Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '07

 
Kategori
Çocuklar ve ilkler
Okunma Sayısı
51381
 

2,5 yaş sendromu mağdurları

2,5 yaş sendromu mağdurları
 

Çocuklarda 2, 5 yaş sendromu olduğunu bilir miydiniz? Ben bilmezdim başıma gelince anladım. Benim bildiğim insan yaşamına ilişkin iki sendrom dönemi vardır. Birincisi “Ergenlik dönemi sendromu”dur, diğeri de “35 yaş sendromu”. Biz, "çocuğumuzla çatışma dönemi yaşamak için daha önümüzde oldukça uzun bir süre var" diye düşünürken, oğlumla bugünlerde tam bir kimlik çatışmasının içine girmiş bulunuyoruz.

Bizim tercihlerimize ve isteklerimize ”hayır” demesinin, yalnızca onun istemediği şeyleri teklif etmemizden kaynaklanmadığını anlamış bulunuyorum. Zaman zaman onun tercih ettiği şeyleri teklif ettiğimde de “hayır” yanıtını almakta gecikmiyorum.

Bu sendromun yaş aralığı farklı kaynaklara göre değişkenlik gösteriyor. “2 yaş sendromu” diyenlerde var, “2, 5 yaş sendromu” diyenlerde. Benim oğlumun yaşadığını daha çok “2 yaş sendromu” olarak isimlendirmek mümkün ama, daha sık kullanılan isimin “2, 5 yaş sendromu olduğunu da söylemem lazım.

Bu dönemin İngilizce ismi ise “Terrible Two” (Felaket 2). Zannedersem ilk felaket dönemi bebeğin ikinci ayı ile altıncı ayı arasında yoğun yaşanan gaz sancıları ve uyku alışkanlığının oluşmaması halinde yaşanan kâbus gecelerine denk geliyordur.

İkinci felaket dönem ise, iki yaşından itibaren başlıyor ve yaşamınızın her anında minik bir şahsiyetle iktidar mücadelesine girişiyorsunuz. Karar yetkinizin elinden alınması, önceleri sizin çocuk sevgisi ve onu mutlu etme arzusu ile isteklerini yerine getirdiğiniz zannıyla başlıyor. Siz hala yetkinin sizde olduğunu zannediyor, yalnızca tercihlerinizi çocuğunuzun istekleri yönünde kullandığınızı düşünüyorsunuz. Ama ciddi konu ile karşılaşıp, hani bir çocuk aklı ile değil de, bir erişkin bilinci ile karar verilmesi gereken bir konuya denk geldiğinizde, artık karar vermeye muktedir bir birey olmadığınızı fark ediyorsunuz.

Henüz çocuğu olmayan veya bu yaş çocuk yetiştirme süreçlerini çoktan aşmış kişiler, olayı abarttığımı düşünebilir ve “yahu iki karış boyu olan bir velede de söz geçirilmez mi?” diyor olabilirsiniz. Ama hiç bir erişkinin, bir çocuk kadar inatçı ve isteğinin yerine gelmesini sağlayacak kadar çıldıracağını zannetmiyorum. İstediği bir şey olmadığı zaman kendini çılgınca yerlere atan, ağlama krizlerine tutulan, sözü yerine gelene kadar talebini tekrarlamaktan bıkmayan organizma ancak “akıl”la henüz yeni tanışma evresinde olan bir canlı olabilir.

Son tahlilde, karşınızdaki iletişim kurabileceğiniz bir kişi olduğunda, onu ikna etmeye çalışır veya uzlaşmaya yönelirsiniz. İsteği kabul edilmese bile göstereceği tepki, ne kendisine ne de başkasına zarar verecek düzeyde olacaktır. En fazla, küser, kızar, bağırır çağırır, ortamı terk eder. İşte 2 yaşında bir çocukla bu kalıplar çerçevesinde iletişim kuramıyorsunuz.

Çocukla iletişim açısından altın kurallardan birisi, onunla konuşurken kendinizi onun boyuna ayarlamanız ve mümkünse gözgöze gelmenizdir. Ama bu önerinin eksik kaldığını itiraf etmem gerekiyor. Zihinsel basamaklardaki konumuzda da benzer bir düzey eşitliği yaratmanız gerekiyor. Mesela o çılgınlık yaparken sizde benzer bir tepki verdiğinizde, bir nebze de olsa ortak bir dil yakalama fırsatı kazanmış oluyorsunuz.

Ancak bu bile ancak kriz anlarında mümkün olabiliyor. Örneğin elindeki bir şeyi atmamasını veya dökmemesini söylemeniz, genellikle itaatsiz olma cesaretini göstermek isteyeceği bir sahnenin giriş şifreleri oluyor onun için.

Bu sendromu yaşayan çocuklarla iletişimde iki ana kuralı bilmeniz gerekiyor;

Birincisi ona bir şeyi yapmamasını söylemeyin, çünkü kesinlikle yapıyor. İkincisi ile uyarınıza karşın yapıyorsa sert bir tepki göstermeyin, çünkü bu onun daha da sertleşmesine ve krize girmesine vesile oluyor.

Elbette bunlar yapılamayacak olanları belirleyen kurallar, yapılması gereken kurallar için söylenebilecek tek bir kural var; sabır. Bu hammaddenin de her bireyde eşit düzeyde var olduğunu ne yazık ki söyleyemeyeceğim. Örneğin ben de, oldukça sınırlı bir kaynak, kısa sürede tükeniyor. Bu sebeple olsa gerek hafta içleri oğlumla iletişimim daha olumlu ilerliyor. Onunla beraber geçirdiğim vakitler sabahları on beş dakika süresince ve akşamları da, iş bitiminden uyku saatine kadar olan bölüm. Bu sürede başka işlerimin olup olmasına göre farklılık gösteriyor. Benim iş zamanım dolayısı ile ikimizin de birbirini özlemiş olması ilişkinin belirli bir dönem ılımlı yürümesine yol açıyor. Ama dakikalar geçip de, ikimizin de yüzü birbirine karşı eskimeye başladığında, ilişki ısınmaya ve karşılıklı elektriklenmelerin yaşanmasına, zaman zaman kıvılcımların oluşmasına ve en nihayetinde de şimşeklerin çakmasına kadar ilerliyor. Hafta sonları ise bu şimşek çakma seansları oldukça sık aralıklarla tekrarlanıyor.

Gece uyku zamanı geldiğinde oğlumda, bende, müthiş bir kimlik meydan muharebesinden çıkmanın yorgunluğunu, stresini ve gerginliğini üzerimizde hissediyoruz. Daha doğrusu onunda, gözlerini kapattıktan hemen sonra derin bir uykuya dalması ve sabaha kadar rahat bir uyku çekmesinden, bendeki etkinin aynısının onda da var olduğunu anlayabiliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben de bir yazımda kısaca bu konuya değindim. İsmini pek sevmeyebilirsiniz, kusura bakmayın, 'İnsanlarla yaşamaya alışan hayvanlar doğaya dönemez.' Buna göre her canlının farklı yoğun öğrenme süreleri var. Bebek üç yaşına kadar hep aynı kişiden öğrenmeli. O nedenle çalışmak çok fena. Aşağıda bir soru gördüm. 2 yaşında çalışmaya başlamış bir anne. Çocuğun daha 1 yılı var. O yüzden erken olmuş. Süzün çocuğunuza gündüzleri kim bakıyor? Belki o yüzden sözünüzü dinlemiyor. Saygılar sunarım.

Hasbihalci 
 27.12.2009 5:33
 

Günaydın, benim 29 aylık bir oğlum var 2 yaşına kadar çalışmayıp onunla vakit geçirdim herşey normalinde çok üstünde gidiyordu çok hızlı öğreniyordu öyleki 19 alıkken bezde çıktı şimdi de çalışmaya başladım işte sorularda başladı oğlumun artık çişini söylemiyor sürekli altna yapıyor bende hata yaptım iştenden geldiğimde sadece ne getirdiğimi soruyor sonrada yüzüme bile bakmıyor uyku düzeni harikaydı şimdi uyumamak için savaşıyor yani kısacası sinir harbi yaşıyorum ne yapacağımı bilemiyorum çok tutarsız davranıyorum dikkate almıyor beni ne yapmalıyım?

ebru karatas 
 16.12.2009 9:18
 

yazınızı ilgiyle okudum aynı sorunları bende bebeğimle yaşıyorum.Hatta ev hanımı bir anne olarak katmarlisini yaşıyorum diyebilirim. Yazınızı sabaha karşı 05:30 sıralarında okudum, çünki benim bebeğimin tüm bu sorunlar dışında uyku sorunu mevcut. uyumama demek daha doğru sanırım. Bu krizi geçirmekte olan tüm anne babalara sabır diliyorum. Ben henüz başa çıkma yolunu bulamadım. Çünki oldukça uysal bir bebeklik döneminden birden hırçın bir velede dönüşen çocuğumu yeniden tanımaya çalışıyorum. Bu durumla başa çıkmasını becerebilen varsa her türlü yardıma muhtacım... saygılar...

dilek torunoglu 
 19.07.2008 5:41
Cevap :
Sayın Dilek Torunoğlu, keşke işin uzmanı olsam ve size yardım edebilsem. Ama ne yazık ki değilim. İşin garibi bu tür konularda işin uzmanlarının bile sınırlı yardımlarının olacağını düşünüyorum. Her çocuk ayrı bir kainat ve her çocuğun ayrı bir evresi birbirinden iki farklı gezegen kadar da uzak olabiliyor. Benim oğlumda ik yaşında başladığı hırçınlığına ve inatçılığına giderek ivme kazandırarak devam ediyor. Bir değişim yok gibi gözükse de, bu olumsuz özelliklerine her gün yeni bir beceri ve işlev kazanıyor. Yani zor bir çocuğum var. Sizin durumunuza göre tek avantajım uyku düzenine bebekliğinin ilk evresinden beri sahip olması. Bu da doğal gibi gözüküyor. Gün boyu inanılmaz haşarılık yapan bir bünyenin gecenin belirli bir saatinde durulmasında şaşacak birşey yok. Ama bu yorulma anı zaman zaman gece 11 - 12'ye kadar uzuyor ki, bu bile o günü bizim için çekilmez kılıyor. Ama galiba tüm bunlar bizlerin tercihleri idi ve sevgiyle kabullenmek zorundayız, katkı için teşekkürler, saygılar  19.07.2008 15:47
 

... iki erkek yeğenim var ve her ikisinin de o dönemlerini yaşayarak tecrübe ettim. Tabii ki aynı şey değil, biliyorum; sonuçta aynı evde her dakikasını birlikte geçirmedik o yaş aralığının. İşin püf noktası şu bence: İlgini ve ilgisini her zaman canlı tutacaksın; o yaştaki çocuklar hep kendisiyle ilgilenilsin ve oynansın isterler. Bununla beraber çok da çabuk sıkılırlar. İşte bize düşen, sıkıldığımızı belli etmemek bir, sıkılmasını önlemek, bu da iki! Bunu başarmak da çok kolay değil, kabul ediyorum. Müthiş bir zevk alarak, heyecanla oynadığınız oyunun ortasında pat diye sendrom belirtileri gösterirler. İşte bunun önüne geçmek için, oynadığınız oyundan ondan daha çok zevk almanız, ondan daha çok keyifle oynamanız gerekir ki, oyun onun için cazip hale gelebilsin ve de sıkılmasın. Kolaylıklar ve sabır dileklerimle...

habişş 
 21.06.2007 17:47
Cevap :
Merhaba Sayın deep refleXion, hani sürekli, dakika dakika bir çocukla yaşamasanızda gözlemleriniz gayet yerinde. Ancak, annesi ile işten yorgun argın gelip de, birde ev işleri ile uğraşıp, bir yandan da günün yorgunluğunu atmak, gazete, kitap okumak, çok sevdiğiniz bir diziyi seyretmek isterken, gün boyu sizi özleyen çocuğunuzda sizden günün acısını misli misli çıkarmaya çalışıyor. Tablo tam olarak bu ve zannedersem hırçınlığının ve inatçılığının yani bizim sendrom dediğimiz şeylerin gerekçesini de bu tablo oluşturuyor. Sabır, dirayet, enerji ve çocuk sevgisi bu işin anahtarı. Ama önerileriniz gerçekten önemli, katkınız için çok teşekkür ederim,  22.06.2007 8:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 456
Toplam yorum
: 1881
Toplam mesaj
: 172
Ort. okunma sayısı
: 1299
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster