Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Martı ve Balıkçı

Yenikapı'da balıkçılık zenaatını öğrendiğim zamanlarda, balıkçılar açıklarda yaralı bir yunus balığına denk gelmiş, avlanmayı bırakıp (ki, başkaca maişetleri yoktu adamların), yunusu yedeğe alıp kıyıya getirmişlerdi. Sahilde alelacel bir havuz yapıp yavruyu yaşatmaya çalışmışlardı. O yunusa ateş edenlere ne küfürler, ne beddualar etmişlerdi... Çok eskiden, balığın bol, oltacılığın karın doyurduğu vakitler; lüfer ve palamut boğazdan Marmaraya indiğinde yunuslar, göç eden balıkların yolunu Sarayburnunda keser, balıkçıların bereketli av yapmasını sağlarmış. O yüzden olsa gerek, ne vakit bir yunus balığı lafı geçse, "dişleri gümüş olsun" derlerdi.

02 Şubat 2014 21:27
Şimdi hakikatı görme zamanı

J.London öldükten on yıl kadar sonra, bir gazeteci; onun yaşadığı, eserlerinde anlattığı yerleri bir bir gezip izini sürer. Gittiği küçük bir Okyanusya adasındaki yerlilere "Jack London adlı yazarı tanıyor musunuz?" diye sorduğunda onu tanıyan kimse çıkmaz. Çok tuhafına gider. Çünkü adada gördüğü her şey kitabında anlattığı gibidir. Üstelik kendisinden bahsettiği bazı yerliler de gerçekten yaşamaktadır. Sonra aklına, yanında taşıdığı bir kitabının arka sayfasındaki fotoğrafını göstermek gelir. Bu defa herkes tanıdığını söyler. "Ama daha önce tanımadığınızı söylüyordunuz bu adamı?" diye sorunca, mesele anlaşılr. Yerliler "Sen roman yazarı J.London diye soruyordun. Bu adam yazar filan değildi ki? Usta bir denizciydi." Demem o ki, J.London Alaska'da altın arayan bir maceraperest iken, Kanada'da bir Kızılderili, ya da Okyanusta bir denizci olacak kadar düşüp kalktığı insanlarla aynı yaşamı paylaşmış, onlardan biri olmayı becerebilmiş ender yazarlardan biriymiş. Zevkle okudum, eline sağlık

29 Ocak 2014 19:56
İlginç kedi davranışları

Kedi deyip geçiyoruz ama yakından tanıyınca, o inanılmaz huylarına şahit olunca şaşırıyoruz. Ne yazık ki kedilerin çoğu sokaklarda hiç hak etmedikleri bir yaşama mahkum oluyor. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

05 Aralık 2013 21:57
Sümerler Kürtmüş meğer!

Sn SİZ ve ben'in yorumuna verdiğim cevaptaki;" Türklerin ve Türkçenin Orta Asyadan Mezopotamya ve Anadoluya yayıldığını gösteren bir tek bulguya dahi rastlanmadı." şeklindeki cümlem Sümer uygarlığının yaşadığı ilk çağlar içindir. Bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için eklemek gereği duydum.

03 Aralık 2013 17:36
Zembîlfiroş

Elinize, yüreğinize sağlık. Bu efsanenin adını işitmişliğim vardı ama ne olduğunu bilmiyordum. Hatta Fars edebiyatına ait olduğunu sanıyordum. Saygı ve selamlar.

01 Aralık 2013 23:39
Öğretmenler gelişim geriliğinden şüphe ederse aileleri uyarmalı!

Merhaba, böyle bir durumda ailenin neler yapmasını önerirsiniz? Çok önemli bir konuya dikkat çekmişsiniz, kutluyorum sizi.

21 Mart 2013 21:50
Yüreğim midemde

Bu ülkeyi idare ettiklerini sanmamızı veya kendilerine inanmamızı isteyenler, bütün kurumlarıyla değer yargılarının içini/içeriğini/anlamını öylesine boşalttılar ki başından kuyruğuna kadar bilumum toplum klinik bir vak'a olup çıktık. Bizde adettir, sivilce henüz sivilce iken (ki, o sivilceyi de bizzat kendileri yaratır.) tedavi edilmez. Tam tersine kaşınır. Sivilce kaşındıkça çıban olur, yine kaşınmaya devam edilir, çıban yara, yara da kangren olur. Kangren olan yer; "Kol kırılır, yen içinde kalır" şeklindeki değişmez milli düstur gereğince kesilip atılır. Bakalım o içinde kırılan kolların biriktiği yenin akıbeti ne olacak! Kalemine ve yüreğine sağlık sevgili Nilüfer.

14 Mart 2013 14:53
Booooozaaaa

Yakın zamanda Vefa bozacısına gittiniz mi bilmem... Ben 30 yıl öncesini bilirdim. Uzun zaman sonra geçen yıl gittim. Boza da, müşteriler de çok değişmiş. Hele fincana avuç dolusu leblebi dökerek üstelik içerek değil, bir de kaşıkla yiyenler!.. Bir ara dertleştik tezgahtaki adamla. O şimdiki zamanelerden benden daha şikayetçiymiş meğer!. İbn-i Batuta'yı bilmem ama tee çok eskiden yaşlı ve beyaz pos bıyıklı bir Arnavut'tan dinlemiştim. Boza bizim, yani Trakya işidir, biz macir olmadan önce eskiden evlerde kendimiz yapardık demişti. Leblebi neden bozaya konurmuş, biliyor musunuz? İçerken bıyıklar bozaya değmesin diye. Üstelik avuç dolusu leblebi bardağın üstüne rast gele dökülmezmiş! 5-6 tanesi bardağın kenarına dizilirmiş. Leblebi de tuzlu olmayacak, tuzsuz olacakmış. Bunu söylerken boza içecekmiş gibi bıyıklarını sıvazlamıştı, hiç unutmam. İyi ki anımsattınız. Teşekkürler.

17 Şubat 2013 19:09
Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali kadar incelikli kişilik tahlilleri yapabilen başka bir edebiyatçı daha var mıdır acaba? Onu okurken, hep bir feylesofun zaman geçirmek için yazdığı bir öyküyü ya da romanı okuduğumu düşünmüşümdür. Eline sağlık, iyi ki hatırlattın, şu kısacık hayatına eşi bulunmaz eserleri sığdırabilen ustayı.

12 Şubat 2013 14:15
Salinger ve düşündürdükleri...

O kadar esaslı anlatmışsın ki, sanki iki kitabını da ben okumuşum gibi hissettim. Okurken bir yandan da, "Ya insanların şimdiki halini görseydi?!" diye düşünmeden edemedim. İlkeli olmanın, toplumların bunca ikiyüzlülüğü içlerinde, ruhlarında barındıra bilmesine karşı çıkmanın münzevi bir hayat yaşamak gibi ağır bedeli olmamalıydı. Kalemin var olsun, sağlıcakla.

26 Ocak 2013 15:16
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 535
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 5935
Kayıt tarihi
: 12.12.07
 
 

Elazığ'ın, şimdiki adı Alacakaya olan, ama eskiden küçük bir madenci kasabasında; Güleman'da doğd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster