Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Beşinci bir mevsim

Umut o mevsimin adı demek geldi içimden Ersin Bey, yeniden denemek kadar insanı yücelten bir erdem var mı, ne büyük bir olgunluktur bu karar.hakikatten "Bekle ve asla vazgeçme" ne güzel... değil mi ki bu can ile emaneten düşmüşüz bu dünyaya,tebrikler ve teşekkürler.

20 Mayıs 2013 00:35
Uzaktan uzağa... Ama yan yana iki yürek...

Uzaktan sevmek koşulsuz sevginin en güçlü örneği bence sevgili yazarım. Zorluğu bir yana ama...Son cümleniz ise muhteşem,çok derin ve sarsıcı bir anlatımla tamamlamışsınız,sevgiler...

20 Mayıs 2013 00:30
Serenad

Ben Zülfü Livaneli'yi müziği, filmleri ve sonrasında kitapları ile takip etmeye çalıştım. Özellikle Seranad'ı okurken çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Neden o insanlar karaya ayak basamadı neden neden diyerek içerlediğimi biliyorum. Hepsi bir yara işte, 6-7 eylül olayları gibi. Seranad'ı da çok dinlediğimi hatırlıyorum kitabın ardından.Böyle bütünleşiyor bazen kitaplar insan hayatında değil mi, teşekkürler paylaşımınız için,sevgiler...

20 Mayıs 2013 00:26
Ve Lucifer, “Ya sabır ya selamet.” dedi !

Espiri yeteneğinin zeka ile doğru orantısına şahit oldum bir kez daha. Ata Kemal Bey,mühim zat telefonu kapattıktan sonra bir sure beklemiş midir acaba kendine gelmek için:)Evet, cep telefonunu fırlatıp atmak değil ama bu teklifsiz merhabalardan kurtulmak için bir çözüm aramak şart oluyor. Sizin yöntemi ben de denesem mi diyorum ama o kadar başarılı olamayacağım sanırım:) Sevgiler.

17 Mayıs 2013 00:27
Kahve molası

İnsanların selamlaşması en çok İstanbul'da mı azaldı diye düşünmeden edemiyorum Sennur Hanımcığım. Bazen göz aşinalığı oluyor ama zaman zaman ben de çekiniyorum ,tepkisizlikten mi korkuyorum acaba diyorum. Siz böyle güzel bir mekanda hele ki deniz varken yanıbaşınızda keyifle yudumlayın kahvenizi:) sevgiler

16 Mayıs 2013 00:54
Of aman aman

Tanrı MB yazarlarına yetenek dağıtırken siz ön sıradan donanıp gitmişsiniz Lilacan Hanım, haksızlık etmeyin kendinize:) Sanıyorum hayatı da böyle yaşıyorsunuz, gözlemci, duygusal, esprili ve sorgulayan. Hem de ne güzel anlatmışsınız evde tembellik yapma ayrıcalığını ah bir de yemek yanmasaydı değil mi...Sevgiler:)

16 Mayıs 2013 00:38
Şehirlerin ruhları...

Öncelikle çok sevdim,söz ne zaman İstanbul'a gelecek darken bir baktım kendimi içinde buldum, çok hoş...Ben de zaman zaman İstanbul'u kişiselleştiririm ve ona dair yazıları severim;yazmayı da okumayı da.Siz de çok zengin bir dille,ilgi çekici bir üslupla ne de güzel anlatmışsınız Lilacan Hanım...Yıllar once Mehmet Ali Kılıçbay'ın Şehirler ve Kentler kitabını okumuştum. Şehir ne kadar dişiyse kent de o kadar erkektir diyordu.Örneğin İstanbul,Paris ona gore şehirken;Ankara ve Madrid kent kimliğinde kalıyordu,şimdi okuduğum tasvir beni o zamana götürdü.Güçlü bir kaleme teşekkürler,sevgiler...

14 Mayıs 2013 00:22
Şartsız sevmelisin beni !

Bir insana duyulan koşulsuz sevgi çok ulvi bir derecedir; bunu yürekten hisseden ve dile getiren kalp dünyevi anlamlar; bedensel ihtiyaçlar ve egosal hırsların üzerinden uçup gitmiştir, başka bir boyuttadır bence, herkesin eremeyeceği bir boyutta...İçinde yaşadığımz madde dünyasında bu ayrıma varmak çok kolay değil; çünkü bilmek ve olmak iki kutup gibi birbirine zıttır. Ne zaman ki bilmek, kişinin dışında entellektüel bir birikim olmaktan çıkar ve özümseme halini alır işte o zaman dönüm noktasına gelinmiştir. Sizin yaşadığınız örneğe gelince nedense o ilişki bana çok madde madde, hesaplı, kitaplı geldi. Şartsız sevmelisin cümlesinin içinde bir şart yok mu sizce de? Bence var, o halde bu bencillik değil mi, bence öyle...Ata Kemal Bey, siz bu farkındalıkla, bu gözlem yeteneği ile daha nice gerçekleri serersiniz gözler önüne; teşekkürler,sevgiler.

11 Mayıs 2013 17:34
Canım oğluma !

Rüya gibi...Anne kız seslenişleri evet ama baba oğul; baba kız ilişkileri bazen çok içselleşir bende.Özel bir nedeni olsa gerek! Alp harika bir çocukmuş,hayran kaldım ona gerçekten, ne kadar şanslı bir babasınız bence de. Ben de bazen kızımla ilgili bir sahneyi yakalarım yüreğimde ve bir blog yazacağım onunla ilgili.Nil çok ince bir sızı olur bazen iç konuşmalarımda nedenleri var, umarım anlar ileride.sevgiler:)

06 Mayıs 2013 17:37
Sağanağında ruhumun ne tan ne de seheri.

Eskiden şiire daha yakın hissederdim kendimi.Cemal Süreya ve Edip Cansever vazgeçilmezlerimdi. Orhan Veli'yi hep baharda okumak sterdim sanki.Ümit Yaşar'ın melankolik yaklaşımına üzülür Ahmed Haşim ile hep sonbahar olurdu zaman. Sanki hepsini buldum bu şiirde.Ama en çok da "Sordum penceredeki çiçeğe görmemiş seni" etkiledi beni, çok içli, çok hüzünlü....Sevgiler.

05 Mayıs 2013 11:40
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 63
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 963
Kayıt tarihi
: 18.12.12
 
 

Hayatın sıradan olmadığını düşünen, bir yanı yazma eylemi için deli divane olan, iki harika annel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster