Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Yağmur var dışarda...

...sessiz ve ince yağmur altında yürümeyi seviyorum, hele kestane kokusu da varsa... Biraz kar da yağsın istiyorum ama... Size Yeni yıl sağlık, huzur, mutluluk getirmesini diliyorum.

30 Aralık 2010 10:23
Kar, Noel baba, geyikler tamam da!

Ben de düşündüm, beni en çok etkileyen ne oldu...Bulamadım. Belki de unuttum dediğiniz gibi. İç karartıcı bir tablo çizmişsiniz, ama oldukça gerçekçiydi. İşte bu yüzden sizin yazılarınızı okumayı çok seviyorum. Yine de Işık var...İlk adımı, ilk sözleri... 2010 yılında olmalı. Tabii çok kişisel yaşanmışlıklar, toplumca çok etkilendiğimiz bir olayı ben de hatırlayamadım.2011 yılı Işık'la, eşinizle ve ailenizle sağlıklı, huzurlu, mutlu ve başarılı bir yıl olmasını temenni ediyorum.

29 Aralık 2010 18:07
Moskof Cariye Hürrem

Benim için de...evet, evet benim için de okuduğum tüm kitapların ve sonrasında izlediğim filmler hayal kırıklığı yaratmıştır.Okumak istediğim o kadar çok kitap var ki...Zaman yetmeyeceğini biliyorum.Bazılarını okuyamasam da, hakında okur düşüncelerini okumayı seviyorum. Kaleminize sağlık.Nice güzel kitap paylaşımlar olsun sayfanızda.

29 Aralık 2010 00:19
Hükmü ayrık kaderin sızısında !

Alfabeler uyuşmadığı için, yabancı isimleri telaffuz edildiği gibi okudum yıllarca romanlarda. Türkçe tercümelerde, isimlerin olduğu gibi muhafaza edilmesi, romanı daha zor okunur ve kahramanlara ısınmamı engelliyor. Belki bu çok kişisel bir durum, bilmiyorum, paylaşmak istedim sadece. Öykünüzü, isimler hakkında yazdıklarımın gölgesinde bırakmak istemiyorum. Hikayeniz güzeldi ve etkilendim. Yabancı kahraman kullanılmasına itirazım yok, hatta bu hikayeye yakıştığını düşündüm.Ben, Türkçe yazılmış veya tercüme edilmiş bir eserde, isimlerde tamamen Türkçe karakter harfler kullanılmalı ( veya okunduğu gibi yazılmalı ) düşüncemde ısrar ediyorum. Nedeni ise , kahramanları daha yakın hissedebilmektir. Bu biraz ütopik bir istek olduğunun farkındayım, yine de düşüncelerimi paylaşmak istedim. Kaleminize sağlık, saygılarımla.

25 Aralık 2010 11:43
Hükmü ayrık kaderin sızısında !

Fırsat buldukça, sayfanızda öykülerinizden okuyorum. Bu puslu cumartesi sabahı öykünüzü okudum...hiç sıkılmadan, güzeldi. Hikayelerinizi okumaktan keyif alıyorum. Hayata dair hikayelerdi hep okuduklarım...Son okuduğum öykünüzde neden yabancı karakter ve isimler kullandığınızı merak ettim.Bir romasever olarak, Türkçe tercüme edilmiş yabancı kitap kahraman isimlerine ve telaffuzlarına alışamadım hâlâ.Hep bir örnek geliyor aklıma;Oğlum ilkokul öğrencisiydi ve sınıf kitaplığından Monte Kristo romanını okumak için almış ( garip bir kısaltma ) Bana bir soru sordu: Anne, Caderousse ne? Bir araba markası mı? Bu bir isim, okunuşu ise Kadrus, bir terzi, cevabı vermiştim...Cyrine, tam olarak nasıl okunur karar veremedim. Bir isim kalıbı oturttum, her yabancı romanda yaptığım gibi... Bu tarz isimler, C, W, Q harfleri içeren isimleri Türkçe telaffuz edildiği gibi yazılmalı diye kuvvetle savunuyorum. Bu durumu dert edindiğim bir gerçek...belki Slav alfabesi eğitimi aldığım içindir. Devamı var..

25 Aralık 2010 11:41
Düş ve lal

seviyorum sizin sayfanızda yazılanları okumayı. Burada yaşadığım kısacık dolu dolu anlar için size teşekkür ediyorum. Her seferinde bir şeyler katıyor bana yazılarınız…O evi o kadar güzel anlatmışsınız…bir bir eşyalar canlandı hayalimde…Sonra lal Mustafa…Neye niyet niye kısmet…Hoşça kalın.

16 Aralık 2010 18:34
Küsmek

Küsmek, darılmak, gücenmek...Küsmek sözü, başka hiç bir dilde yokmuş, sanki böyle bir şey okumuştum. Ben çok küserim...Bazen kendime "Küskün Manolya" diyorum ve kendimle alay ediyorum...Ben de... ben de : )) kendi kendime küserim, sonra da kendi kendime barışırım... Kinci birisi değilim, hiç olmadım.Çok güzeldi satırlarınız yine. Kaleminize sağlık. Dostça selamlarımla...

16 Aralık 2010 12:29
Trakyalı man in Arap Şükrü...

ne güzel anlatmışsınız Arap Şükrü'yü...Ben yıllardır tanıdığım halde, bu kadar güzel anlatamazdım;" Arnavutkaldırımı bir sokak, karşılıklı meyhaneler...Bir tutam Çiçek Pasajı, bir çimdik Balık pazarı, bir gıdım Nevizade..." Balık rakı denince, Bursa'da akla gelen ilk yer...Seviyorum ben öyle salaş yerleri...Keyifle okudum, kaleminize sağlık.

10 Aralık 2010 16:54
Usturalar

Uzun zaman berbere, gitmedim. Eskilerde gidiyordum, erkek annesi olunca...Seviyordum berbere götürmeye çocuklarımı...Gönüllü olarak götürüyordum. İki çocuk olunca epey kalıyordum berberde... Çok rahat oturuyordum, gazetelere göz gezdiriyordum, bulmaca çözüyordum... Mesleğim gereği hep erkelerle çalıştığım için ortamdan hiç rahatsızlık hissetmiyordum. Ama gelen müşteriler benden çekiniyorlardı, benim yanıma kimse oturmaz mesela... sohbete de dikkat ediliyordu tabii...İçimden gülümsüyordum.Seviyorum ben yurdumun insanını... A, bu arada sizin de bir ustura numaranız oldu mu ? : ))) Selamlarımla.

11 Kasım 2010 12:06
New York'ta Beş Minare

Yine güzel bir sinema yazınızı okudum. Pek çok filmi önce sayfanızdan okudum, sonra izledim. Sanırım ki çok doğru noktalara vurgu yapıyorsunuz, seviyorum sinema yazılarınızı okumaya. Kendi adıma size teşekkür ediyorum, yine. Saygılarımla.

09 Kasım 2010 08:54
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 330
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1763
Kayıt tarihi
: 13.03.08
 
 

Doğduğum ve büyüdüğüm şehir Kırcali, Bulgaristan. Yıl 1964. Makina Mühendisiyim. Evli ve iki çocu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster