Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '07

 
Kategori
İnsan Kaynakları
Okunma Sayısı
4128
 

İş başvurularını değerlendirirken...

İş başvurularını değerlendirirken...
 

İş başvurusu yaparken içinde bulunduğumuz gerginliği dışarı yansıtmamayı başarabilir miyiz? Ya da kaçımız bunu başarabilmektedir? Kendi payıma ben gayet sakin ve net olduğumu düşünüyorum bu hususta.

10 yıldır aynı şirketteyim ve şu anda çalıştığım birime alınacak elemanların mülakatını ben yapıyorum. Otomotiv sektörünün alaylı ve mektepli bölümleri vardır. Oto boyama ve kaporta alaylı gruptandır, diğer bölümlere meslek liselerinde gerekli eğitimleri (!)veriyorlar. Şirketimizin işe başvurma kritelerine uygun kişiler insan kaynaklarındaki ön mülakattan sonra doldurdukları formla , mesleki yeterliliklerine göre ilgili birimlere yönlendirilirler. Bize gelen elemanları da biz mesai saati içinde karşılıklı diyaloglarla ve mesleki becerilerini sergilemelerini izleyerek değerlendiririz.

Nelere mi dikkat ederim?

Benim için her zaman "ilk merhaba’nın" çok önemi olmuştur. İlk merhabada olumlu gördüğüm kişi hakkında nadiren olumsuz karar çıkar benden. Bazen arkadaşlarımdan yardım isterim karar aşamasında. Ama bu zamana kadar hiç yanılmadım desem yeridir doğrusu.

Daha sonra insan kaynaklarında doldurduğu form üzerinde konuşmaya başlıyorum. Bir arkadaşımız Mersin’den İstanbul’a iş aramaya gelmiş. Amcasının yanında kalıyor ve iş bulunca kendi yönünü tayin edecek. Yani "kan gibi"işe ihtiyacı var.

Konuşuyoruz:

-"Amcanın yanında kalmak zor olmuyor mu?". Yanıt değişik olsa da özü değişmiyor.

-"tabi ki zor ama iş buluncaya kadar kalıcam, ondan sonra ayrı eve çıkmayı düşünüyorum.

"Peki, burada en alttan maaş alacaksın, ev kirası ve diğer masraflarını karşılayacak mı?

-Geçinmeye çalışacağım".

-Formunda bekar yazıyor. Mersin’de sevdiğin biri var mı?

-Var efendim.

-Efendimi bırakalım şimdi. Evlenmeyi düşünüyor musun O’nunla?

-Tabi ki düşünüyoruz.

-Peki İstanbul’a gelmeyi istiyor mu? Senin iş aramaya geldiğini biliyor mu?

-Biliyor ama İstanbul’a gelmeyi istemiyor. Hiçbir akrabası yok buralarda. Ailesi izin vermez diye korkuyor.

-Seni işe aldığımızda kafan bu sorunlarla meşgul olursa kendini işe nasıl vereceksin? Yarın, öbür gün bu sorunlarını halledemezsen ne yapacaksın?

-Halletmeye çalışacağım.

Arkadaşımıza daha önce benzer sorunları olan başka arkadaşımızı anlattım. Kız meselesi yüzünden önce işlerini aksattı, daha sonra meeleyi çözmek için üç ay ücretsiz izin aldı, en sonunda işten ayrılmak zorunda kaldı. Aynı durumda olmaması için abi nasihati veriyorum alttan alta.

Formda tiyatro, sinema ve kitap okumakdan hoşlandığını yazmış. Ama en son gittiği filmi, oyunu ve okuduğu kitabı söyleyemedi (!). Sonra sonra yarım yamalak bir iki oyun ve filmi söyledi ama beni ikna edemedi. İstanbul’a geldiğinden bu yana da ne bir filme ne de bir oyuna gidebilmiş. Zaten iş aradığı ve maddi imkanının kısıtlı olduğu tahmini ile bunu önemsemiyorum.

Piyasada makina-kalıp işleri yapan bir firmada montaj elemanı olarak çalışmış. Kendisini bir-iki saatliğine montaj işlerindeki becerisini görmek üzere montaj bandına gönderiyoruz.

Başka bir eleman daha geliyor. Çalıştığı şirket Düzce’ye taşınacağı için ve ailesini oraya götüremeyeceğinden yani bir iş arıyor.

Bize kendini nasıl tanıtırsın? diyorum. Aşağı yukarı formda yazan şeyleri tekra ediyor. Israr ediyorum. ”Seni nasıl tanıyalım, neler yaparsın, neleri seversin, bir başucu kitabın var mı?, unutamadığın bir film, bir oyun, bir şiir mesela? Evinde ne yaparsın, dışarıda ne yaparsın? Çocuğun varmış formda yazdığına göre, kaç yaşında, nasıl vakit geçirirsin onunla?

-“Yazın boş zamanlarımda yüzerim, birkaç defa boğazı geçme yarışmalarına katıldım” diyor, sıradışı bir cevap benim için. Onbeş milyonluk İstanbul’da kaç kişi(ben dahil)yüzerek boğazı geçmiştir ki. Kitap okumaya fırsatı olmadığını çünkü yeni bebekleri olduğunu söylüyor.

-Bebeğin altını hiç değiştirdin mi?

-Eşine bu konuda yardım ettiğini, hem bebeğin bakımında hem de yemek hazırlarken destek olduğunu söylüyor.

Sesinden, duruşundan, konuşmasının seriliğinden ve kendinden emin oluşundan gözüm tutuyor. Eşine ve kendine saygısı olan bu kişi işine de aynı saygıyı mutlaka göstercektir. El becerisini ve mesleki yeterliliğini görmek üzere O’nu da montaj bandına denemeye gönderiyorum.

Sonra ne mi oldu?

Aradan iki hafta geçtikten sonra iki arkadaş da işbaşı yaptı. Onlarla bir konuşma daha yapıyorum. Dürüst çalışırlarsa bu şirketten emekli olana kadar çalışbileceklerini, aksi takdirde ne kadar fazla işe alım oluyorsa bir o kadar da kriz dönemlerinde işten çıkarmaların olduğunu hatırlatıyorum. İş kazalarına karşı koruyucu malzemeleri mutlaka kullanmalarını hatırlatıyorum. Hiçbir ürünümüzün kendi uzuvlarından değerli olmadığını da ekliyorum.

Bazı şeyleri en başta konuşmanın bir çok hatayı ve yanlış anlamayı ortadan kaldırdığını, kendilerine ve ailelerine iyi bir gelecek hazırlamanın ilk basamağında olduklarını söylüyorum. Mersin’li arkadaşa “o işi hallettin mi?” diyorum. Başıyla onaylayarak “evet abi” diyor. ”O zaman bana da düğünde oynamak düşüyor” diyorum. Gülüşüyoruz.

Hayırlı olsun diyerek işe koyuluyoruz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yaptığım iş görüşmeleri geldi de aklıma, şimdiye kadar bilinen klasik çizginin dışına hiç çıkılmadığını farkettim kendi adıma. cevaplamaktan sıkıldığım aynı sorular. bilgi ve deneyim dışında insan gözüyle görmek de önemli aslında. senin yaptığın gibi. keşke her insan kaynakları bu gözden bakabilse. bu arada eleman arıyor musunuz :))

beenmaya 
 28.05.2007 14:35
Cevap :
İnsan kaynakları sonuçta "insan" konusunu çok iyi bilmeli bence.Eğer işbaşvurularında insani incelikleri ön plana çıkaramazsak yarın öbür gün matrixvari elemanlar yapar işleri.Aramızdan bir Neo çıkar mı bilmem?Bizde eleman alımı bitmez,hele bi başvur bakalım secerene.Sende bu cevvallik olduğu sürece sana açılmayacak kapı olmaz evelallah...  28.05.2007 19:44
 

Yazınızı okuyunca yaptığım iş görüşmeleri aklıma geldi.Genelde saygılı ve seviyeli davranırım karşımdaki kişiye fakat bir iş görüşmesinden sonra özellikle görüşme yapan kişilere saygım kalmadı.2001 krizinden hemen sonra 2002 yılında bir iş görüşmem vardı.Herşey çok güzel giderken konu maddiyata geldi ve karşımdaki adam çok ukala bir şekilde ''krizmi varmış,ne krizi''demez mi!!O anda bütün saygımı kaybettim ve sonraki görüşmelerimdede bu devam etti.

Ufaklık 
 21.05.2007 9:47
Cevap :
Saygının olmadığı ortamda zaten çalışılmaz görüşündeyim.Bizler takım çalışmasına çok önem verdiğimizden, temele karşılıklı saygıyı oturturuz.Malesef siznki gibi durumlarla karşılaşılıyor.Karşısındaki ezen,küçük gören,dağları ben yarattım havası yok mu...?Değerli yorumun için teşekkürler,saygılar.  21.05.2007 11:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 258
Toplam yorum
: 879
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 1439
Kayıt tarihi
: 24.06.06
 
 

1970 doğumluyum.Karadenizin bir sahil şehrinden, hayatın güler yüzlü tarafına tutunmak için İstan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster