Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Alnı secdeye varan insanlar farklı olarak ne yöne bakar? Dilin yarattığı bölünme!

Rüzgar ekiyoruz, içerde 90 yıldır, dışarıda ise bilhassa şu son iki yıl. Kaddafi'ye bile kazık attık. Belki de adam tahtından indirildiği için değil, türkiyenin yaptığına yanarak öldü gitti. Şimdi;iktidarın ve yalaka medyanın bize Arap Baharı diye yutturduğu yalan rüzgarının fırtınasını biçmeye geldi sıra. İçerideki sorunu hal edemeyenlerin akıllara seza politikaları sayesinde komşularla da nihayet sıfır sorundan nah sana sorun noktasına geldik. Rüzgarı ekme işi bitti, artık sıra biçeceğimiz fırtınada. Hadi hayırlısı, hayır ihtimali kaldıysa tabii.

06 Aralık 2012 14:19
Özürlüler toplumda çalışmamalı.!

İlk yorumumu yayına almamışsınız, yorumlara cevap veremeyecek kadar korkak olmadığınızı düşünerek yeniden yazıyorum. Bu iğrenç yazıyı okuduyunca gerçekten merak ettim, özürlü biri kendisine verilen işi layığı ile yap/a/mıyor da, sizin gibi eli kolu bacağı sağlam(!) kişiler işini çok mu layıkıyla yapıyor? 33 yıl kamuda çalışmış biriyim, pek çok özürlü ile aynı ortamda çalıştım, işini yap/a/mayan hiç kimse görmedim. Ama sizin gibi eli kolu "sağlam" olup da işini yapmayan, kaytaran, rüşvet yiyen, hatta devletin malını-parasını zimmetine geçiren ve hatta bayrağını çalıp evine asan çok kişi tanıdım. Bunu laf olsun diye yazmadım, kanıt istiyorsanız seve seve, işyerini ve bu şahısların isimlerini vererek kanıtlarım. O küstahlık örneği cevaplarınıza bakılırsa, geçmişinizde engelli biriyle takıntınız olduğu anlaşılıyor.

05 Aralık 2012 16:48
Engellilere yapılan bir ayrımcılık örneği… Blog yazan kişinin suç işleme hakkı var mıdır?

Blog yazarlığının mı cılkı çıktı, yazarlığın mı, insanlığın mı bilemiyorum Kuyucak. Yok, tarih boyunca engellilere her türlü haksızlık yapıldı, alay edildi, aşağılandı, yine yapılacaktır da ama böyle kendi çalışma ortamında engellilerin varlığına tahammül edemeyen bir kişiye ilk defa rastlıyorum. Bu zat-ı muhterem herhalde yarın kendisinin de engelli olabileceğini hesaba katmayacak kadar engelli düşmanı. Ona yazdığım yorumda kendisi gibi sağlam olup da işini yapmayan ve hatta devleti soyup, parasını zimmetine geçiren bir sürü memur tanıdığımı ve isterse bunu isimlerini vererek kanıtlayacağımı da yazdım. Sonra pişman oldum, bu yaşına kadar bazı şeylerden nasibini alamayan biri bu saatten sonra filozof olsa ne fayda. Engellilerden değil, sağlamlardan korkmak gerektiğini bir kez daha anladım.

04 Aralık 2012 18:52
Özürlüler toplumda çalışmamalı.!

Sayenizde bir yaşıma daha girdim sayın yazar. Ve bayağı merak ettim, özürlü biri kendisine verilen işi layığı ile yap/a/mıyor diyorsunuz. Peki, eli kolu bacağı sağlam kişiler işini çok mu layıkıyla yapıyor beyfendi? Uzatmayacağım, 33 yıl kamuda çalışmış biriyim, pek çok özürlü ile aynı ortamda çalıştım, işini yap/a/mayan hiç kimseye denk gelmedim. Ama sizin gibi "sağlam" olup da işini yapmayan, kaytaran, rüşvet yiyen, hatta devletin malını-parasını çalan, zimmetine geçiren ve hatta bayrağını çalıp evine asan kişiler bile tanıdım. Bunu laf olsun diye yazmadım, kanıt istiyorsanız seve seve, işyerini ve bu şahısların isimlerini vererek kanıtlarım.

04 Aralık 2012 18:40
Fayton nostaljisiymiş!

21. yy.a geldik, bizde; insanlar üç paralık arabalarına gösterdiği ihtimamın milyonda birini tabiatı paylaştığı hayvanlara göstermiyorlar. Ya da bazen buna benzer ama tam tersi bişey oluyor, kimisi de, hayvana gösterdiği ihtimamı insana göstermiyor. Daha kaç fırın ekmek yiyeceğiz bilmiyorum. Kalemine sağlık, selamlar.

03 Aralık 2012 22:26
12 Eylül Utanç Müzesi/ Antalya... Ağlama Duvarı... Alamut Cumhuriyeti!

Ne mübarek bi cumhuriyetmiş değil mi? Adına bak, kendine bak, yaptıklarına bak! Ya Kuyucak, Hasan Sabbah'ın, Kahpe Bizans'ın, Kazıklı Voyvodanın adı çıkmış kardeşim. Bizans'ta entrika olsaydı yıkılır mıydı? Şimdinin sabit fikirli şucu bucuların Haşhaşinlerden ne farkı var? Drina Köprüsünü okumazdan önce kazığa adam oturtanın hep Voyvodalar olduğuna inandırılmıştık. Meğer Osmanlının marifetiymiş. Eh, armut da dibine düşmüş işte. Yine de üzülüp kahrediyoruz... Sağlıcakla.

01 Aralık 2012 23:25
Kanlı miras- İlk çağlardan günümüze 'kurban'

Düzeltme: yazımda geçen ".... tekke ve dergâhlarda şeyhlerin üstüne oturdukları ve postnişin denen post, işte bu kutsal posttur." cümlesinin doğrusu:".... tekke ve dergâhlarda, postnişin denen şeyhlerin üstüne oturdukları post, işte bu kutsal posttur." şeklinde olacaktı.

30 Kasım 2012 15:54
Hadım- İğdiş- Burulmuş

İçim burkula burkula okudum. Kara Afrikanın kaderi kendisinden de karaymış. Hadım geleneği herhalde devşirmeciliğin bir başka çeşidi olmalı. Ancak, kim söylüyor, neye dayanarak söylüyor bilmiyorum ama ben ailelerin çocuklarını hadım ettirdiğine inanmıyorum. Zira köleliğin tüm hızıyla sürdüğü zamanlarda savaşlarda ele geçirilen köle ve esir insanların çocukları ellerinden alınıp hadım işlemine tutuluyor, sonra fahiş fiata satılıyordu. Bu ve benzeri daha pek çok neden yüzünden Asurdan da, Osmanlıdan da, diğer imparatorluklardan da hep nefret ettim. Bir yazarın dediğini anımsıyorum. Osmanlı dağıldığında saraylardaki pek çokhadım ağası aç susuz sokakta dilenmek zorunda kalmışlar. Öğretici bir yazıydı. Elinize kolunuza sağlık.

27 Kasım 2012 22:17
24 Kasım değil, 5 Ekim ve bütün öğretmenler dahil değil

Her satırına her kelimene can-ı gönülden katılıyorum. Bizde tuhaf bi huy var, cunhuriyetle gelen her şeyi abartmaya alış/tırıl/mışız. Ben öğrencilik yıllarımda yazında bahsini ettiğin ne öğretmenler tanıdım! Nice; öğrencilerin hayatını karartan, okulla ilişiğini kesen dayak delisi resmen psikopat hoca gördüm. Orta ve lisede dayak yemeyen kimse hatırlamıyorum. Onca hoca içinde adını minnetle andığım (hepsini hatırlarım) hoca sayısı ise beşi altıyı geçmez. Bu yürekli ve çok çok haklı yazı için kutluyorum seni. Kalemin daim olsun.

25 Kasım 2012 22:37
Mustafa Can'a Komutan Dayağı

söyleyecek kelime bulamıyorum. hala dayakla, sopayla eğitilen bi fert gibi görülüyor insanlar devletin gözüne. ama sorarsanız ortalık hukuktan, çağdaşlıktan geçilmiyor.

28 Ekim 2012 11:38
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 535
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 6418
Kayıt tarihi
: 12.12.07
 
 

Elazığ'ın, şimdiki adı Alacakaya olan, ama eskiden küçük bir madenci kasabasında; Güleman'da doğd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster