Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
23453
 

Süper erotik öykü: Ateşli bir sevişme olacağı belliydi

Süper erotik öykü: Ateşli bir sevişme olacağı belliydi
 

İnsanın bir konuda bahtı kapanmayagörsün, kendini parçalasan bir şeyi değiştiremezsin. Uğurlu taştan kolye tak; ağaçlara çaput bağla; Hindistan’a, Tibet’e seyahat edip bünyede açılmadık çakra bırakma, bahtın bir kere kırılmışsa hiçbir kuvvet düzeltemez.

Benim bahtım da sevişme yönünden kırılmıştı. Millî olmakta o kadar geç kalmadım ama sonra bi ara ne olduysa ben sevişemez oldum. Yanlış anlama olmasın, sevişmek için özümde her türlü fiziki altyapı ziyadesiyle mevcut. Hormon bol; testosteron tavana vurmuş; libido sınırsız; adrenalin coşmuş Çoruh Nehri’nde rafting yapıyor; öteki altyapı unsurlarını burada saymayayım, hem ayıp hem gizli reklam olur. Ama malum, bu iş tek başına olmuyor (tek başına da oluyor da o da bir yere kadar işte!), sevişme eylemi için cins-i latif türünden ikinci bir insan evladı gerekiyor. İşte o insan evladı bir türlü ortada yok!

Nisa taifesinden arkadaşım yok değil; erkek arkadaşımdan kat kat fazla kadın arkadaşım var ama neticede bunlar da hep arkadaş işte… Kimiyle kırk yıllık mahalle ya da okul arkadaşı, kimiyle kanka, kimiyle iyi dostuz. Yani sevişmek için uygun değiller. Sevişmek için iki cins arasında başka tür ilişkilerin, çekim kurallarının olması gerekiyor.

Ne bileyim, benim için yıldızlar mı ters konuma girdi de bir türlü çıkamadı, en son seviştiğim arkadaş nazar mı etti, biri bir yerlerde karabüyü mü yaptırdı, artık ne olduysa bahtımız bir kapandı daha da açılmak bilmez. Ne yapsam şeytanın bacağını kıramıyorum. Yatak arkadaşı adayı hatun kişiyi bulmakta da o kadar zorluk çekmiyorum ama tam olaylar gelişip vuslata erecekken bir aksilik çıkıyor ve ben yine ellerim bomboş kalıyorum.

Öyle böyle derken bir hesap yaptım, son sevişmemin üzerinden yaklaşık çeyrek asır geçmiş. Ben en son cima yaptığımda (“cima” sözünden de anlaşılacağı üzere) insanlık bir tek misyoner pozisyonunu biliyordu. O günden bugüne 69 gibi, doggystyle gibi envai çeşit sevişme pozisyonu keşfedilmiş ama ben ne yazık ki bunların hiçbirini uygulama imkânı bulamadım. “Bulamadın da nerden biliyorsun” diyeceksiniz belki; bulamadık ama internet diye bir şey çıktı, görüyoruz işte orada burada… (Yahu düşündüm de ben en son seviştiğimde internet de icat edilmemişti!)

Ama ben inatçı adamımdır. Kara bahtım yol vermemekte kararlıysa ben ondan daha kararlıyım. Çalışmalarım devam ediyor, bu can bu tende kaldıkça da edecek. Azmimi en son yaşadığım talihsizlik bile kıramaz.

Efendim, sevişebileceğim hatun kişiyi bulabilmek için Beyoğlu’nda bir barda oturmuş bermutat sondaj, rasat ve tetkik faaliyetlerime devam ederkene bir kızla kesişmeye başladık. “Başladık” diye vurguluyorum. Çünkü benim için bir başlama söz konusu değil, ben zaten gördüğüm belli yaş aralığındaki tüm hatunları kesintisiz kesme pozisyonundayım. Buradaki vurgunun sebebi kızın da bana alıcı gözle baktığını fark etmemdir. Barın yüksek sandalyesinde tünemiş bir yandan biramı yudumlar bir yandan aç gözlerle sağı solu kolaçan ederken, üç metre kadar uzağımda bir başka sandalyede tek başına oturan şanslı bayanla göz göze geldik. Önceleri her zaman, her yerde karşılaşılabilecek tesadüfi göz kesişmelerinden biridir diye düşündüm ama şanslı bayana tekrar baktığımda onun da bana bakmakta olduğunu gördüm.

Heyecan ve umut dolu bir macera mı başlıyordu yoksa?

Öyleymiş. Kızın bana baktığını anlayınca kendime çekidüzen vermeye çalıştım. Henüz kapalı mekanlarda sigara yasağı başlamamıştı; en cool tavrımı takınıp artistik bir hareketle bir sigara yaktım. Göbeğimi içime çekip postürümü düzelttim. Aklım bütünüyle onda olmasına rağmen ilgilenmiyormuş gibi yaptım. Sağdan soldan sesler geldikçe sanki o seslerin geldiği yere bakıyormuş gibi yapıp ona göz atıyordum. Üçüncü bakışımda da göz göze gelince o kesişmelerin tesadüf olmadığını anladım. İş iletişim kurmak için ilk girişimi yapmaya kalmıştı. Tuvalete gitmek için ayağa kalktım, yanından geçerken hafifçe gülümsedim. O da belli belirsiz tebessüm etti. İşimi bitirip döndüm, yerime oturdum. Kızdan yana bir daha baktım, yine göz göze geldik. Daha fazla beklemenin anlamı yoktu, alkolün de verdiği cesaretle bardağımı, sigara paketimi kapıp yanına gittim. “Merhaba” dedim, ılık bir “merhaba”yla karşılık verdi. “Size bir bira da ben ısmarlayabilir miyim?” dedim bir Amerikan filmi karakteri edasıyla; “Bugün biraz fazla içtim ama neden olmasın?” dedi, sorulara hep soruyla karşılık veren bir İrlandalı havasında…

Devamı: http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=196299

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 518
Toplam yorum
: 4965
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 2092
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster