Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Temmuz '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2215
 

ca ceyli cala cula camburleydi cap cup…

ca ceyli cala cula camburleydi cap cup…
 


Çalıkuşu Feride, Bursa’da tayin olduğu okulun tek sınıfından içeri girdiğinde bu tekerlemeyi duyunca üzülmüştür. Okulun geleneksel öğretmeni öğrencilere bu yolla alfabeyi öğretmektedir.

a aylı ala ula amburleydi ap up

ba beyli bala bula bamburleydi bap bup

ca ceyli cala cula camburleydi cap cup…

Çok yıllar önce, lise ikinci sınıfta benden yaşça çok büyük bir arkadaşın bana okumam için getirdiği bir kitap vardı. Sosyalizmin A, B, C’si ya da Alfabesi diye… Çok kötüydü ve ben anlamıştım ki bir çok insan sosyalizmi bu kitapla öğrenmiş ve yeter görmüştü.

Eğitim sistemimiz çok değişti. Artık alfabeden başlamıyoruz.

Ancak düşünme şeklimiz, hayatı algılama onun üzerine fikir yaratma alışkanlıklarımız bir türlü değişmiyor. Diyalektik felsefe egemen anahtar formülü olmayı sürdürüyor. Bize çok büyük kolaylıklar sağlasa da sadece karşıtlıklardan hareket ederek bir sistem yaratmanın yetmediğini ayırt edebilecek seviyeye ulaşmış, olgunlaşmamız gerekiyor.

Bu da düşünmemize aracılık eden <ı>bilgiden tutun da <ı>bilmeye ve <ı>ilişkilendirmeye varıncaya kadar birçok fenomenin “bilinen” ya da görünen taraflarından farklı doğrular (gerçek) da olabileceği tutuculuğundan kurtulabilme cesaretini gösterebilmeyi de gerektiriyor.

Ancak bütün bunlar hayatın dinamizmini yitirmeden yaşama yürekliliğiyle çok yakın ilintili.

Dinamizm için enerji, enerji için de kaynağa ihtiyaç vardır.

İkincil (skonder) kaynaklardan alınan ve iletim kayıpları ile zaten kullanılabilirlik verimi azalmış dışa bağımlı enerjinin götüreceği mesafe bellidir. Önceden ölçülebilir, kestirilebilir. Bunun anlamı hayatta ne kadar kalınacağının da bilinmesidir.

Ne demek istiyorum?

Bugün Türkiye’de yaşanan ve kimileri için demokrasi savaşı olan bu çatışmanın menzili bellidir.

Bu nedenle Murat Belge ile yapılan söyleşide kendisine sorulan soruya verdiği cevap beni gerçekten kaygılandırıyor.

Murat Belge’nin zihni 91 ve öncesinde donup kalmıştır diyen Uzay Gökerman’ın aksine, kovboyların tabancalarına çentik atmaları gibi okumayla olan hesabınızı yapmaktan hiç vazgeçmediniz. Marksistlikten çıkıp liberalliğe kaydığınız iddiasıyla bu söyleniyor…

O zaman niye 91 öncesiyle donmuş deniyor? Madem bir yere kayıyorum o zaman gelişiyorum. Liberalizme kaydığım yok. Benim liberalizmle olmasını istediğim, koruduğum bir yakınlığım vardı. Sol ve Liberaldim ben. Bütün sol içinde benim gibi düşünmeyen, Starline gibi düşünmeyen, bunları kahredelim, yok edelim derken ben hayır sol içinde başka türlü düşünülmelidir vs şeyleri her zaman söyledim savundum. 1989 Berlin Duvarı, Sovyetler Birliğinin yıkılması, bu adamlara dünyanın ne olduğuna dair fikir vermiyorsa ben de fikir veremem, bu olaylardan daha güçlü değilim. O olaydan bile adam, başka türlü düşüneyim ihtiyacı duymuyorsa ne yapabilirim ki? http://www.haberx.com/Soylesi-Haberleri/Temmuz-2009/Murat-Belge-Kurt-sorunu-silahla-cozulmez-buyur.aspx

İşte benim sorunum da tam bu noktada düğümleniyor.

Murat Belge 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasını savunurken de liberalizme inanıyordu ve o konjonktürde doğruydu, bugün de Türkiye’nin demokratikleşmesini savunurken de aynı liberalizme inanıyor ve yine doğru olmasına rağmen 1991’den bu yana sosyalizm için hiçbir şey üretmedi yarın Türkiye’de yine sosyalizm için ya da daha yaşanabilir dünya için hiçbir şey üretmeyecek.

Sevgili Murat Belge’nin ismini sürekli merkeze alıyor oluşumdan rahatsızlık da duyuyorum; benim onunla bir derdim de yok. O sadece bir örnek.

Nabi Yağcı’nın 1986’da başlattığı Türkiye’de komünist partisinin yasallaşması hareketinin içindeydim. O gün Türkiye’nin konjonktürüne uyan politika düşünmenin önünde duran en büyük engel TCK’nın 141. 142. ve 163. maddelerinin kaldırılmasıydı. Arkasına çok büyük bir kamuoyu desteği de almıştı. Ancak bunun meyvesini Özal yedi. Maddeleri kaldırarak liberalizmin ne büyük bir kazanım olduğunu gösterdi. Nabi Yağcı ne yaptı peki? Türkiye’nin ilk komünist ve meclise giren ilk sosyalist partisinin dağılmasını izledi.

Benim Nabi Yağcı ile de derdim yok kuşkusuz. Derdim kuşkusuz onların ürettikleri düşünsellik ve içinde bulundukları kısa vadeli politikayla ilgili. Bu politikanın da menzili bellidir.

Türkiye çok önemli değişim içinde. Bu değişimin önünde muhafazakar politikalar, düşünceler ve kişiler de olacaktır. Çok normal değil mi bu? Peki bu değişimin ulaşacağı nihai nokta bizi mutlu edecek midir?

Bu platformda yazdığım bir yazıya gelen yorumlardan birinde; “Şu asker vesayetli rejimimizi Avrupa standardında bir demokrasi yapalım da daha ince ayarları sonra düşünürüz…” diyordu.

Gerçekten gerisi ince ayar mı?

Ben öyle düşünmüyorum.

Askerin ya da bürokrasinin olması gereken yere gitmenin yolu Türkiye’de burjuvazinin ayaklarını sağlam yere basmasıdır. Yani terazinin diğer kefesine ağırlık koymaktır. Avrupa standardı dediğimiz şey aslında rejimin egemen gücünün doğru şekilde örgütlenebilmesidir.

Ancak siz rasyonel "egemen gücün" karşısına yeni bir irade koymazsanız ya da tek özgürlüğün liberalizm olduğunu anlatmaya devam ederseniz yarın kitlelerin yaşadığı sorunlara da politikalar üretemezsiniz.

Bunun örneğini 2008 Dünya Global Krizinde gördük zaten.

Uzay Gökerman

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1544
Toplam yorum
: 1990
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1551
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster