Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Uludere olayı unutulmaz!

başbakanın açıklaması olayın oluş şeklinden bile daha vahim. yani bir kişi kazara arabasıyla bir başkasının 34 koyununu ezse suçluluk duygusuyla ancak böyle konuşabilirdi. akşam saatlerinde içişleri bakanının söyledikleri ise daha vahimdi. ölmeselerdi kaçakçıkıla suçlanacaklardı diyor. bu insanlar giderken heronlar görüyor, karakolun bilgisi zaten var, çünkü bu ticaret her zaman yapılan bir iş. zaten karakolun bilgisi olmadan o yoldan bir keçi bile iki defa geçemez. üstelik daha vahimi bu insanlar pkk ile savaşan korucu. giderken görüntülenen bu kişiler o sırada terörist değiller, ama dönüşte ilginç bi şekilde pat diye terörist oluyorlar. başbakan rest çekerek olayı büyütmeyin kapatın gitsin diyor. gerçi bu güne kadar ne kapatılmadı ki? bunca faili meçhul cinayetin yanında 34 kişinin daha ölmüş olmasının kıymeti harbisi mi olur? bu olay kürtlerde derin bir travma yaratmış, kimin umrunda. sonra da bu kürtlerin neyi eksik, ne istiyorlar, neden terörist oluyor derler. cevap açık değil mi?

24 Mayıs 2012 05:16
Ali Eşref Dede'nin Yemek Risalesi

Sevgili Nilüfer, hayatımda yemeğe dair okuduğum en güzel yazı bu oldu.Hele Mevlevilerde balık yenmediğini ilk kez işitiyorum. Şaştım kaldım. Oysa Nuh Tufanına ilişkin okumadık yazı bırakmadığımı sanıyordum. Peynir lokmasına gelince (bu günlerde tam da mevsimi başlıyor yav!bu bana yapılırmı yani?) valla burnumun direği sızladı arkadaşım. Elazığ'da bu aylarda taze peynir çıkar. Evlerde mayasız hamur açarlar. Bir büyük francala boyunda ve genişliğinde az kalın bi hamur açılır. Hamurun kenarları (bi parmak yükselsin diye) üstüne doğru katlanır. Bir kasede elle yoğrulup ufalanmış taze peynir bu hamurun içine yayılır. Üstüne "kifaye miktarı" toz şeker "vaz" olunur. Bi tepsiye konup odun ateşi kullanan mahalle fırınına gönderilir. Fırından gelince... of, offf! Ne lezzetli bi peynir tatlısıdır o arkadaş. Taze peynir mevsimi geçmeden her yerde yapılabilir, lakin kafa dengi bi hatun gereklidir. Sevgiler, selamlar arkadaşım.

23 Mayıs 2012 11:01
18 Mayıs'a...

hiç bir şey, ama hiç bir şey onların adını, anısını unutturamadı ya... bu bile dünya döndükçe bize yeter. sevgiler, selamlar.

23 Mayıs 2012 10:33
Lağım suyuyla çamaşır yıkanmıyor

Hele o bilmemneyin bilmemnesi strateji uzmanları yok mu? Kimdir bunlar, niye ikide bir zırt pırt tvlerde arz-ı endam edip ayarlarımızın içine içine ederler anlamış değilim. Artık hepsinin, sistematik devasa bir dezenformasyon değirmeninin dişlileri olduğuna inanıyorum. M.Mungan da; sizin gibi, bu kirlenmişliğimizin boyutuna ilişkin bazı şeyler söylemişti. Türkiyenin 800bin m2'lik bir halı olduğunu ve artık altına süpürülen pislikleri gizleyemez bi hale geldiğini söylüyordu. Aklımda kalındığınca diyordu ki: "günümüzde her şey satılık ve her şey aşağı çekiliyor: ahlak, adalet, vicdan ve ilkeler! Siyasi ahlakı olmayanların bireysel ya da dini inancının gözümde hiçbir değeri yok. Bu ülkede aşağı çekilmeyen tek şey ise seçim barajı. Çünkü sistemi baraj kapakları ve hapishane duvarları ayakta tutuyor." Gelin de hak vermeyin adama. Bir gün o kapaklar çatlarsa, bu pislikler lağım logarı gibi boşalırsa olabilecekleri düşünmek istemiyorum. Çok değerli bir yazıydı. Kutluyorum. Saygılar, selmlr.

23 Mayıs 2012 03:43
Velev ki poşu siyasi simgedir

Bilirsiniz a, eskiden Osmanlı da kadılar vardı. Onların yanlış hatırlamıyorsam "karakuşi" denen bir kitapları(ilkel anayasa belki de) varmış. Kadı, başı sıkışınca:"hele bir de karakuşiye bakalım, ne yazıyor bu hususta" dermiş. Şimdi biz cumhuriyetiz ya! Hatta ve hatta bir hukuk devletiyiz ya! Artık kadılar, karakuşiler yok! Ama 88 yıldır bu ülkenin mahkemelerinde her Allahın günü "hukuk devletiyiz" diye diye adaletin ırzına geçiliyor. Bakın: (Osman beye kızını veren) bir Ahi babası olan Şeyh Edebali'nin diğer kızı ile evlenen Dursun Fakih, bir hristiyan ile bir müslümanın alacak davasını görürken hristiyanı haklı bulunca müslüman itiraz eder:" ama ben müslümanım" der. Dursun Fakih bunun üzerine:"İslam olmak, haklı olmak değildir." der. Üstelik taa o zamanda! Şimdi bu adam kadı, sarıklı kara molla, bizim hakimler çağdaş hukukçu öyle mi? Bize cumhuriyet diye (sağolsun CHP)yutturulan şey, tek kelimeyle işte budur.

17 Mayıs 2012 00:03
Bir katliam… 1977 kanlı 1 Mayıs’ı… Bir büyük yalan… Bir tanık…

Emin Oktay (ve ardılları) denen ve İttihatçı geleneğin göz bebeği sözde tarihçinin; bu ülkenin yetişen bütün nesillerinin zihnine kazıdığı ve tamamı yalan-dolan ve inkarla bezeli tarih bilinci, bu toplumun gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri oldu. Bu berktaygiller'in,tarihçi kisvesiyle aslında kimin hizmetinde olduğu da bu vesileyle bir kez daha ortaya çıktı. O gün ben continental otelinin tam karşısındaydım. Çıkan kargaşaya rağmen otelin orta katlarına ateş eden bir militanı görünce üstümüze oradan ateş edildiğini anladım. Ancak ilk silah sesi; Mao'cu olduğu söylenen guruptan açıldı. Buna bizzat şahidim. O ses bombası ise: biz ne olup bittiğini anlamayalım diye sonradan atıldı zaten. Sadece bu ve panzerlerin kalabalığı üstüne bilerek sürülmesi, o katliamın nasıl ince ayarlı bir tezgahın eseri olduğunu kanıtlamaya yeter. Berktay gerçek niyetini ve gizli görevini böylece ağzından kaçırdı. Çok da iyi oldu. Bu, çok aydınlatıcı yazınız için sizi kutluyorum. Sevgiler, selamlar.

09 Mayıs 2012 00:44
Deniz Gezmiş ve Rodrigo gitar konçertosunun bendeki anlamı...

Eksik olma Kuyucak, Rodrigo İspanya iç savaşında katledilen devrimcilerin gözü yaşlı anaları için bestelerken hiç bir gün bir başka ülkedeki devrimcinin idama giderken son dileğinin bu olduğunu düşünebilir miydi? Bilseydi ne çok gururlanırdı değil mi? Bu ülkenin yetiştirdiği en değerli nesli ABD'nin gözüne girmek için acımasızca yokedenler bu ülkenin kara tarihine çoktan yazıldı bile. Biri de yemek yerken boğuldu.

06 Mayıs 2012 23:13
Yeniler Bilmez... Biz Geçmişte Az Birbirimizi Yemedik!

Şu "Şeriat geldi-gelecek!" gazı, nasıl da dumur etti solu!? Yarın Deniz'lerin idamının 40. yılı. Kim astı onları? Şeriatçılar mı? Onları asan askeri mahkemenin temsil ettiği zihniyeti, bugün kendisine sol diyenler savunuyorsa, (yarın Denizlere ağıt da yakar bunlar, göreceksiniz) halkçı, devrimci(!), ilerici geçinen bir parti başka işi yokmuş gibi darbecileri korumak için Anayasa referandumuna hayır diye yırtınıyorsa, Ergenekon'un, 28 Şubat'ın avukatlığına soyunuyorsa, bir Baro başkanı (hukukçusu buysa diğerlerini hesap et) ordu artık darbe yapmıyor diye sivil ordu toplamaya soyunuyorsa AKP elbette daha çok oy alacak, daha çok seçim kazanacak demektir bu ülkede.

05 Mayıs 2012 19:45
3 kızıl gülün solduğu gece

Onlara idam cezası veren mahkeme bir askeri mahkemeydi. Darbe geleneğinin en önemli unsuru, olmaz sa olmazı askeri mahkemelerdir. Bu gün Deniz'lerin adını dillerinden düşürmeyen, hatta onun mahkemede (anayasayı ortadan kaldırmakla suçlanıyorlardı)söylediği:"bu anayasıyı en iyi anlayan bizleriz" (emperyalizm karşıtı olmak 60 anayasanın özünde olması bi yana, bu sözüyle M.Kemal'in "Bağımsızlık karakterimdir" sözüne de vurgu yapıyordu.) İşte bu söz şimdilerde Deniz ve arkadaşları adına açılan bir çok int. sitesinde: "Kemalizmi en iyi anlayan biziz" şeklinde, yani kemalizme biat ediyoruz anlamında söyleniyor. Onları asan darbeci zihniyete 40 yıldır biat edenlerin sol diye ortalıkta dolaşması ancak bizde rastlanacak bi ceberrutluktur. O darbecileri zamanında alkışlayanlar yetmezmiş gibi şimdi de orduyu darbe yapmaya çağıran yerden bitme ve tevelütü eskimiş sözde solcular, Denizlerin edebiyatını yaparken bi yandan da bu darbeci zihniyetten hala medet umanlar var. Yazık.

05 Mayıs 2012 16:00
Deniz’ler Bozkır’a emanet...

Ve dünya döndükçe hep Mayıs çiçekleri kokacaklar.

04 Mayıs 2012 15:35
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 535
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 6451
Kayıt tarihi
: 12.12.07
 
 

Elazığ'ın, şimdiki adı Alacakaya olan, ama eskiden küçük bir madenci kasabasında; Güleman'da doğd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster