilaç kullandım fakat çare olmadı. Belki tuzlu deniz suyu iyi gelir de kurutur diye kendimce bir çare olmasını ümit ettim. Tabii ki denizin de temiz olması gerek. Bu aralar Marmara'da zehirli kahverengi denizanaları da yoğunlukta olduğu için pek de güvenle gitmiyorum ama hadi bakalım hayırlısı dedim. Efenim çantama neler mi koydum?

- Garnier Koruyucu güneş sütü ( bu sene ilk defa denize gireceğim için amele yanığı olmak istemem)
- Güneşlendikten sonra cilt ferahlatıcı sprey ( Garnier) ( valla sıktıktan sonra şööle bir ohh çekiyorsunuz. Istakoz gibi yanan kırmızı vücutlara cosss! etkisi yapmakta rahatlıkla)

- Yedek t-shirt , yedek kuru bir kapri :)))
- Fotoğraf makinam :)) o olmadan adım atamaz oldum yavv. Çekmeyi seviyorum.
- En gerekli olanlardan plaj havlusu. vs. vs....

Bu elemanları çantama cumburlop ettikten sonra çektim fermuarı. Artık gidebiliriz :)) Satt 07 : 30... Sabahın körü ve kargaların daha kahvaltı yapmadığı saatler :) ...

Başta; Gebze'de Muallimköy'e gideceğimize dair açılış yapıldı ve yola çıktık. Bir Honda Jip, ve bir Renault Clio ile koyulduk yollara. Eniştem yanına koca bir şişme bot almış . 4 kişi çekebiliyor bu meret. 4 tane de küreği var. Ama o koca bota adamlar kaşık kadar kürek yapmışlar. Elimle fışırdatsam denizi daha hızlı gideriz herhalde :)) Neyse efendim 6 kişi çıktık yola. Gebze istikametine doğru Cevizli'den ilerlemeye başladık. Buraya e-5 karayolundan gidiliyor. ( belki İstanbuldan olmayanlar bilmiyordur diye söylüyorum ) . Kartal, Kaynarca, Tuzla, derken vardık Gebze'ye. Muallimköy diye bir yerin olduğunu ve süpper bir yer olarak beğeneceğimizi söyleyen Ersin arkadaşımızın önerisiyle geldik. Geldik ama nasıl geldik. Arabalardan indik baktık ortam mezra bir yer. Tren yolu ve kurumuş çalılıktan başka birşey yok ortalıkta. Tren yolunu geçtikten sonra aşağıda Muallimköy Koy'unu gördük nihayet. Ama resmen moral sıfır üzeri sıfır oldu. Kayalıktan başka yatacak yer yok ortalıkta. Denizin kıyısını deseniz taş toprak, kurumuş yosunlar, çöpler, sanki m.ö. devirden kalmış ve fosil gibi duran eski kıyafetler... Resmen pislik yuvası. Ben girmedim denize burada. Hayatta da girmem. Ne o ya? Bir yandan da demiryolunun altından geçen lağım artıkları da akmaya başlamaz mı? Oy oy oyyy. Bu bünye kaçar buradan.

Apar topar çıktılar denizden bizimkiler. Aynen tekrar araçlara... İkinci etap durağımız: Tavşancıl. Bu da eniştemin tavsiyesi. Enson 2000 yılında gitmiş ve orada bir koy varmış. Vayy be ne koymuş bunlar. Kafaya koymuşlar bir kere, illa koya gireceğiz. :)) Neyse efendim; geldik Tavşancıl'a. Tavşancıl'a varmanız için İzmit istikametine gimeniz yeterlidir. Tabelayı görünce dalın hemen içeriye :)) Burası da fiyasko çıktı. Sanki Muallimköyü copy - paste yapmışlar ve buraya farklı adla kaydetmişler. Tıpkısının aynısı. Kıyıya vurmuş rahmetli denizanaları, kıvırcık marul emsali kurumuş yosunlar... Burası da olmadı.. Olmadı çocuklar olmadı :))

Tekrar bir beyin fırtınası yapmaya karar verdik. İlk iki yeri tavsiye eden saygıdeğer eniştecazım ve arkadaşı Ersin hiç bişey olmamış gibi bakınıyorlardı birbirlerine. Eee kılavuzu karga olanın burnu foseptikten çıkmazmış derler. Çok doğru laf etmişler. Onlara uyduk kaldık öyle. Neresi olsun, burası olsun, yok Kefken'e gidelim, yok Ağva'ya gidek derken karar Şile Sofular Köyü olarak verilmiştir. İstikametimiz orası :)) Saat da bu arada 11 : 30 gelmişti ve biz yollarda hala plaj arıyoruz. Yolu bilmeyenlere uyarsanız öyle olur. Siz siz olun bir kılavuz karga ile yola çıkmayın. Ya da önerilerini dikkate almayınız. Zaten güneşten beynimiz hoşaf olmuştu. Allah'tan araçlarda klimalar var da o bir yeterlilik oluyordu sıcakta.

Şile'ye giderken Ömerli Barajı'nın kenarından geçiyorsunuz. Orada manzara, o kadar harika ki yemyeşil ağaç koridorlarının içinden geçiyorsunuz adeta. Ağaçlar size sevgiyle selam veriyor ve o mis gibi tatlı rüzgar sizin yanaklarınızı okşuyor şevkat ile. Orada durup şöyle bir derin nefes çekmenizi tavsiye derim. İyi geliyor. Ya da o ağaçların altında şöyle 1 saat tatlı bir şekerleme yapmanız süper gelir. İlerledikçe Şile'ye yaklaşıyorsunuz. Sizlere www.wikipedia.com adresinden aldığım bilgiler doğrultusunda Şile hakkında genel ve tarihi kısaca bir paylaşım sunmak istiyorum. Devamında plajda başımıza gelenleri yazmaya devam edeceğim.

* Yunanca bir kelime olan şilenin anlamı yaban çiçeğidir. Şile adını bir bitki türü olan mercan köşkten alır.

İlçede iskân çok eskiye dayanır. Şile çevresinin tarih öncesinde (Cilalı Taş Devri) iskan edildiğini göstermektedir. Kefken ile Bulgaristan sınırı arasındaki Karadeniz sahil kesiminde yapılan tarih öncesine ilişkin çalışmalarda, çeşitli yerlerde Paleolitik çağın muhtelif bölümlerine ve özellikle Epi-Paleolitik döneme ait bir çok konak yeri ve işlik saptanmıştır. Buluntu yerlerinin sayısındaki artıştan, buzul sonrası dönemde (yaklaşık M.Ö. 12000 ile 6000 arasında) Karadeniz kıyı şeridi üzerinde önemli bir nüfus yoğunluğunun olduğu açıkça bellidir. Nitekim İstanbul'un en eski buluntu yerleri arasında Şile'nin Ağva ve Sahilköy (Domalı) köyleri bulunmaktadır. Marmara kıyısında Ambarlı'yı da içine alan kıyı konak yerlerinden biri olan Sahilköy, aynı adı taşıyan koyun kuzeyindeki kumluğun batısındadır. Sahilköy'e ait yontma taş aletler, Göztepe ve Kazlar deresinin doğusuna rastlayan Dereağzı Tepesi üzerinde toplanmıştır. Ayrıca, ilçede o dönem insanının yaşamı için elverişli çok sayıda mağara bulunmaktadır.

Şile antik çağda iki defa istilaya uğramıştır. Birinci istila, eski Yunanlıların Pers seferinden geri dönüşlerinde komutanları Xenophon tarafından, ikincisi de kıyı şeridini takip ederek ilerleyen Roma komutanı Lucullus tarafından gerçekleştirilmiştir. Roma döneminin izleri hala Şile'de görülmektedir. Doğu Roma İmparatoru Diokletianus zamanında (284-305), İnkese, Sofular gibi Şile mağaraları ilk inanan Hristiyanlar için tabii korunaklar olmuştur. Gürlek Mağarası Doğu Roma askerlerinin yakaladığı ilk inanan Hristiyanları hapsettikleri bir cezaevi gibi kullanılmıştır. Selçuklu Türkleri Kutalmışoğlu Süleyman Şah ile 1090 senesinde Şile'yi ele geçirdiler. 1097 senesinde ise 1. Haçlı orduları Şile'yi Selçuklulardan geri almıştır. Şile'nin geri alınması ancak Yıldırım Bayezid döneminde mümkün olmuştur. Şile, I. Dünya Savaşı'na kadar 500 yıl boyunca Türkler'in yönetiminde rahat bir yaşam sürmüştür. Daha sonra, İstanbul'un işgaliyle birlikte İngilizler'den cesaret alan Rumlar Şile çevresine yerleşerek Dumlupınar Zaferine kadar işgallerini sürdürmüşlerdir.

19. yy. Osmanlı kayıtlarına göre Şile kazası 1846'da Zaptiye Müşirliği'ne bağlıydı. 1876'da şile kazasının Dersaadet Şehremaneti'ne bağlandığı görülür. 1877 Devlet Salnamesinde ise Şile, Zaptiye Nezaretine bağlı Üsküdar Mutasarrıflığına bağlıdır. 1924'de bütün sancaklar (mutasarrafflık) vilayet yapıldığında Şile'nin Üsküdar'a bağlılığı devam etmiştir. 1926'da yapılan yeni düzenlemeyle Üsküdar kaza haline getirilip İstanbul vilayetine bağlanınca Şile kazası da Üsküdar'la aynı yapı içinde yer almıştır. Ayrıca Şile, Cumhuriyet'in kuruluşu ile oluşturulan ilk belediyelerden biridir.

Şile'de gezilecek en önemli mekanlar ise;

Şile Kalesi
Şile Feneri: Türkiye'nin en büyük, dünyanın da ikinci büyük feneridir.
Şile Evleri
Sarıkavak Kalesi (Hasanlı Köyü)
Heciz Kalesi
Yeşilvadi
Hanımsuyu Çeşmesi
Osmanlı Hamamı
Kilise Kalıntısı
Vaftiz Yeri (Yeniköy)
Kilise Kalıntısı (Yeniköy)
Lahit Mezar (Sortullu Köyü)
Papazın Çeşmesi (Kabakoz Köyü) 'dür. Buraları gezmenizi önemle tavsiye ederim.

Kumsal ve Plajlar: Şile merkez olarak 10 km. uzunlukta bir kumsala sahip olmakla birlikte Karadeniz kıyısında 60 km.lik bir uzunluğa sahiptir.

Değirmençayırı Şelalesi: İlçeye 33 km. uzaklıktaki Değirmençayırı köyünün güney batısında ve Şile-Gebze ilçeleri sınırları üzerinde yer alır. Şelalenin yüksekliği 8 m., genişliği 30m. kadardır. Değirmençayırı şelalesinin kuzeyinde yaz aylarında suları kuruyan 15m. yükseklikte akan Şarlak Şelalesi adı verilen bir şelale daha vardır. Tüm bu şelaleler yapılan araştırmalara göre genç faylanmalar sonucu oluşmuştur.

Onbir göller vadisi : İlçenin görülmeye değer önemli doğal güzelliklerinin yer aldığı alanlardan birisidir. Hacıllı Köyü yakınlarındadır. Köydeki su değirmeninden doğuya doğru Göksu kolu olan Değirmendere Vadisi, 500m. Takip edilirse birinci göle ulaşılır. Vadinin devamında büyüklü küçüklü göl eğim kırığı/şelale ikilime onbir defa tekrar edilir.

Kumbaba Tepesi: İlçenin en önemli turistik ve doğal fizyoterapi doktoru denen Kumbaba Tepesi, 60 rakımlı kırmızı - turuncu renkli, demir/ bakır alaşımlı ve radyonktriteli kumları olan bir tepedir. Kumbaba Tepesi zirvesinde Kumbaba'nın mezarı vardır. Yapılan araştırmalarda Bizanslılar tarafından Güneş Hamamı olarak kullanılmış, saray gemileriyle yaz aylarında buraya gelerek güneş banyosu alırlarmış. Burasını, ismi meçhul olan Türk (Kumbaba) bir kimyager gibi etüd etmiş ve Şile Kumluğunun natür ile tedavi için uygun bulmuştur ve bir çok hastanın tedavisinde kullanılmıştır.

Ağlayan Kaya: Ağlayan Kayalar, Şile Feneri'nin 600 m. gerisinde, taşlar arasından çıkan bir su kaynağıdır. Akış biçimi ağlayan bir insanın gözyaşlarına benzetildiği için bu adı almıştır.

Her yıl geleneksel olarak kutlanan Şile bezi kültür ve sanat festivali Şile ve Şile halkı ile özdeşleşmiş ve bir gelenek haline gelmiştir. Türkiye' de kültür festivalleri arasında özel bir yeri olan şile bezi kültür ve sanat festivali her yıl Temmuz ayının son haftası kutlanmaktadır.

Şile bezi kültür ve sanat festivali uluslar arası alandada kendini kanıtlamış bir festivaldir, kutlandığı dönemde bir birinden ünlü sanatçılar, modacılar bu festivalde boy göstermektedir.

Ana teması şile kültürü ve şile bezi olan bu festival uzun yıllardır şile belediyesi tarafından tertip edilmektedir.

Şile hakkında bilgilerimizi aldıktan sonra devam ediyoruz. . . .

Plaja yaklaşmamıza 100 metre filan kalmıştı ve Sofular Köyüne girmiş olduk. E tabi bünye yolda bir hayli sarsılıyor. Köyün girişi o kadar renkli ki süper. Rengarenk deniz yatakları, toplar, deniz kıyafetlieri, hamaklar, zartlar zurtlar derken Sofular köyünün girişinde bu gökkuşağı gibi satış çadırlarıyla karşılaşıyorsunuz. Aklınızda bulunsun; Şile'ye giderken yanınıza deniz için gerekli edevatlarınızı almadıysanız hiç canınızı sıkmayın. Burada herşey satılıyor. Bir köy bakkalının önünde durduk. Çok acıkmıştık saat oldu 13:30. Ve biz hala denize gireceğiz. Sabahın 7 sinden beri yollarda canımız çıktı. Köy bakkalı da o kadar enteresan bir yer ki; ne almak istiyorsanız bakkaldan, kendiniz tezgahın arkasına geçiyorsunuz ne isterseniz seçip alıyorsunuz ve parasını ödeyip çıkıyorsunuz. Nasıl mı yani?

6 kişi tam birer ekmek arasına domates, beyaz peynir, salam, kaşar vesaire istediğinizi koyuyorsunuz ekmeğinizi ortadan kesip, gazeteye sarıyorsunuz ve parayı ödeyip çıkıyorsunuz. Bakkal oturduğu yerden sizi seyrediyor sadece. Amca bir de yere koymuş siniyi demlemiş çayını da ohh. Sadece parayı alıyor. Domatesler de bahçesinden mis gibi . Onlardan para almadı sadece biz ekmek ve içindekileri ödedik. Yumurta bile bakkalın kendisine ait. Yani tavuklarına :))

Bakkalın dışında duran iki adet o kadar özenilmeden hazırlanılmış tabela vardı. Üzerinde yazanlar anında gözüme çarptı. Valla şahin gibi gözlerim var :)) Birinde yazan şuydu: " FASULYA SIRIĞI " ... Gülünmeyecek gibi de değil yanılıyor muyum ? :))
İkinci tabelada ise şu komik yazı vardı: " BAK İŞTE VARMIŞ KÖY YUMURTASI " :)) Ne kadar sevimli inanlar ya. O kadar sıcak kanlılar ki. Bize içtikleri çaydan da ikram ettiler. Daha sonra yolumuza devam ettik. ....

Plaja vardık nihayet... O kadar sıcak ki kumsal anlatamam. Orada terliksiz çıplak ayakla hayatta yürüyemezsiniz. Çaktırmayın aramızda kalsın, Orhan Gencebay'ın Leyla ile Mecnundaki çöl sahnesi burada çekilmiş. :)) Bizi keklemişler çöl ayağına bugüne kadar. Bir de İbrahim Tatlıses'in " Sabuha " sı da burada çekildi :)) Genel olarak söyliyeyim, Türk Filmlerinin tüm çöl sahnelerini burada çekmişler. Uyanma vaktidir arkadaşlar bizi kandırmışlar :))))

Plajın girişinde piknik yerleri de mevcut. Kimisi piknik yapıyor, kimisi de denizin tadını çıkartıyor. Şansımız yoluna giriyor dedik yerimizi bulduk ve plaj havlularımızı serdik. Oturduk oratamı süzüyoruz, bir de baktık bulutlar gelmeye başladı. Gök de gürlemeye... Kendimizi bir anda çöldeki bahtsız bedeviye benzetmekte geç kalmadık. Bu ne şanstır be arkadaşım? O kadar yer dolaştık nerelerden buralara geldik, gel şimdi bulutların altında güneşlen. Yanmak zaten hayal oldu bize bugün de nese dedik artık, denizin tadını çıkaralım... Denizi Karadeniz olduğu için normalde çok dalgalı ve gelgitli olur buranın. Ama azıcık şansımız varmış ki deniz yeni ütülenmiş çarşaf gibiydi. Bir de denizde Ski'ler vardı. Jet Ski'ler... Jandarma askerleri deniz seviyesinin yükseldiği işaretli yerlerde yüzmeye kalkanları uyarıyordu. Eee devletin Ski'sine karşı gelinmez. Dediğini dinleyeceksiniz :)) Devletin Jet Ski'si acımaz adama... Akabinde daldık çıktık- daldık çıktık derken saat oldu 16:45.. Artık eve dönme vaktiydi....

Bugün bütün olumsuz keşiflerimize rağmen güzel bir haftasonu geçirdik gırgır şamata. Haftasonumu işte böyle geçirdim. Ne gerenk var lüküs 5 yaldızlı otellere manileri bayılıp yolunmaya. Bakın size 100 kağıda tail işte. Missler gibi......

Sevgilerimle.....
Gökhan Cenker....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 785
Toplam yorum
: 2094
Toplam mesaj
: 45
Ort. okunma sayısı
: 1080
Kayıt tarihi
: 11.10.07
 
 

Yazmanın hayatın akışının bir parçası olduğu kanısındayım. 6 Mayıs 1982'de doğdum ve İstanbul Kar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster