Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '07

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
6793
 

Kimler öğretmen olmalı?

- Ziraat Fakültesi mezunu Ziraat Mühendisleri öğretmen olmalı
- Veteriner Fakültesi mezunu Veterinerler öğretmen olmalı
- Tıp fakültesi mezunu Doktorlar öğretmen olmalı
- Su Ürünleri Fakültesi mezunları öğretmen olmalı
- İnşaat Mühendisleri öğretmen olmalı
- Makine Mühendisleri öğretmen olmalı
- Kimya Mühendisleri öğretmen olmalı
- Fizik Mühendisleri öğretmen olmalı
- Gıda Mühendisleri öğretmen olmalı
- Jeofizik Mühendisleri öğretmen olmalı
- Elektrik- Elektronik Mühendisleri öğretmen olmalı
- Kısaca, tüm Mühendislik, Mühendislik- Mimarlık ve Fen Fakültesi mezunu Mühendisler öğretmen olmalı
- Fen- Edebiyat Fakültesi mezunları öğretmen olmalı
- Açıköğretim Fakültesi mezunları öğretmen olmalı
- İlahiyat Fakültesi mezunları öğretmen olmalı
- Yurt dışında en az lisans düzeyinde öğrenim görenler öğretmen olmalı
- Güzel Sanatlar Fakültesi mezunları öğretmen olmalı
- Konservatuar mezunları öğretmen olmalı
- Eğitim Fakültesi mezunları öğretmen olmalı
- İletişim Fakültesi mezunları öğretmen olmalı
- Hukuk Fakültesi mezunları öğretmen olmalı
- Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunları öğretmen olmalı
- Eğitim Fakültesi mezunları öğretmen olmalı
- Kısaca, en az lisans düzeyinde öğretim yapan tüm yüksek öğretim mezunları öğretmen olmalı.

Bence de, lisans düzeyindeki tüm mezunlar öğretmen olmalı. Neden mi?

1996- 1997 Öğretim yılında, Açıköğretim Fakültesi dışındaki tüm lisans mezunları, daha sonra da İdare Mahkemesi kararlarıyla Açıköğretim Fakültesi mezunları öğretmen olarak atandılar.

Çünkü, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 45. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak (...Yüksek öğrenimleri sırasında pedagojik formasyon kazanmamış olanların ihtiyaç duyulan alanlarda, öğretmenliğe atanmaları halinde bu gibilerin adaylık dönemi içinde yetişmeleri için Milli Eğitim Bakanlığınca gerekli tedbirler alınır...), yaklaşık 35 bin kişi, en çok öğretmene ihtiyaç duyulan İlköğretime, Sınıf Öğretmeni olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nca atandı.

Dolaysıyla, ilgili yasa böyle bir yetkiyi verdiğine göre, istekli tüm yüksek okul (lisans) mezunlarının, öğretmene ihtiyaç duyulan ilköğretime atanması olağan ve yasaldır.

Pedagojik formasyon almadan, her türlü yüksek okul mezununun atanması olayı, kamuoyunda büyük tepkilerle karşılandı. O zamanki Bakan’a, "Siz, çoğunuzun hiç öğretmenlik eğitimi almamış bir Veteriner’de okumasını ister misiniz?" türünde bir soru sordular. O da gayet rahat bir şekilde, "Hayır, istemem" diye cevap verdi. Öğrenci velileri de tepki gösterdi. Şahsen ben de tepki gösterdim. Yalnız benim tepkim, atanmanın kendisine değil de, atama şeklineydi. Başka bir deyimle benim tepkim, hiçbir ön hazırlık yapılmadan, hatta adayların hiçbir kurstan geçirilmesine bile gerek görülmeden, atamaların doğrudan yapılmasına idi.


Kamuoyunda bu tepkiler devam ederken, kadere bakın ki ben iki yaz, Eğitim Fakültesi dışındaki okul mezunu tam dört yüz öğretmene Eğitim Bilimleri dersleri verdim. Ders verdiğim ilk yaz, henüz müfettiş değildim. Onlarla çok güzel anılarım oldu. Yukarıda sözünü ettiğim Fakülte mezunlarının hepsi ile tanışma, konuşma fırsatım oldu. Olmayanlar sadece Tıp Doktorları ile Eczacılar oldu. Bu iki meslek grubundan öğretmen olarak atanan elemanlar belki de benim çalıştığım ilde yoktu. Bunun dışındaki tüm adaylarla karşılaştım. İlginç tespitlerim de oldu. Bunlar:

- Aday Öğretmenler, kurslara nerdeyse eksiksiz devam ettiler ve dersleri genellikle ilgi ile izlediler.
- Adayların yüzde onu, alanlarında yüksek lisans yapmıştı.
- Bayanlar, bütün sınıflarda çoğunlukta idi.
- Adayların, nerdeyse yarısı, Ziraat Mühendislerinden oluşuyordu.
- Bayanların çoğunluğu, artık kendi mesleklerine dönmeyi düşünmediğini söylüyordu.
- Bayanların birçoğu, öğretmenlikten daha çok ücret alınan bir meslekten istifa ederek veya yatay geçiş yaparak gelmişti. Bu kişiler özellikle öğretmenliğe geçtiklerini ve öğretmen olarak emekli olmak istediklerini söylüyorlardı.
- Öğretmenliği tercihte, işsizlik önemli gerekçelerden biriydi.
- Yine birçok aday, Eğitim Fakültesini kazanamadığı için Ziraat Fakültesine gittiğini, böyle bir fırsat bulunca hiç tereddüt etmeden öğretmenliğe geçtiğini söylüyordu.
- İş sahibi bayanlar, öğretmenlikten daha önce yaptıkları işlerin ailelerine, eşlerine, evlerine ve çocuklarına zaman bırakmadığını, bu nedenle yarım gün olan öğretmenlik mesleğine geçtiklerini söylüyorlardı.

Öğretmenliğe geçişte, bu ve benzer nedenler daha da çoğaltılabilirdi. Beni esas olarak düşündüren konu, Eğitim Bilimleri dersleri almayan bu kişilerin, nasıl İlkokul (sınıf) Öğretmenliği yapacağı konusuydu. Birinci yıl kurs verdikten sonra, yeni öğretim yılı başında müfettiş olarak atandım. Bu demektir ki, bu adayların öğretmenlik becerilerini, öğretmenlikteki başarılarını yakından görebilecektim. Ben de öyle yaptım zaten. Soruşturma, teftiş ya da rehberliğe gittiğim her okulda, bu öğretmenleri yakın incelemeye aldım.

Bulduğum sonuç; Eğitim Fakültesi mezunu, yani Eğitim Bilimleri derslerini almış öğretmenlerle, Eğitim Bilimleri derslerini hiç almamış öğretmen adayları arasında kayda değer bir fark olmadığı" gerçeği idi. Bu gerçeği kabullenebilmem, kolay olmadı tabi ki. Bir müfettiş olarak, birçok öğretmeni inceledikten, teftiş ve rehberlik yaptıktan sonra bu sonuca vardım. Bulduğum bu sonucu, birçok müfettiş arkadaşımla konuştum ve tartıştım. Hiçbir müfettiş arkadaşım, "Eğitim Fakültesi mezunu öğretmenler, daha başarılıdır" diyemedi. Onlara özellikle şu soruyu sordum: "Eğitim Fakültesi mezunu öğretmenlerle, diğer öğretmenler arasında, başarı yönünden, kayda değer bir farklılık gördünüz mü?" Hiç birisi bu soruya "Evet, farklılık vardır" diyemedi. Diyenler sadece, "Kısmen" diyebildiler. Kısmen, cevabının verilmesi olağandı. Çünkü, bir grup dört yıl boyunca Eğitim Bilimleri dersleri almış ve öğretmenlik uygulaması yapmış, diğer grup ise, hiçbir koşula tabi tutulmadan öğretmenliğe atanmış idi.

Müfettişliğim sırasında, bir de, "Eğitim Fakültesi dışındaki diğer Fakülte mezunlarının öğretmen olarak atanmalarına, kamuoyunda büyük tepki gösterildiği için, bu adaylara bir savunma hakkı verilmesi amacıyla, belediye toplantı salonunda bir tartışma düzenledik. Tartışmanın adı her ne kadar "savunma" değilse de, konusu buydu. Gruplar önceden oluşturularak, tartışma konusu ve yeri bildirildi ve hazırlık yapmaları söylendi.

Tartışma günü, Ziraat, Gıda, Makine Mühendisleri ile İktisatçılardan oluşan bir grup ile mesleki kıdemi yirmi yılın üzerinde olan Eğitim Fakültesi (veya Öğretmen Okulu) mezunlarından oluşan diğer bir grup, panel şeklinde konuşmaya başladı. İlk sözü genç meslektaşlara verdik. Heyecanla söze başladılar. Tartışmaya, çok iyi hazırlandıkları, her hallerinden belli oluyordu ve ellerinde birkaç sayfalık birer metin vardı. Daha ilk cümleleri ile, kamuoyunca kendilerine yöneltilen eleştirilere cevap verip, olayın eğitimsel yönünü anlatmaya başladılar. Konuşma sırası, diğer gruba geçtiğinde, öğretmenler ne kamuoyundan gelen tepkileri savunabildiler, ne de olayın eğitimsel yönünü yeterince anlatabildiler. Birinci tur konuşmanın sonunda, üstünlük, kesin bir şekilde mühendislerin çoğunlukta olduğu gruba geçti. İkinci oturum konuşmalarda, kıdemli öğretmenlerin bu durumu, genç öğretmenleri daha da heyecanlandırdı ve eleştirilerin düzeyini yükseltti. Bir ara, konuşmaların şiddeti öylesine yükseldi ki, tartışma nerdeyse kavgaya dönüşüyordu. Neyse, taraflar kendilerini çabuk topladılar ve havayı yumuşattılar. Tartışma, genç öğretmenlerin mutlak üstünlüğü ile sona erdi ve kıdemli öğretmenler, genç meslektaşlarına birikimlerini aktaracaklarını bildirdiler.

Genç öğretmenlerin yaptığı hazırlığı ve kendilerini savunmada gösterdikleri yeterliği görünce, böyle bir tartışmayı düzenleme fikrini gerçekleştirmenin ne kadar olumlu bir davranış olduğunu anladım. Savunmasız infaz yapılmamalıydı, demek istiyorum yani.

Bir yıl müfettişlik yaptıktan sonra, Üniversitenin, öğretmen yetiştiren bir bölümüne Öğretim Görevlisi olarak geçtim ve özellikle Eğitim Fakültesi Öğretim Üyeleri ile olan konuşmalarımızda, durumu belirterek, bu soruya cevap bulmaya çalıştım. Kayda değer bir cevap bulamadım. Bunun üzerine olayı, kısmen de olsa, bilimsel bir çalışmayla araştıralım, diyerek öğrencilerimle iki tane seminer çalışması yaptık. Sonuç yine değişmedi.

Kendi inceleme ve gözlemlerime, müfettiş arkadaşlarımın gözlemlerine, yöneticilerin ve öğretmenlerin gözlemlerine göre vardığımız sonuç; "Eğitim Fakültesi mezunu öğretmenler ile diğer Fakülte mezunu öğretmenler arasında, öğretmenlik uygulamaları ve başarı yönünden kayda değer bir farklılık yoktur. Her iki grup öğretmen adayı da, öğretmenlik mesleğini, öğretmenliğe başladıktan sonra, deneme/yanılma yoluyla öğrenmektedir" olmuştu.

Sonuç ortada. Ben bu sonucu herkesle tartışmaya açığım. Eğitim Fakültelerinde, Eğitim Bilimleri derslerinde neler yapılıyor, demek istemiyorum. Demek istediğim, Eğitim Bilimleri derslerini alanlarla, almayanlar arasında anlamlı bir fark yoksa, neden herkese öğretmenlik kapısı açık tutulmuyor? Herkesin öğretmen olmasına neden tepki gösteriliyor?

Siz ne dersiniz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Sayın Hocam.Ben bu yazıyı yazmadan önce; iki yaz Ziraat ve diğer Fakülte mezunu öğretmenlere Ölçme ve Değerlerdirme ile Genel Öğretim Yöntemleri kursu verdim.Yine bu öğretmenleri ve Eğitim Fakültesi öğretmenleri okullarında teftiş ettim. Ondan sonra bu yargıya vardım ve sizlerle paylaşmak istedim.Kimse bu sonucu kabullenmek istemedi.Oysa kabullenmeyenler, sözünü ettiğim öğretmenleri görmedi.İkinci olarak, ben size Ziraat Teknisiyeninden tarihçi olur mu? desem, herhalde hayır demezsiniz. Çünkü ben bile, Ziraat Teknisiyenliğinden gelme iki tane tarihçi biliyorum.Üçüncü olarak, kentin en iyi okullarında yapılan eğitimin kalitesini ben gördüm ve blog yazılarımda yazdım.Siyasi rant uğruna böyle bir kapıyı ben de hoş göremem tabi ama, dersler boş geçse daha mı iyi olurdu?Bir de böyle empati yapsanız nasıl olur?Ben bu yazıyı yazmakla bir geçeği dile getirmek istedim.Milli Eğitim Müdürlüğü de yapmış Veli Cuma bana katıldı.Ben bu soruna önce dikkat çekmek istedim.Çünkü nedeni biliyorum.

Şemseddin Koçak 
 11.03.2008 15:55
 

Sayın Koçak, Ben de sizin gibi bir eğitimciyim ve 1987 yılından beri Eğitim Fakültesinde çalışıyorum. Bakana sorulan soruyu ben size yöneltmek istiyorum. Siz çocuklarınızı eğitimci olmayan birine teslim eder misiniz. Ben etmek zorunda bırakıldım. Ve Eğitimcilerin dışında herkesin öğretmen olması hayattaki tek varlığım olan çocuklarımın eğitim hayatını kararttı. Önceleri özel okula göndersem de ekonomik koşullardan dolayı oradan alıp devlet okuluna göndermek zorunda olduğum oğlumu mimar kızımı ise ziraat mühendisi okuttu. Ve olan oldu. Bu mesleği özümseyememiş olan söz konusu öğretmenler torpille geldikleri kentin en güzide okullarındaki memur çocuklarının geleceğini kararttılar. El an da karartmaya devam etmektedirler. Onlara siyasi rant uğruna bu kapıyı açanları kınıyorum.

Mehmet İpçioğlu 
 28.02.2008 20:11
 

İlk defa bizi şiddetle savunan bir eğitimci ile karşılaştım. Ben gıda mühendisi bir öğretmenim. İşimi severek, zevkle yapıyorum. Öğretmenliğe geçişim uzun hikaye. Ancak şu kadarını söyleyebilirim. Bizler Eğitim Fakültesi mezunlarından daha yüksek puanlarla üniversiteye girdik. Yani lise döneminde daha başarılı öğrencilerdik. Ben puanları düşük diye hiç bir eğitim fakültesini tercihlerime koymamıştım. Herhalde bu da önemli bir faktördür. Diğer bir faktör de öğretmenliğe kendi isteğimizle başladık. İstemeyen zaten yatay geçişlerle kendi mesleğine döndü. Severek yapılan her işte başarılı olunur diye düşünüyorum. Hele benim gibi özel sektör tecrübeleri olanlar daha da başarılı oldular. Yaşta etkili. Ben 31 yaşında öğretmenliğe başladım. Bu konuda söyleyecek çok şey var. Saygılarımla...

moonlight1 
 24.01.2008 19:15
Cevap :
Merhabalar. İlginize teşekkürler. Ben öğretmenlik mesleğine, meslek bağnazlığı ile bakmıyorum. Bu işlerden rant elde edilmesinden de rahatsız oluyorum. Bu yazıya çok tepki geldi ve gelmeye de devam ediyor. Eğitim Fakülteleri İlahiyat Fakültelerine Bağlanmalıdır, blog yazımda, ÖSYM'nin ortaya koyduğu rakamları yazdım. Özellikle okumanızı ve yorum yazmanızı diliyorum. Bu konuda meslektaşlarımın da görüşlerini istiyorum ama henüz bir karşılık gelmedi.Orada sorduğum sorulara, özellikle alanı Eğitim Bilimleri olan meslektaşlarımdan karşılık bekliyorum.Ben de, sevilerek yapılan her işin başarılacağına inananlardan biriyim. Öğretmen adaylarının seçimi, yetiştirilmesi ve denetimi konularında söylenecek çok şey var ama, ben şöyle diyorum: Her lisans mezunu KPSS'ye girsin.Eğitim Bilimlerinden ve alanlarından yeterli puanları alanlar,Eğitim Fakültelerinin Eğitim Bilimleri Bölümlerinde Öğretmenlik Meslek Bilgisi alsınlar ve atansınlar.Ondan sonra da, her beş yılda bir KPSS'de 70 puan alan atansın.  25.01.2008 13:24
 

Hocam halsınız egitim şart bi ara önüne geleni ögretmen yaptılar bunu sonucu, olan şimdiki gençlige oldu ,ben teknik egitim meznuyum benim gibi 170 000 kişi var ögretmen olmayı bekleyip olamayan........... Egitim görüpte olamayan ögretmenler varken diger fakültelere ögretmenlik biraz haksızlık olmuyormu hocam...

soner ercan 
 20.11.2007 11:52
Cevap :
Merhaba Soner Bey.Amerikalılar; "Eğitim, eğitimcilere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir" derler. Bu yazıda; eski bir müfettiş olarak yaptığım teftiş sonuçlarından ve iki küçük inceleme ile diğer arkadaşlarımın gözlemlerinden bahsediyorum.Bulduğum sonucu, bilimsel kongrelerde de tartıştım.Karşı çıkan, tepki gösteren, Eğitim Bilimci Eğitim Fakültesi dekanları da oldu.KPSS Eğitim Puanları sonuçları da böyle.Yani beni destekler nitelikte.Ben, Eğitim Fakültesi mezunlarının, kayıtsız-şartsız öğretmen olarak atanmasına karşıyım.Hatta biraz daha ileri giderek, Önce KPSS yapılsın; KPSS'ye herkes girebilsin.Tercihlerden sonra, tercihlere göre sıralama yapılsın ve pedagojik formasyonu olmayanlara Eğitim Fakülteleri pedagojik formasyon eğitimi versin, diyorum.Eğitimde niteliğin ancak böyle yükselebileceğine inanıyorum.Sizin gibi Teknik Öğretmenlerin durumu ise, ayrı bir konu.Bence, Endüsri Meslek Liseleri, Mühendislik Fakültelerine ÖSS ile girebilirse, sizin de işiniz olur.Saygı ve selam.  20.11.2007 15:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 409
Toplam yorum
: 272
Toplam mesaj
: 97
Ort. okunma sayısı
: 1814
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi Planlaması ve Ekonomisi A..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster