Şöyle yılın ilk yarısına dönün.
Hatta 2007’nin bahar aylarına.
“Ordu, konuşlandı. Operasyona hazır” haberleri.
Ve üniformalı memurların ağızlarından açıklamalar..
Ve kimi Ecevit modelli gazeteci tiplemelerinden; işmar yollu teviller, yorumlar, kaş –göz işaretleri ile ne anlama geldiğini kendilerinin bildiği imalar..
Sonra ..
27 Nisanda sanal darbe yapıldı.
Karşılıklı el enseler çekilip, millet sandık başına gönderildi.
Ne sınırda hareketlilik var, ne başka bir olay.
Her şey sakin.
Ancak, seçtirilemeyen kişi cumhurbaşkanlığı koltuğunu oturup, ilk gezisini bölgeye yapınca..
Adete kıyamet koptu.
Sesiz dağlar, kan çağladı.
Meclis, tezkereler bağladı.
İçerde dışarıda diplomasi turları atıldı. Cin kovan cadılar misali televizyonlarda kösler, gümbür gümbür savaş nameleri dövdü.
Yazılı “cerideler” “Haydin savaşa..”diye avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı.
Aylar oldu. Sonbahar kışa eklendi.
Ne ve niçin beklendi?
Bilen yok.
Hala, sınır ötesi tamtamları sürüyor. Sanki eşkıya salaktı. Orada oturmuş “at başıma iki bomba” diyecek..
Bu arada “kumaş” tacirleri, üretim üstüne üretimi katlıyor.
Savaş baronları, uçak, top , tank, gece - gündüz görüş aletleri ihalelerini dört gözle bekliyor.
Uluslararası, savaş baronlarından taşeron bedelini alan melanet kuruluş, Anadolu’da yollara düşen insan kellesine göre tahsilatını yapıyor.
Günlük borsa gibi
Meydanlardaki insan sayısı yüksekse yüksek, düşükse düşük. Alçak; taşeronluk ücreti olarak tahsilatını cebe indiriyor.
.....
Kimi ölü seviciler, “ilke “diyor, başka şey söylemiyor.
Bu ilkesizler kimi kandırıyor?
Eğer ilkeye bağlılıksa, İngiliz sicimi ile çizilen sınırlara bağlı kalırlar, bir adım ötesine geçmezler.
Geçemediler de.
Rahmetli Özal, “geç” dedi..
İlkeliler!
İstifayı seçti.
Son asker kaçırılma rezaletinde de gördük.
Ellerine onca teknolojik donanım..
Stratejik ortaklarının bilgileri..
O değilse çıplak gözle görülecek mesafede, elin oğlu uluslararası seremoni yapıyor. Bizim ağalar seyrediyor.
Nede olsa ilke..
Katiller. Biraz ilerde kongre yapıyor, bizimkiler rapor tutuyor. Eylem yok, şikayet çok.
Nede olsa “ilkeli”ler ya?..
Çünkü, çoktan verilmiş çil çil İngiliz altınlarına koca ülke..
Bir iki nutuk atılmış, 500 bin sterline fit olmuşlar, bir daha bakmamak üzere..
Milletin kalbinin yarısı içerde yarısı dışarıda.Nasıl yaşarsan yaşa.Ya da bir insanın akciğerini ikiye ayırıp, “yarısı sende yarısı bende” demişler.
Yürümemiş..Yürümüyor..Vücut bütünlük istiyor..İlkeciler, yarım bedenle yaşatmak..
Dün İngiliz ipine sarılarak, sözde vatan kurtaranların “bağlılıları” bu gün ABD kayığında, vatan bekliyor.
Oval ofiste, kol sıvazlatmanın anlamını bilmiyorum ancak, millet; elinden alınan ülkeleri, illeri, kendisine düşman haline getirilmek istenen kardeşlerini unutmuş birilerinden sınır ötesi operasyon bekliyor.
...
Geçenlerde Kırıkkale ellerinden Karluk beyi, bir fıkra anlattı.
Sizlerle paylaşayım istiyorum.
Fıkra şöyle:
Delikanlı, bir eve misafir olmuş.
Ev dar, yer yok. Delikanlıda da iş ve para..
Evin kızının yer yatağına uzanıp, “Aha şu yastık aramızda olsun. Ben hiç dokunmam” demiş..
Tavuk tüyü ile şişirilmiş yastığı araya koyup kıvrılmış.
Günler günleri, aylar ayları kovalamış.
Aynı yatakta yatmışlar kızla..Hiçbir vukuat yok, evde asayiş berkemal!
Bir gün ..
Memleketin önemli futbol takımlarının macı öncesi
Delikanlı bakar ki karaborsada bilet satanlarla, zabıta cebelleşiyor.O maç arada biletleri yere saçılıyor.
Zabıta biletçi ile kucak kucağa gire dursun, vatandaş bilet peşinde.
Bizim yiğit delikanlı da bir tane bilet kapıyor, bu parsadan..
Sevinçle eve giden delikanlı, Kıza:
“ Yarın maç var gidelim der ve elindeki bileti kıza vererek”
sen bununla normal yoldan stada gir. Ben stadın duvarını, tellerini aşar gelirim yanına, buluşuruz statda der.
Kız, aylarca yatağını paylaşan gence, müstehzi bakışlarla gülerek;
“Sen altı aydır, tavuk tüylü bir yastığı aşamadın ki, stadın duvarını, dikenli tellerini aşacaksın” der.