Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Sigara kutusu da öldürür...

kesinlikle haklısınız. Bir ara da trafik canavarı olmayın diye her yere kaza figürleri ve canavar resimleri koymuşlardı..Sonradan o görüntülerin kazaları artırdığı saptanmıştı. Aynı şey sigara paketleri için de geçerli. Bırakın sigara içenleri içmeyenler bile hergün o resimlere baksalar hastalanırlar..Farkında olmadan bilinçaltına o resimler hedef olarak veriliyor ve beyin de son hızla o hedefe ulaşmak için çalışacaktır. Bu konuyu gündeme getirdiğiniz için teşekkürler..selamlar, saygılar..

22 Ekim 2010 16:24
İnançlı olmak

İnançlı olmak veya inanmak akla karşı olmak değil onun yetersiz kaldığını bilmektir. İnsan aklı elbette ki ilerlemekte ve gelişmektedir ve inandığımız şeyleri de aklın anlayabileceği ve kabul edeceği şekilde kanıtlayacaktır. O nedenle inançlı olmak asla araştırmaya, akla ve bilime karşı olmamıştır. Çünkü zaten çıkacak sonuçları önceden biliyordur. Tabi bu kalbi bir bilgi olduğu için kanıtlayamaz bu da aklın işidir. İnançla akıl aynı yoldadır yalnız inanç önden gider akıl arkadan gelir..İnanç konusunda çok genel konuşamadığımdan bu benim şahsi fikrimdir diye belirtiyorum. Çünkü akıl gibi inancın da aşamaları vardır. Her inanan aynı noktada değildir..Selamlar, saygılar..

21 Ekim 2010 12:39
Ölüm an'ını yaşamak!

Gerçekten de insanın hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçiyor..Ben de bir boğulma deneyiminde aynı şeyleri yaşamıştım..Kurtulduktan sonra gidip kalbini kırdığım herkesten özür dilemiştim. İnsana ölüme çok yaklaştığını görünce herşey anlamsızlaşıyor..Selamlar,saygılar..

20 Ekim 2010 11:37
Yargılamak

verdiğiniz örnekten yola çıkarak yargıda zamanlama da önemlidir. Doğru zamanda doğru yargıda bulunmak aynı zamanda da yargının geçiciliğini idrak etmek gerekiyor sanırım. Baktığımız gördüğümüz her şey şuandaki bizim gördüğümüz gibi, yarın biz de gördüklerimiz de değişik olabilir. O halde insanın kendisine yaptığı en büyük kötülük, kendisi hakkında yargıda bulunmaktır kendini dondurmuş olur. Kendini dondurunca hayatını da dondurmuş olur. Yazınızdan kendi adıma bu sonucu çıkardım ve bende yeni pencereler açıldı:)) Selamlar, saygılar...

19 Ekim 2010 15:45
Hayatın Amacı

anlam olarak birbirinden farklı iki kavram benim sözlüğümde. Hayatımın amacı; ulaşmak istediğim hedeflerin arkasındaki gerçek niyetim..Kavramlara verilen kişisel anlamlar, iletişimin sağlıklı olması açısından oldukça önemli, bunu bir kez daha anlamış oldum:)) Güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş eline sağlık. Dilerim bütün amaç ve hedeflerine kısa sürede ulaşırsın.Sevgilerimle:))

19 Ekim 2010 14:26
Ölümden Geliş Ölüme Gidiş

Ölüm, hayatı anlamlandıran aynı zamanda da insanı gelip geçici heveslerden ve dünyevi hırslardan koruyan bir olgu. Ölümün varlığını her an hissetmek, atacağımız her adımda kendimizi kontrol etmemizi sağlıyor. Bir hikaye okumuştum. Anne karnındaki bir çocuğun dünyaya gelmeden önceki korkularını anlatıyordu. Güvenli ve sıcak bir ortamdan bilmediği bir yere gitmenin korkularıydı. Biz de şuanki hayatımızı gerçek zannettiğimiz için bilmediğimiz yere gitmekten korkuyoruz. İnsan bilinmeyenden korkar. Rüyamda gördüğüm ölmüşlerime bakarak oranın güzel olduğu hissiyatına kapılıyorum:)) Selamlar,saygılar...

19 Ekim 2010 13:41
Fonetik!

Duyguya en hızlı ulaşım, işitsel kanaldan oluyor demek ki:)) Sese çok duyarlıdırlar, konuşmalar arasındaki düzensizlik onları çok rahatsız eder, söylenen sözden çok söyleniş biçimine bakarlar..TV de spiker iki kez konuşma hatası yapsa hemen kanalı değiştirmek zorunda hissederim kendimi..İşitsel olarak yaşamak özellikle büyük şehirlerde bir hayli zor:)) Selamlar saygılar..

19 Ekim 2010 11:19
İnsan Olan Diliyle Değil, Duruşuyla Konuşur

Kesinlikle haklısınız.İnsanın en iyi mesajı kendisidir. Selamalr saygılar..

18 Ekim 2010 18:18
Özgür düşüncenin önündeki engeller...

Norveç'te "Atatürk gibi düşünmek" diye bir deyim varmış. En zor ve sıkıntılı dönemde "Atatürk gibi düşün" denilirmiş. Bunun anlamı sorunlara değil çözüme odaklanmaktır. Şuanda da özgür düşünme anlamında bir çok engel varsa bunun en büyük sebebi "düşünme eylemini" bilmemektir. Tedavide en önemli aşama teşhistir ama tedavisini düşünmeden teşhisi koymanın çok da bir anlamı yoktur..Selamlar saygılar..

18 Ekim 2010 13:26
Herkes köşe yazarı olacak!

Diye düşünüp dururum artık köşemde:))))) Teşekkürler, selamlar, saygılar:))

18 Ekim 2010 12:09
Toplam blog
: 117
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 35
Ort. okunma sayısı
: 2356
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1970 Tokat doğumluyum. İstanbul Tıp Fakültesi Sağlık Meslek Yüksekokulu Tıbbi Laboratuvar bölümü mez..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster