Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Hak ve Eşitlik Partisi kuruldu

Brokrasinin içinden gelen bir insan olması, sistemi bilmesi, sorunlara çözümler üretmesi için iyi bir yanı. Bu tepkili tavrını görev süresi boyunca göstermiş, zamanın başbakanı ile, Genel Kurmay Başkanı ile fikir çatışması yaşamış, bunun ödülünü(!) de almış bir komutan. Sistemin içinden gelmek çarkların işleyişine el sürmeyecek anlamına gelmez. M.K.Atatürk de; 1908 de Sofyada ve daha öncesinde harbiyede muhalif fikirlerini yerinde ve gerektiği zaman sözlü olarak açıklamış. Sonuçta Atatürk'de bürokrattı. Ama bunu; kanıksanmış kabullenme yerine olumlu bir bilgi birikimine çevirmişti. Pamukoğlu'nun da 'NAMUSLU', 'DEMOKRAT' ve bence en önemlisi 'HARBİ' - 'DOBRA' duruşu çok önemli. Dilerim bozulmadan, çevresinde yamuk asalaklar toplanmadan bu hareketini ilerletir. Çünkü bugün için sergilediği duruş, hiçkimsenin haf edebileceği bir çizgide değil. Eğer aynı 'KARARLI' duruşu sergileyebilecek azmi ve 'KUDRET'i kendinde buluyorsa: " Yolundaki taşlar toz olsun. Yolun açık olsun PAMUKOĞLU."

06 Eylül 2008 20:50
Çocuk gelinler

Geçenlerde bir blog yazısı üzerine (http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=127626) Kafir adında bir kitap okudum. Ayaan Hırsi Ali adlı kadının hikayesi... Çok ilginç saptamaları var. Gerçekten de bu konunun bir maduru. Kitabın internetteki (amazon.com) tanıtımında yorumlar çok ilginçti: "Toplumun çocuklara tecavüzü makül görme sapkınlığı." "Anne babaların tecavüze rızası." "Tecavüz geleneği yaşanan kültürler." "Toplumsal tecavüzün bireysel yansımaları" Bu yorumların yanında bir yorum daha vardı. Bence daha anlamlıydı. "Çocuklarını kendi elleri ile seri tecavüze mağruz bırakan ebeveynler. Bunu gören, kabul eden yakın çevre ve toplum, sonuç olarak yozlaşmanın namus kavramına getirdi sapıkça tanımlama. İşte toplumun yeni, 'namuzsuz, namus' kavramı. Burada kendi çocukları üzerinde namuslarından tasarruf eden ahlak kaybı içindeki insanlar." Bu yorumuma cevap bizzat yazardan geldi. "Ben de bu sebeple Afrikadan uzak kaldım!" Ama, "Hayır, ben Afrikadan değilim" diyemedim. Utandım.

06 Eylül 2008 18:38
Bu sorular neyin nesi?

Dışişlerimizin yapısı diğer bakanlıklara pek benzemez. Ne kadar 'dış' işleri uğraşsalar da, kendi iç döngüleri biraz dışa kapalıdır. Bunun nedeni görevin, 'misyon' olarak güvenilirlik gerektirmesi. Tabi bu güvenilirlik kriterini, bildik adamlar alarak korumak bir yöntem. Biz, Fransa gibi "akademik diplomasi altyapısı" oluşturamadığımız için "karambol yöntemini" tercih etme riskine karşı "bildik adamlar" sistemini icat etmişiz. Bu sistem "Köprülü Hareketi" olarak isimlendirilsede demekki artık "Gülen Hareketinin" Dışişlerinde görevi teslim alma zamanı gelmiş. Şimdi bunu diğer bakanlıklardaki gibi 'kıyım' ve 'tasviye' metodları ile yapamayacakları için köprüyü geçene kadar sisteme dayı demekten başka çare de kalmıyor. Bu süreç en fazla 7-8 yılda tamamlanacaktır. Böylece somurtkan personelin yerini daha 'gülen' tipler alacaktır. Pek yakında devrimin son aşamasında, bunların tümü "Kavuklu-Sarıklı Hareketinin" birer parçası olarak karşımıza çıkacak; ANA MİSYONA HAZIRLIKTIR. Sevgilerimle

05 Eylül 2008 23:32
Üç boyutlu AKP'li güzel

Uzun süredir en çok okunan blog kategorisinde Cemil İpekçi vardı. Artık en çekici olarak okurların onu düşündüğüne emin olacaktım ki, pat! diye lider değişmiş. Demekki bu hatun, Cemil İpekçiden güzel. Bir de Cemil İpekçi'yi kapatmıştınız. Onun da çekiciliği vardı tabiki. Ama geçenlerde üçgenli aile meseleleri çıkınca Cemil abimizin başkasının helali olduğunu öğrendik. Tabi halk tercihini hemen bu hatuna yöneltmiş. Eee millet haklı. Sahipli birine bulaşmak, bizim namus anlayışımıza ters. Kapalı da olsa kuyruk sallamayana da bulaşma derler. Şimdi bu hatunu daha yeni çıkardınız. Daha iyisi yok mu? Paris teyzemiz var. Mesela o da iyidir. Bu ablamızdan iyi olması. Ya, aslında ben böyle karı kız işlerine pek laf etmezdim ya. MB ye geldim geleli bende bir trasformasyon başladı. Metamorfoz geçirip, canavar biri oluyorum. Tanrım! Beni en güçlü kriptonitinle regüle et! Amin. Sizede tavsiyem böyle geç saatlere kadar oturmayın. Gece gündüz birbirine giriyor. Yarasa gibi oldum.

05 Eylül 2008 04:31
Gül Ermenistan'a gitmezse hangi sorun çözülecek?

Emir komuta zincirinde en üstteki amir, Waşington'un emri ile gidiliyor. ABD İran'a karşı savaş hazırlığı içerisinde kafkaslardaki saman balyaları tutuşmasın diye, biraz su serpiyor. Yoksa kimsenin yüreğine su serpme derdi yok. Ne Ermenistandaki fakir halkın, ne de Türkiyede ne olacak diye soran insanların. Zerre kadar umurlarında değiliz. Onların derdi İRAN! Ve biz İran yolundaki taşları temizliyoruz. Tek yaptığımız iş bu. Yoksa 22 tane adamın 90 dakika topa vurması da önemli değil. Mazeret bu olamaz.

05 Eylül 2008 04:12
Gül Ermenistan'a gitmezse hangi sorun çözülecek?

Bizim muhatabımız ve siyasi hesaplaşma içinde olduğumuz 'Ermenistan', Erivan'da değil! Erivanda karşımıza fakir ve çaresiz bir halkın bekçiliğini yapan etkinlikten yoksun, pasif bir muhatap çıkacak. Çünkü 'Ermeni meselesi' olarak şekillenen olayda muhatap, ABD ve Avrupada yerleşik, Ermenistan Ermenileri ile kıyaslanamayacak kadar zengin bir göçmen kitlesinin lobisidir. Bu lobi, ABD ve Avrupa hükümetlerindeki etkileri yolu ile bizimle savaşmaktadır. Bizler, Erivan'da Türkiye'nin büyüklüğünü, heybetini ve tavizsiz tutumunu göstermeliyiz. Karşımıza hükümet diye çıkarılacak kalabalığı ve sözde liderleri görmezden gelmek en doğru yaklaşımdır. Türk hükümeti, zamanında Erbakanın, Kaddafi karşısında sergilediği tarzda bir utancı yaşamızı önleyecek tedbirleri çok sıkı şekilde almalıdır. Özellikle stadda yapılacak tezahurattan ne şekilde korunulacağı iyi planlanmalı ve bunun diplomatik cevabı şimdiden planlanmalıdır. Yoksa Erbakan gibi, utanç içinde tarihe geçmeleri an meselesidir. Sevgilerimle.

05 Eylül 2008 04:08
Hayvan Çiftliği -Bir Peri masalı-

Eğitim sisteminin "resmi ideoloji" olarak seçtiği ve çocuklara, gençlere 'laylaylom' bilgiler verip çarpıtılmış tarihi öğrettiği bir dönemde bu kitap Türk Milli Eğitiminde İngilizce eğitimi amacı ile kullanılan birkaç kitaptan biridir. Eğitim sisteminin politikadan uzaklaştırılılmış izole bir saf (fikirsiz) gençlik üretme yolundaki bu gidişini düşününce kitabın eğitim sisteminde olmasını; ya gözden kaçırılmış, yada önemsenmemiş olmakla açıklıyabiliyorum. Kitabın "sınıf bilinci", "devrim" ve "bağımsızlık" konularında yaptığı vurgular ingilizce eğitiminin arkasından ne kadar fark ediliyordur bilemiyorum. Ama bildiğim şu ki, yabancı dil konusunda son 20-30 yıl içerisinde eğitim sistemimizde gözle görülür ilerleme var. Önceki nesillerde dil eğitimi çok ender görülen bir olgu iken, bugün neredeyse bazı okullarda standart özellik olmuş. Gençlerin birçoğunun İngilizce aslını derslerinde okuduğu bir kitabın Türkçeye de çevrilmiş olması güzel. Kitap kurtlarına bol kitaplı günler diliyorum.

05 Eylül 2008 02:56
Onlinekolik miyim?

Önce ilgisiz birşeyler sizin için önemli olmaya başlayacak. Sonra monitöre daha da yaklaşacaksınız. Sonra daha, daha ve en dahasında burnunuz ekrana değecek. Ama bir bakacaksınız ki artık ekran önünüzde engel değil. Başınızı öte tarafa geçireceksiniz. Bambaşka, yepyeni bir dünya! İyice uzanacaksınız. Omuzlarınız engel olacak içeri girmenize... Ve karar vereceksiniz... Daha geniş bir monitör alacaksınız. İçinden geçebileceğiniz bir monitör alıp geleceksiniz eve. Getiren servis elemanlarını hemen sepetleyip heyecanla geçeceksiniz karşısına. Artık yeni ve geniş ekranlı bir monitörünüz var. Basacaksınız düğmesine açılacak. Ve hemen kollarınızı uzatıp öbür tarafa geçeceksiniz. Hoşgeldiniz diyen yok.Ama yepyeni bir dünyaya adım attınız. Doğmak gibi birşey bu. Yolunuzu kaybederseniz yardım eden birileri çıkar. Siz hele bir geçin camın arkasına da. Buranın yaydınlığı gözlerinizi kamaştırdıysa korkmayın. Bir 'Hey' demeniz yeter. Birimiz gelir tutar elinizden. Sevgilerimle.

04 Eylül 2008 21:19
Bu Ergenekon, başka Ergenekon

Bu aralar MB de bu işler epey bir moda. Ben de MODA'nın modasına uyup çalayım dedim. Kopi past yapılmıyormuş, peh! İki dakkada hallettim. Yazı, aynen cepte! Aslında alıntının sınırını aştım desem, daha doğru. Yani [Ç]okça ALINTI durumu bu! Çalıntı demek size kalmış. En yüzsüz yüzlerimden birini takınıp, geldim bide söylüyorum. Bunları yazarken, pişmiş kelle gibi de gülüyorum. Yani siz artık ne derseniz deyin. Yazının kullanıldı yer: http://www.onverita.com/blogs/mental/ye%C5%9Fil-ergenekon Yaa yokmu dişime göre başka bi yazınız... Dur bi bakayım. Sevgilerimle.

04 Eylül 2008 15:47
Alıç Ağacı ile sohbetler

"Alıç ağıcı ile sohpetler"i 1996 da almışım. Kitap, Ekim'96 da 2nci baskı yapmış. 2500'er den 5000 adet basıvermişler. Demekki ilk baskı talep görmüş. O tarihte 400.000 TL imiş. Şimdi bir ayıbımı itiraf ediyorum: O kitabı okumamışım! İnanın, rafta görünce tanıdık bir kitap. Neydi konusu? Diye içimden geçirdim. Ama okumamışım. Raftan indirip masamın üzerine koydum. (Bu: Okuma yolunda iyi bir adım attım." Demek.) Bir de Enis Aktan'ın belirttiği başka bir kitap (Anadolu Manzaraları) var. Bu da, Hikmet Birand'ın Bunun da 2nci baskısını almışım. (Şans işte) 1nci baskı Eylül'99 da çıkmış. 2ncisi Ekim'99 da. Bu kitap da 2500'er baskı yapmış. O zamanki fiyatı ise 600.000 TL. Arka kapağında kitap için şöyle bir yazı var: "... İlk kez 1957 yılında yayınlanan ve her geçen gün değeri bir kat daha artan .... " Tüm kitap kurtlarına bol kitaplar diliyorum. Sevgilerimle.

04 Eylül 2008 15:33
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1060
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster
 
 
 
 
 
     
     
     
    Aaa, MB'de, üçyüzüncü yazıyı da yazmışım! 300ncü yazı hazırdı! Artık adı: 301 olacak. N'apalım :))