Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Kahır!

Temsili resim ile özdeşleşen satırların arasında dolaşıp bulduğum boşluklara kuzeye bakan aynı pencerenin altından bir iki not iliştirmemek olmazdı. Hissedilen duygunun uzun uzadıya yazılmadan da anlatılabileceğine bir kez daha şahit oldum dört yanı ıssız mısralarında. Okunduğunda griye bulanan bir gök ile insanın beynini uyuşturan bir sessizlik düşlediysen noktanı koyduğunda anlıyorum ki benim pencerelerimde kuzeye bakıyor. Ve güneş, yalancı bir el fenerinden farklı görünmüyor..

03 Eylül 2010 13:33
-Bir ses, bir nefes arası-

Bir adam, bir kadın. Senaryo farklı belki her kalemde ama sahne yine aynı olanların. Her satır harflerin arasına sıkışmış yaşanmışlıkların aksi olarak çıkıyor insanın karşına. Herhangi birine mıhlanıyor gözleri sonra.. Işığını vuran kadında buluyor kimi zaman kendisini kimi zaman adamın avuçlarında. Ağustos akşamlarından birine denk geldi haziranın git-gellerini okumak. Kalmakla gitmek gibi, hüzünle keyif gibi. Aslında bu şiir insanın kendisini bulması gibi, bulamaması gibi..

26 Ağustos 2010 23:18
Dediğim dedik çaldığım düdük!

Son günlerde yaşanan çatışmalar, et fiyatları, AB üyesi ülkelerin ekonomilerindeki sorunlar, Baykal'ın olduğu iddia edilen kaset ve ziyarete geldi, gelecek derken nihayet kapımızı çalan Rusya'nın karizmatik başkanı haberlerinin arasında mevcut anayasanın değişikliğine dair neredeyse artık haber alamaz olduk. Hoş, öncesinde yapılan haberlerde birbirleri arasındaki terbiye sınırlarını çoktan aşmış sokak ağzı ile hitaplar ve yakıştırmaların gölgesinde kalıyordu. Bahsettiğiniz gibi tüm maddelerin tek bir paket olarak halka sunulmasının dudaklara bir parmak bal çalmaktan öteye geçmediği gün gibi ortada. Yazınızın satır aralarında da belirttiğiniz gibi beceriksiz yöneticilik vasıflarının hemen hemen tümüne sahip milletin vekilleri kendilerini ülkenin insanından çoktan soyutlamış durumdalar. Sözünü ettiğiniz şehit cenazelerine taziyeden başka katkıları yok, yatırımdan anladıkları tek şey özelleştirme. Sözün özü net aslında, paket halinde sunulan bir anayasa bekleyene HAYIR'lı olsun..

14 Mayıs 2010 08:37
Son kullanma tarihi

Sevmek denildiğinde koşulsuz bir şekilde kabullenme geliyor insanın aklına ama öyle körü körüne ve zorlama bir dayatma ile değil. Aksine gönül rahatlığı ve büyük bir keyif eşliğinde ne gelirse gelsin kabulüm diyecek kadar yürekli insan diye tanımlanıyor lugatlarda. Sonrasında bir hayal kırıklığı ve boşa çıkan umutların karanlığında beklenen sonlara hazırlıyor insanlar kendilerini. Günümüz bakış açısı ve tahammülsüzlükleri midir buna sebep olan yoksa sevgininde mi tanımı değiştirilmeli emin değilim ama oturmayan taşlar var. Bakmakla görünmez insanın içi diyor Kahraman Tazeoğlu bir şiirinde, ne güzel söylemiş. Görünseydi gerek kalır mıydı son kullanma tarihlerini yazmaya, sorgulamaya. Şimdi miadı başından belli olan aşkların girdabında soluksuz kalıyoruz. Başı boş sevdaların bugünlerde sonu boş. Son kullanma tarihi gelmeden tadı nahoş.

31 Mart 2010 13:15
İzmir’de kadın olmak!

Mb sayfalarında okuduğum ilk yazıydı hemen hemen bir yıl önce kaleminizden düşürdüğünüz bu inciler. Ardından yapılan üyelik ile yaptığım ilk yorum yine aynı yazıya eşlik ediyordu. Aradan geçen zamana bakıp yazıyı bir kez daha gözden geçirdiğinde insan İzmir'in aslında bir şehir olmaktan çok bir yaşama biçimi olarak algılandığını daha net görebiliyor. Bugün baktığımda hayatımın en özel ve derinliği olan zamanlarını geçirdiğim şehrin böylesine güzel kaleme alınması bir yıl önceki gibi yine büyük keyif verdi bana. Türkiye'de şehir denildiğinde İstanbul'un gölgesinde kalması İzmir'e bir şey kaybettirmiyor sayenizde. Karanlıkları yırtarak etrafını aydınlatan o şimşeğin altında gözün gözü gördüğü zamanları okudum bir kez daha..

29 Mart 2010 13:11
Usul...

Okumaya başladığımda dumanı üzerinde tüten bir yazı olduğunu düşünmüştüm. Bu kışın en çok hatırlanacak yanının sağanak yağmurları olduğunu düşündüğümde yine bu kış içerisinde yazılmış bir yazıdır diye geçiriyordum sonuna ilave ettiğiniz tarihi görene kadar. Yağmurun albenisi midir yoksa gerçekten bir bağ mı kurulmuştur hüzünlerimizle arasında emin değilim ama ıslak bir gökyüzünün hemen herkes için aynı şeyleri ifade ettiğini söylemeden geçemeyeceğim. Gitmenin kalmak kadar ağır olduğu zamanlarda yağmakla yağmamak arasında kalan yağmurun damlalarına benzeyen melankolimiz usul usul esen bir yele kaptırıyor işte kendisini. Biz miyiz hüzünlenmek için o'nu bekleyen yoksa gelişi midir aslında bizi bu hüzünün içine çeken orası muamma elbette ama gözyaşımız benziyor yağmurun damlasına. Gözyaşının rengi yok derlerdi kimbilir belki mevsimi de yoktur.

27 Mart 2010 01:19
Bir kadın fotoğrafıydı gizlice çaldığım...

Serin, ıslak bir İstanbul bu akşam eşlik eden bize. İade-i ziyaret bâbında uğramıştım halbuki sayfaya, çok geçmeden başlığındaki büyüye kapıldım sanırım. İlmek ilmek örülmüş ipekten bir kozanın içinde gibiyim adeta, oturduğum yerden sözcüklerinizin karşığı olan sahneleri kazıyorum belleğime. Siz yazıyorsunuz, ben yazdıklarınızı izliyorum. Yazdıklarınızın izdüşümü olarak düşüyor gölgeler zihnime, esir alınıyorum. Tuhaf, karşı koyulamaz bir merak uyandırıyor cümle sonlarındaki her nokta bir sonraki başlangıç için. Kaldırımlara çarpıyor yüzüm, omuzlarımı alamıyorum duvarlardan, yalpalıyorum. Taksim ilk kez bu kadar darmadağınık görünüyor gözüme, gönlüme. Sahafların tozuna bulanıyor üstüm başım, sanki tüm sinirlerim parmak uçlarımda toplanmış. Mısralarınıza dokunuyor, mısra mısra çözülüyorum sonra. Bu bir itaat mi yoksa başlı başına bir isyan mı çözemiyorum aslında. Ama biliyorum, başlığı ile esiri olduğum bu anının yansımalarını izliyorum hala duvarlarımda. İzliyorum aldırmadan tozuna..

17 Ocak 2010 19:12
Şimdi gitme

İstanbul geceye bürünüyor şimdi, gece yokluğuna. Yokluğun yüzsüz misafir, eli kapıda. Radyoda eskilerden bir nota sesi oluyor yalnızlığımın; gitmek iyi de yazık değil mi kalana. Dışarıda kendini bilmez bir rüzgar pencerelerimi yalıyor. Belli, heybesinde saklıyor damlalarını. Hangi perdenin arkasına gizlensem nafile, keşfediyor yarım kalmışlığımı. Sonrası fırtına, sonrası sırılsıklam bir yağmur. Her damla biraz daha eksiltiyor tamamlamaya çalıştığım yanlarımı, ıslanıyor, eriyorum. Şarkıya takılıyorum sonra, yazık değil mi diyorum kalana. Sinip bir köşeye kalanı oynuyorum utana sıkıla. Yüreğimde hissediyorum ıslaklığımı, irkiliyorum. Aklımı başıma toplayıp yokluğunu buyur ediyorum içeri, yağmur hayretle izliyor bizi. Gittiğinde büründüğüm kimlikleri anlatıyorum uzun uzun; gece oldum diyorum, bazen maviye bulandı üstüm başım, an geldi tek söz kaldı hatırladığım. Şimdi unuttuklarımı bir kenara bırakıp aklımdaki tek sözcükten türetiyorum kelimeleri. Duyuyor musun, gitme diyor her biri..

12 Ocak 2010 20:41
Nefret et benden, sevişeceksek.

Gidişlerini topluyorum bu gece alt alta. En çok ne zaman gittin diyerek başlıyorum önermelerime, sonra teker teker canlanıyor tümü perdede. Bir filmin makarasına hapsedip rol tadında halini sözsüz sözcüksüz yansımalarını izliyorum efkârım başımda. Gitmek için nedenler istemişmiydin aslında önemsemiyorum. Bir elimde kumanda bir elimde patlamış mısır gidişini izliyorum. En dramatik anlarını romantik komedi tadında izleyip hüzünbaz tebessümler saçıyorum etrafıma. Sen ki en çok sarılırken gitmiştin benden sıcaklığını bırakıp göğsüme. Sen ki en dürüst yalanları kambur yapıp diline tek sözü taşıyamadan gitmiştin benden. Şimdi unutturuyorum tenime parmak uçlarını, el kadar yabancı olsun dokunuşların. Nefret et benden, tenime bıraktığın imzan ispatı olsun gidişinin. En derininden bir çizik at nefesime, her soluğumda nefretin dolsun içime. Eğer yine gideceksen, tuttum bırakmıyorum nefesimi. Al işte bir neden daha sana, sen diye bıraktıklarını sarıyorum bedenime. Bu yorumda benden olsun gidene..

08 Ocak 2010 23:50
Azık

Uzun yollardan geliyorum. Sırtımda ayrılıkların kamburu, ellerimde yokluğun nasırını taşımaktayım. Harap bitap bir halde sana kadar geldi ayaklarım. Zordu, çetin geçti günlerim. Aşktım ben halbuki, bir çift gözün esiri. Çok yüz gördüm yol boyunca, kimi tanıdığını görmüyor kimisi gördüğünü tanımıyordu. Çok dil gördüm yol boyunca, kimi tek hece ile anlatırken meramını kimisi yedi lisan ile anlatamıyordu acısını. Çok göz gördüm yol boyunca renk renk, siyahtan yeşile kadar. Kimi rengine hayranken kimisi ardına gizlemiş bir yüreği okyanus kadar. Bu gece sana kadarmış yollarım. Gözlerinin içine bakıp arkasına gizlediğin okyanusa kadarmış son kulacım. Güçsüzüm bir o kadar bitkin. Hüzünlerini meze yapıp bir şişe rakıya durulsun istiyorum artık yüreğin. İçip içip sana bulansam, içim dışım sen olsan mesela. İçtikçe başkalaşsam, sen olsam umarsızca. Radyoda arabesk bir şarkı ile kırılsa kilidi dilimin dudağımın. Seni seviyorum nidaları ile sana geliyorum koşaradım. Hüzünbazım, aşığınım..

06 Ocak 2010 20:59
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 107
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 599
Kayıt tarihi
: 24.03.09
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster