Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

sufi-su /Emel Yeşilkayalı

http://blog.milliyet.com.tr/sufi-su
Şaduman ile Kenan'ın âşk hikâyesi

Söz konusu blog yazısının adı "Lan ben aşığım şu ademoğluna" idi. Çünkü gördüm ki o yazının üstüne çoook yazılar yazmış arkadaşımız, bulamazsan diye söyliim dedim:) Sevgileerrr....

25 Nisan 2011 19:47
Şaduman ile Kenan'ın âşk hikâyesi

Gene çook önce okudum ama yeni yorum yazıyorum. Anca düşündüm:) vee kara mizah olduğuna karar verdim bu yazının. Ne yazık di mi insanın iyi bi kısmet beklemekten başka amacının olmaması, kendisini geliştirmek, "ben" olarak toplumda bir yer edinmek için çaba harcamaması ve paylaşacak kaynanasının dır-dırından başka bi şii olmaması. Bu arada senin yazınla Asabi Kedi rumuzlu blogdaşımızınkini de tesadüf aynı gün okudum ve zaman kurgusu bakımından hoş bir tesadüf olmuş seninkiyle diye düşündüm. Sevgilerimle arkadaşımmm...:)))

25 Nisan 2011 19:43
118 33

Ama bugün tam da kıvırtıyor, efemine gerekçeleri ile reklam karakterinin değiştirildiğini öğrendim. Gerçekten üzüldüm:(

16 Nisan 2011 17:45
Üçüncü sayfadan bakan Gelincik

Bilemiyorum Nilüfer'cim. Söylenecek bir şey de yok sanırım üzülmekten başka. Farklı amaçlarla kimsesiz çocukları yanlarına alanlar var elbette. Deneyimlerim bu ailenin o çocukla işi bittikten sonra (bu iş hizmetçi olarak kullanılacak bir çocuğa artık ihtiyacın kalmaması olabildiği gibi, etrafa karşı kimsesiz bir çocuğa sahip çıkma imajına artık gerek duymama, çocuğun evde bulunmasından duydukları doyumdan daha fazla yük getirdiğini düşünme gibi nedenler olabilir tabi), ne yapsak terbiye edemiyoruz, aile düzenimiz bozuldu gibi nedenlerle yurda geri göndermiş olabileceğini; Ya da, uzak bir akrabalarının yurda verilmiş bir çocuğunu mecburen eve almış olabileceklerini söylüyor bana. Her ne olursa olsun yazık olmuş. Bu çocuklar, bu tür ailelerden yarar değil zarar görüyorlar ve yurda geri döndükten sonra eskisinden çok daha problemli bir şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. Sevgilerimle arkadaşım...

03 Nisan 2011 14:43
Renklerle can bulmak

Uzun zamandır hem blog yazmaya hem de yazsam bile diğer blogları okumaya ve yorum yapmaya fırsat bulamıyordum. Ama iyiki size zaman ayırmışım. İçim açıldı. Benim rengim ise ruh halime göre değişir. Ama yaşım ilerledikçe eskinin tam tersine canlı renklerden hoşlanır oldum. Elinize, yüreğinize sağlık. Sevgiler, saygılar...:)

29 Mart 2011 22:49
Papatyalarla hayatın tezatları üzerine

Gene aynı sorular sorulmuş ve adamın cevabı gene aynı. İnsanlar artık kızmaya başlamışlar bu kadar da umursamazlık olmaz diye. Bir süre sonra at, peşine bir at sürüsünü takarak dönmüş. Köylüde yaşlı adam adına bir sevinç ama adam gene aynı. Sakin. Gene aynı nedenle tabi ve böylece sürüp giden bir öykü. Hayat bana göre herkes için böyle bir şey işte. Sizin öykünüzü ise merakla bekliyorum Yurdagül Hanım. Çok teşekkürler. Sevgi ve selamlar...

27 Mart 2011 22:24
Özhakiki yüncü dükkânı

Sizin cadde hareketlenmiiş... sen yeni yazılar yazmışsııın... Anladığım küçük esnaf bayaa faal sizin oralarda. Ne güzel. Doğrusu büyük marketlere doluşan insanlara baktıkça küçük esnaf adına üzülüyorum zaman zaman. Eskiden böyle miydi? Tam da anlattığın gibi mandıralar, mahalle butikleri, mahalle tuhafiyecileri, mahalle manavları, bakalları... Bir selam, bir sohbet yeterdi hangi malın güzel ve ucuz olduğunu öğrenmeye. Esnaf mutlu, müşteri mutlu, ilişkiler sıcak... Senin yazın da sımsıcacık olmuş gene. Eline, emeğine sağlık. Sevgilerimle arkadaşım...

25 Mart 2011 17:09
Ulan Batur'dan selam getirdim

Çok hoşsun Nilüfer'cim. Bu güzel bi tanımlama olmadı aslında. Çünkü "hoşsun" bazen olumsuz anlamda da kullanılıyor biliyorum ama gerçekten çok hoşuma gitti. Yaratıcılığına, emeğine sağlık canım arkadaşım. Sen bi kere daha google'la gezmiştin di mi? O da çok güzel olmuştu. Sevgilerimle can dostum...:))

01 Mart 2011 20:20
İnsanın gücü

Hiçbiri, kendimizde güç deyip durmuştum. Güç, tüm yaşanan olumsuzluklara rağmen, sukünetle sakin kalarak Allah'a güvenerek yaşamına devam edebilmektir. Ve tüm yaşanan güzellikler, zenginlikler karşısında yine aynı kayıtsızlığı gösterebilmektir. Buradaki yaşamımızın bir sınav olduğuna, ölünce yaşamaya başlayacağımıza ve tekamülümüzün gerçek dünyada da süreceğine inanıyorum. O yüzden "Ne varlığa sevinirim, Ne yokluğa yerinirim". Güç olduğunu sandığımız para, kariyer, soy-sop, v.s. bağlarımızdan kurtulduğumuz sürece güçlü ve gerçeğiz diye düşünüyorum. Sevgi ve saygılarımla değerli blogdaşım...

25 Şubat 2011 21:29
İşkence çadırı: "sirk"

Küçükken dedem götürmüştü beni sirk'e. Ne o zaman ne sonra doğrusu bu konu üzerinde hiç düşünmemiştim. Ancak hani bazen ne olduğunu bilemezsin, tanımlayamazsın ve rahatsızlık, huzursuzluk duyarsın. O zaman da şimdi de sirkle ilgili bu huzursuzluğu hep hissettim. Yazdıklarını okuyunca "Bunlardı evet" dedim. Her zamanki gibi duyarlılıkla yazılmış, farkındalık yaratan yazın için teşekkürler sevgili dostum. Sevgiler...

25 Şubat 2011 21:12
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 299
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 1547
Kayıt tarihi
: 28.03.09
 
 

Merhaba, ben sufi-su. Sosyal hizmet uzmanıyım. Yıllarca korunmaya muhtaç çocuk çocuklar, koruyucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster