Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '07

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
7232
 

Fatih'in ölümü I

Fatih'in ölümü I
 

Fatih ömrünün son yıllarında İtalya ve Rodos üzerine iki ordu göndermiş, bunlardan Rodos’a giden başarısız olmuş, diğeri ise Otranto’yu alarak İtalya’nın fethi için bir köprü başı meydana getirmişti. Fatih bu şartlar altında 1481 Mayıs’ında yeni bir sefere çıktığı sırada, Gebze’de Hünkar Çayırı (Tekfur Çayırı)’nda öldü. Ordunun gideceği yön tam olarak ortaya çıkmadığı için, son seferinin nereye olduğu polemik konusu olmuştur. Bu seferin İtalya veya Rodos üzerine olduğunu ileri sürenler vardır. Ancak ordu Anadolu tarafında bulunduğu için bu seferin İtalya’ya olamayacağı açıkça bellidir. Onun ölümünden önce ortaya çıkan yeni bir mesele, Osmanlı Devleti’nin önceliklerini değiştirmişti. Fatih’in, Müslüman hacıların rahatı için hac su yollarını tamir ettirmek istemesinden dolayı Memlük Devleti ile Osmanlılar arasında bir gerginlik oluşmuştu. Memluklar onun bu hareketini hükümranlık haklarına aykırı bularak kabul etmediler. Çekişmenin asıl sebebi ise Maraş ve Elbistan civarlarında bulunan Dulkadir Beyliği’nin hangi devlete tabi olacağı meselesiydi. Fatih bu yüzden ölümünden önce Memluk Devleti üzerine sefere çıkmış, ancak meseleyi çözmek torunu Yavuz Sultan Selim’e kalmıştır.

Hemen hemen bütün Osmanlı padişahlarında görülen nikris hastalığından muzdarip olan Fatih son seferi sırasında Gebze yakınlarında, yatağa düşünce başhekimi Lari müdahale etmişti. Ancak başarılı olamayınca eski başhekim Yakup Paşa tedaviyle görevlendirildi. Yakup Paşa, Lari’nin ilacını tasvip etmeyip müdahale etmek istememişse de, diğer tabipler çaresiz kalınca hastalarını tedavide kullandığı şurubunu (şarap-ı fariğ) vererek padişahın sancısını azaltma yoluna gitti. Fakat şurup tesirini gösterememiş ve Fatih kısa bir komadan sonra 31 Mayıs 1481 Perşembe günü, ikindi vakti ölmüştür. Fatih’in 1481 Mayıs’ında yeni bir sefere çıktığı sırada Gebze’de Hünkar Çayırı (Tekfur Çayırı) isimli yerdeki ölümü gerek akademik gerekse popüler düzeydeki tarihçiler arasında bir tartışma konusu olmuştur.Fatih’in ölüm sebebine ait genel kanaat önceleri nıkris (damla=goutte) hastalığı idi. Ancak Franz Babinger, Aşık paşazade Tarihi’ndeki manzum bir parça ve Venedik arşivinde bulduğu bir belgeye istinaden yazdığı bir makalede Fatih’in zehirlendiği iddiasını ortaya attı. Daha sonra Fatih’in zehirlenerek öldürüldüğü fikrini ileri süren yazarlar da, F.Babinger’in bu makalesinden hareket ettiler.

Fatih’i kimin zehirlettiği konusunda iki görüş vardır. Birincisi Amasya Valisi Şehzade Bayezid’in, Sadrazam Karamani Mehmet Paşa’nın kardeşi Cem Sultan lehindeki teşebbüsleri yüzünden Başhekim Acem Lari’yi kullanarak babasını zehirlettiği şeklindedir. İkincisi ise, otuz yıl Fatih’in yanında çalışıp onun itimadını kazanın ve vezir rütbesi ile önemli görevlerde bulunmuş Yahudi mühtedisi eski hekimbaşı Yakup Paşa’nın (Maestro Lacopo), Fatih’e karşı yirmi civarında başarısız suikastta bulunan Venedikliler tarafından satın alınarak zehirleme hadisesinin gerçekleştirildiği şeklindedir.

Bu konu üzerine geniş bir araştırma yapan Şehabeddin Tekindağ, Fatih’in zehirlediği, eceliyle öldüğü fikrindedir. Dönemin Türk kaynakları incelendiğinde Aşık paşazade Tarihi’ndeki bir manzum parça dışında hasta olması sebebiyle Hünkar Çayırı’na kadar araba ile gidebilen Fatih’in zehirlenmesinden ima suretiyle dahi olsa bahseden hiçbir bilgi yoktur. Yine o dönemde yazılmış Arap ve İtalyan kaynaklarında da Fatih’in zehirlendiğini gösteren bir kayıt bulunmamaktadır.

Bazı tarihçilerin Fatih’in zehirlendiği manasını çıkardıkları Aşık paşazade Tarihi’ndeki şiirden Fatih’e şüpheli bir ilaç verilmiş olabileceğine dair bir ima sezmek mümkünse de, bu şiir tedavinin iyi yapılamaması yüzünden padişahın çektiği çileye ait bir şikayet de olabilir.

Bütün araştırmalara rağmen Fatih’in ölümündeki esrar henüz çözülmüş değildir. Daha önce II. Mehmet’e karşı yirmi civarında suikast teşebbüsünde bulunan Venediklilerin Fatih’in ölümünde bir rollerinin olması kuvvetli bir ihtimaldir.
Bu bölüm milliyet gazetesi katkılarıyla marmara üniversitesi öğretim üyesi Erhan Afyoncu'dan faydalanarak yazılmıştır . Devam yazısında başka tarihçilerin görüşleri derlenerek ve benim düşüncem sonunda eklenerek verilecektir .

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1172
Kayıt tarihi
: 21.02.07
 
 

Üniversite öğrencisiyim. 24 yaşındayım. Siyaseti severim. Futbolu severim. Seviyeli muhabbetler..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster