Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Güzel gören, güzel düşünür.

Hanife hanım yine çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Hem de her daim güncel olan, olması gereken, hafızalardan çıkarılmaması gereken bir konuya. Anlatımlarınıza aynen katılıyorum. Lakin katılmayanlar var ki toplum bu duruma geldi. Kapitalist çarkın dişlileri toplumu gelenek göreneklerinden, ahlâk anlayışından, yardımseverliğinden ne yazık ki uzaklaştırdı. Çarkın dönmesi için algı yanılsaması yaratarak reklâmlar aracılığıyla toplumu olmayanı harcamaya, gereksizi almaya yönelttiler. Yaşlımızı, muhtacımızı, hastamızı, komşumuzu, akrabalarımız aramaz sormaz duruma geldik. Çıkar ilişkileri vıcık vıcık toplumun ana arterlerine yayıldı. Rant avcılığı yapanların sessizce seyredildiği, tepkinin verilmediği bir yapı oluşturuldu. Toplum mühendisliğine soyunanların dizayn etmeye çalıştığı toplum, dizayn edene benzemeye başladı. Biat ve sadaka kültürüne alıştırıldık. Bu konulara yazınızda değinmişsiniz zaten. Lakin gelinen noktada toplumun kendi geleceğine yazınızda dile getirdiğiniz konularda duyarlı kalarak yön vermesi kaçınılmaz olmalıdır. Giderek bir kabile anlayışı bizleri sarıp sarmalıyor. Kabile reisi ne derse o hesabı. Yalakalık, üç kağıtçılık, adam kayırmacılık, "ben" merkezli davranışlar bu topluma yarar getirmez. Konu gerçekten çok yerinde bir konu. Saygı ve selamlarımla. Kalemine sağlık.

18 Ocak 2014 16:54
İnsan ve değeri! (Denme şiir)

Kalemin daim olsun... Şiirlerinizde yazılarınız kadar güzel.

17 Aralık 2013 21:30
Gökyüzünde denizi gördüm!

Kaleminize, yüreğinize sağlık. Şiiriniz de yazılarınız gibi çok güzel. saygılar.

23 Ağustos 2013 21:29
Dimdik!

Yazınızdan her okuyucu mutlaka kendine göre bir sonuç çıkaracaktır. Çıkarılması da gerekir diye düşünüyorum. Yazınızın özellikle "İşte bu anlarda fazla düşünmeden harekete geçip ne olduğunu görmek, belki daha güzel bir yola daha çabuk girmek isterdim. Korkaklık değil de temkinli olmak diyen çok çıkar bu duruma, ama ben korkaklık olarak düşünüyorum bazen" satırlarını kendimce dikkate değer bulduğumu ifade etmeliyim. "Temkinli" olmak. Bence "doğrusu" budur. Olayların yaşanması sırasında "müdahil" olmadan, olayın gelişimini anlamak için "temkinli" olmak "korkaklık" değildir bence. Temkinli olanı aceleci olandan ayıran da budur

20 Haziran 2013 00:09
Abd'li Sarai Sierra, İtalyan Pippa Bacca ve Türkiye

Samsun’un İlkadım ilçesinde 21 yaşındaki Damla Ay eşinden şiddet gördüğü iddiasıyla boşanma davası açar. Çarşamba ilçesinde bulunan annesinin yanına gider. Alışveriş dönüşü eşini evde kendisini beklerken bulur. Eşi tarafından öldürülür. Esenyurt’da meydana gelen olayda ise birlikte yaşadığı adam tarafından bıçaklanarak yaşamını kaybeden bir kadın ve İzmir’in Bergama ilçesinde, kendisini terk eden eşinin ve birlikte yaşadığı kişinin öldürülmesi gazetelere düşen haberlerden bazıları. Benzeri olayların hemen her gün yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz. Erkek egemen bir anlayışın sonucu bu yaşananlar. Berdel, çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları sorunu. Aile meclisi kararı ile ya da töre gerekçesiyle öldürülen kadınlar… Acı, hüzün, yitip giden yaşamlar, geride kalan acılı aileler, yetim kalan çocuklar; evladını kaybeden analar, babalar ve onların tarifsiz acıları. Evlat acısının yerini hiçbir acı tutmaz. O acıyı ancak yaşayanlar bilir. Yaşanan acıların tarifi yoktur. Kadına yönelik şiddet ülkemize gelen yabancı kadınlarında tanık olduğu, yaşadığı, hayatını kaybettiği bir olgu artık. İtalyan Pippa Bacca’nın 2008’de tecavüze uğrayıp öldürülmesi… Amerikalı Sarai Sierra’nın öldürülmesi. Kadına yönelik bu olaylar sadece ülkemizde değil dünyanın diğer gelişmiş, az gelişmiş ülkelerinde de yaşanıyor. Lakin demokrasinin, insan haklarının özümsendiği, bireysel düşünmenin ve sorgulamanın yerleştiği ülkelerde bu görece daha az… Demokrasi kavramının, insan hakları düşüncesinin emeklediği, bireysel düşünce ve bilinçlenmenin yeterli olmadığı ülkelerde daha fazla. Bu ve benzeri olaylara birey olarak gereken tepkiyi göstermeliyiz. Tepkisiz kalmak, yaşananları sessizce izlemek yerine; bu tür olayların bir daha yaşanmaması için insanları bilinçlendirmenin yollarını aramak lazım. Bu bağlamda, bireysel sorumluluk almak ve bilinçlenmek için çaba sarf etmeliyiz. Sorgulamalıyız. Duraksamadan sorgulamalıyız. Toplumda yaşanan töre ve benzeri tabuları yıkmalıyız. Sorumluluk almalıyız. Aldığımız s

04 Şubat 2013 20:13
Umarsız insan sürüsü

İnsan olmak için, insanca yaşamak için, insanca davranmak için önce düşünmek gerek. İnsanca davranışın inançla bir bağı olmasa gerek. Çünkü inanıp da başkasına yaşamı dar edenleri unutmamalı. Dedim ya önce insan olmalı insan gibi insana insanca davranmak için. Hep bana diyenlerin sayısı oldukça fazla. Başkalarına yapılanları kendilerine yapılmış olmasını düşünmek isteyen, düşünen zaten başkasına olumsuz davranış içerisine girmez. Gözünü kör edip vicdanını karartmaz. Günlerdir hastane koridorlarındayım. Gözlem yapıyorum durmadan. Hem hastaları, hem hasta yakınlarını, hem hastane çalışanlarını, hem de doktorları. Hastane muayene odaları önünde sıra kavgası yapanları mı ararsın, kan verme sırasında itişip kalkışanları, başkalarının sırasını hiçe sayıp öne atılanları (yaşlı genç, kadın erkek fark etmiyor), birbirine söz söyelyenleri mi. Hangi birini anlatacaksın ki. Toplumun aynası bu gibi kalabalık yerler. Tıpkı kalabalık iş yerlerinde toplu çalışanların yaşadıkları dedi kodu furyası gibi

24 Ocak 2013 20:05
Ne istanbul hayat ne de hayat istanbul!

Nurten Hanım; yorumunuza cevap yazayım derken ;yorumunuzu onayladım. Ve cevap yazma olanağı kalmadı. Bende burada tekrar yorum yazayım dedim en iyisi:) Öncelikle bu yazının çıkmasını sağlayan siz olduğunuz gerçeğini unutmayalım. Bu bağlamda size teşekkür ediyorum. Sanat ve sanatçıya dair yazdıklarınız daima ilgimi çekmiştir. Yazılarınızı severek okuduğumu bir kez daha belirtmek isterim. Bende sizi seviyorum. Saygılarımı gönderiyorum.

14 Ocak 2013 13:04
Ne istanbul hayat ne de hayat istanbul!

Nurten Hanım yorumuna cevap yazıyım derken yorumunu onayladım:) Vee yorum yazma olanağını kaybettim. Ben de yorum şeklinde yazarak size cevap vermiş olayım:) Sizin yazdıklarınız; ki sanata dair, sanatçıya dair; hayata dair ne varsa severek ve öğrenerek okuyorum. Örneğin geçenlerde yazdığınız "Perşembenin Kadınları" tiyatro yazısını okuyunca elimdeki bir kitabın sayfalarına gittim.Yazar Suna Tanaltay'ın "Sonsuzu paylaşanlar" adlı 1996 basımı kitabında da aynı oyunu ele alıp kısaca yazmış. Sizin anlatımınız ondan daha ayrıntılıydı ama:) Ben de sizi seviyorum ve saygılarımı gönderiyorum.

14 Ocak 2013 12:03
Bekaret

Namuslu insanların kahredici bir karabasanı var. Aldatılmak. Evlilik öncesi hoyrat bir yaşamla Kendini kaybedenlerin Toplumca kabul edileni beyinleri yerine Bıngıldaklarıyla düşünenlerin İçine düştükleri açmazı Evlendikten sonra bırakacakları Kaygısı Çoğu erkeğin de açmazıdır. Namus kavramı “kafadadır” ya da “Dürüst olmaktır” namuslu olmak. Bekâretini evlilik öncesi birine bırakanın Evlendikten sonra “Ben falancayla zamanında yattım” demesinin Eşi üzerinde yaratacağı “travma”yı düşünmek bile akıllara ziyan bir yaklaşımdır. Kabul edilemez bir durumdur. Kaldı ki, Benzer konum erkek için de geçerli olmalıdır. Evlilik öncesi ya da sonrası Bir başka kadınla olmak eşini aldatmak Sonra da çıkıp “Ben seni filancayla aldattım” deyip dürüst olmak. Bunu neresi kadının yaşayacağı “şok”u hafifletir. Bekâret konusunda toplumun yaşadığı yazıda anlatılanların ötesinde tam bir çıkmazdır aslında. Bekaretini erkek yada kadın Olması gerekenden farklı yaklaşımla bitirmişse, bitirmekteyse eğer Söyleyecek pek bir şey yok aslında. Lakin Kuşkusuz bu sahneyi Yaşayanlarda azımsanmayacak derecededir.

14 Aralık 2012 15:51
Suçluluk duygusu

İnsan doğasına ve yaşamına dair güzel bir yazı...

12 Aralık 2012 19:21
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 899
Kayıt tarihi
: 04.05.08
 
 

Eğitimciyim. Bir insanın çağdaş bir gelecek için, aydınlanma için çok okuması gerektiğine inanıyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster