Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Hercai

Yoktun sen. Ne zaman günün güneşin hükmü bitse uyanır uyanık gördüğüm düşten öteye geçmezdi hayalin. Duvarlarım gölgelerin ile doluyken yatağım yokluğuna sarılıyordu. Bir mum alevinin isine gizledim seni, yaktıkça gördüm, söndükçe öldün. Öldün sandım. Parmak uçlarımdan beynime doldu isin, sahi nerelerdeydin. Yatağı yorganı, mumu lambayı bıraksak bir kenara senden ötesi yok hayatımda. Gece geldiğinde ayı, gündüz geldiğinde güneşi unutuyorum. Sonra da kalkmış sana güneşin dünyama ay olsun diyorum. Uçurumum ol diyorum utanmadan, atladığım ölümüm ol. Ne çok şey istiyorum senden. Güneş isteyenin olsun, bir çift gözün yeter. Ay şairin olsun, yüzün bana yeter. Ama bilirim unutmadım, adın hercaidir. Sende bil, unutma. Sızlar dururum solumdan, bu sızı senden bana kalan. Avaz avaz susarım geceler boyunca, susarım ama lâl değilim. Varsın adın hercai olsun ne çıkar. Hadi kolaysa, kolaysa kendini yüreğimden çıkar. Bilirim zor değildir, biz muradımıza ereriz onlar kerevetine çıkar.

04 Ocak 2010 20:41
Başlıksız

Satılık ruhların başkenti olmuşuz, aklımız firarda. Ha bir de yüreğimiz var diyoruz şurada, ondanda ne ses var ne seda. Ruhumuz şeytana köle, akıl sevgiliye. Beden sahipsiz, biçare. Kim kimi yarı yolda bırakmıştır, kimdir yalnız kalan. Hangi yanılgıdır buna sebep olan ? Hangi şiirden ezberimize kazınmıştır sensizliğin zorluğu, tarifsizliği. Başlıksız mısraların sonundaki noktada gizlidir herşey. Tek nokta sonudur yazı gibi herşeyin. İki nokta anlam katar yüreğe, şiire. Üç nokta umuttur. Yokluğu da şeytanı da unutturur.. Çok değil üç satırdı okuduklarım. Okuyup okuyup sonlandıramadıklarım..

30 Aralık 2009 23:04
Yitik

Aşk dediğin hangi yüreğe çat kapı gitmemiştir ki. Kim yapmıştır eksiksiz bir şekilde hesabını kitabını. Aşktır bu, an gelir İstanbul'un suretine bürünüp çıkar karşına, Fatih'i benim dersin. Islak bir maviliğin ortasında Kız'un Kulesi olur dalıp dalıp çıkamadığın. Mavinin sırtındaki yakamoz yansır gözlerine, o andan önceki hayatın boşa geçtiği düşer aklına. Bütün dünyayı bir banka yaslanıp izlersin, karşında yedi tepeli şehir. Düş olursun sonra, her tepesinden farklı görürsün kendini. Küçücük yüreğine koca bir ordu sığdırırsın o anda. Ey aşk, der iç sesin. Hazırım seninle en kanlı savaşlara. Keşke bu kadar kolay olsa. Aşk dediğin en eksik zamanlarında dikilir karşına. An gelir bir gülüşe feda edersin yedi tepeyi, an gelir tek bir söze bedelsiz verirsin Kız'ın Kulesini. Aşktır bu, zafer sayar esareti. Gönüllü olursun sınırlarını açmaya, şimdi ise tüm ruhun işgal altında. Aklına tuzaklar kurulur, fikrin kazanana yol olur. Sana düşen zikretmek adını, söyler misin, kim bulmuş ki aradığını.

27 Aralık 2009 23:23
Kederime Dörtlük

Kimisi için engin bir derya olur, ne yazmak tam anlamı ile ifade edebilir onu ne de uzun uzadıya edilen sohbetler dokunabilir içindeki kedere. En çok böyle anlarıma denk gelmiştir dışarıdakileri kendimden zannetmem. Gecenin ıssızlığı yok yere eski bir tanıdık olur mesela, çok değil bir gece önce estiğinde içini titreten rüzgar uzaklardan yine tanıdık bir ses getirmiştir. O güne kadar farkında olmadıkların dikilir karşına, meğer keder ne çok şeye benziyormuş dedirtir insana. Aldırma kederini sığdırdığın satırların sayısına, an gelir sayfa sayfa düşersin geceye notlarını, an gelir tek hece ile anlatırsın acını. İnsan içindekileri harf harf dökerken inci misali sayfalara sensizlik dediğin yan düşmüş bir sekizi andırıyor şimdi. Varsın sonsuz olsun kederide yokluğu gibi, ne çıkar. Aşk dediğinde öyle, sonsuzluk kadar.

27 Aralık 2009 21:51
Figüran

Ne sık söylerler; hayat, bir oyun sahnesi.. Yaşamak varken öyle pervasızca, umursamaz bir halde herkesin dilinde aynı kelime. Mühim olan yaşamak değil midir sizce..? Yaşıyormuş gibi yapabilir mi kişi kendince..? Hayatın anlamı da kendisi gibi gökkuşağının altında aslında. Biz nerede başlayıp nerede bittiğinin derdindeyiz. Oysa tüm tadı arada ki boşlukta, doğmakla ölmek arasında. Kimisi tiyatro diyor kimisi sinema. Eksik olmuyor hiç birinden ne komedi ne drama. Hayat bu, vardır elbette gülmek kadar ağlamakta. Lakin derdimiz bu değil aslında. Ne kadar ucuz ne kadar yavan. Söyler misin; kimdir oyunu yazan, kimdir oyunda figüran..

25 Aralık 2009 19:49
Yarın öleceğim sevgili

Ey sevgili..! Madem ki romatizma ağrıları gibi mevsimsel bir randevu olacak bu hiç çıkmayacakmış gibi gir bu kapıdan içeri. Dışarıda bırak elinde, cebinde, zihninde ne varsa hepsini. Gecenin geç bir saati olsun bana bu son gelişin. Uykumu en tatlı yerinde bölsün zildeki parmağın. Öylece, en ıssız halinle gel bu gece. Ey sevgili..! Madem ki yarın öleceksin, son kahveni iç elimden. Belki özlersin diye bu kez kahven şekerlisinden. Nereden çıktı bu şimdi demeyeceğim, bilirim, gitme desemde gidersin. Ey sevgili..! Madem ki yarın öleceksin, son kez seviş benimle. Ayyuka çıksın bastırılmış ne varsa ruhumda, bedenimde. Nefesin dolanırken iliklerimde, gitmeden imzanı bırak tenimde. Adını dilime, yüzünü gözüme kazıdım bu gece. Ne varsa istediğin gönderirim bir kaç güne. İstediğin birkaç paket sigara, türkü kokusu olsun bir kuble. Ey sevgili..! Madem ki yarın öleceksin, bu da benden sana azık olsun. Neyi erken yaşadıysam ona geç kalıyorum. Gelişinin keyfini sürmeden seni gidişine hazırlıyorum..

25 Aralık 2009 19:38
Kaç kez

Alışkanlıklar can çekişiyor diyerek başlıyor o içimizden yükselen nidalar son günlerde. Bitip bitip başa sarıyorum düşlerimle beraber. Her nota biraz daha yaklaştırır sanıyordum, yanıldığımı anlamam uzun sürmedi. Sonrası derin kıyaslar oldu, dünü ve bugünü diyerek başlayan cümleleri duvarlarımdaki hayallerin sessiz çığlıkları izledi. Aşk..! Dile kolay söylemesi. Gün gibi yakın gelir keşfi, ne kadar uzun olursa olsun mazisi. Aşkla bakınca, çirkin kadın yok aslında. O halde boşuna şan, şöhret, para için edilen dualar. Biraz aşk pahada hepsinden ağır basar. Dile ne kadar kolaysa aşk, yokluğu o kadar zor. Varlığı nasıl büyük bir keyifse yokluğu nefesleri kesiyor. Çok zeki olmasına gerek yok kişinin seni, beni çözmesi için. Kalemini aşka batırsın yeter, yazar durur sayfa sayfa. Şimdi duvarlarımda gölgeler, dilimde bir dua. En masum yanlarım işgal altında, iz sürüyor eli kanlı yokluklar. Kimbilir, belki de şairin dediği gibi; Ne kadınlar sevdim zaten yoktular..

23 Aralık 2009 21:44
Sen geldin ya...

Yokluğa yazılan onlarca roman nasıl hala eksik kalıyorsa bu acının yanında yukarıdaki yazı o kadar tamamlayıcı olmuş aşk adına. Bir gidişin ardından sürgüne gönderilen gözleri, dilleri, dudakları, tenleri ve bedenleri koşulsuz şartsız bir geriye çağırmadır aslında bu. Yalnızlığın lacivert gecelerin koluna girip kapıları çaldığı sahipsiz anlara inat güneşi balçıkla sıvamak gibi bu. Sözlerin anlamını yitirip en güzel cevapların susarak verildiği anları kaldırıp sandıklara, yaramaz bir çocuk edası ile kıkırdamak aslında aşkı bu. Yirmidokuz harf ile ifade edemediğimiz acıları üç harfe bedelsiz feda etmelerimiz değil midir bu..? Soğuk buzullarda kalsın, bir bardak çayın buğusu yeter ilikleri ısıtmaya. Bırakalım ayrıntılarda gezinmeyi, bakın aşktır bu. Ayan beyan gün gibi. Ölüme inat nefes nefes yaşamak gibi.. Ey yâr..! İyi ki geldin. Unutturdun tüm keşkeleri, şimdi ezberimde tek kelime. Ne bir eksik ne bir fazla. O da dua olsun adına..

22 Aralık 2009 22:50
Adın

Kolaydı isimlerle seslenmek, her güne yenilerini eklemek. Dünün tanıdık simalarını yarının bilinmezleri yapmak parmaklarımızın ucuna bakardı. İlk akla gelen bu oluyor nedense. Şarkılı türkülü nidalar yükseliyor içimizden. Sözü kime aittir, bestesi kime umursanmıyor bazen. Yeni bir güne unutulan şarkılara inat mavi boncuklar takarak başlıyoruz sonra. İçimizdeki renk cümbüşünden bir o yakışıyor sanki, altı üstü biraz mavi. Zaman kavramı derin bir boşluk oluyor daha sonraları. Gecesi gündüzüne karışanları hayretle izlerken, karıştırır oluyoruz ayı ve güneşi. Ay karartmıyor, güneş ısıtmaz oluyor. Biraz düşünüp biraz yazıyoruz sonra. Meğer ne kadar çok isim vermişiz diyoruz, meğer ne kadar eksik kalmışız. Ne çok şeye benzetir olmuşuz kendimizi, içimizdekileri. Sandığımız gibi değilmiş, her yeni isim biraz daha yaklaştırmıyormuş uzaktakini. Şimdi şarkılar nihavent makamı, ne gecesi ne gündüzü bırakmıyor yakamızı. Bir zamanlar kokusu bile tanıdık gelirken şimdi hatırlanmıyor adı.

22 Aralık 2009 22:32
Sen yoktun

Yarin adına, tadına methiyeler düzen dil susar, kalem kırılır yokluk kapıyı çaldığında. Çıt çıkaramaz insan o anda, yaslayıp sırtını duvara ağlar yaşını içine akıta akıta. Zordur, var olanın yok olduğunu kabullenmek nasıl kolay olabilir ki. Kıyaslar başlar, hayaller kurulur göz kapaklarının altında. An gelir iki elinin arasındaki başını kaldıramaz insan, dilinde hep aynı nakarat. Gitmeler, kalmalar, yokluklar.. En çok kalana yanar içim. Etrafında dört duvar, dilinde zehirli şarkılar bırakmıştır giden giderken. İnsan alışır derler, her gelen aynı şeyi söyler. İçilen birer kahvenin ardından yokluğunun sana çok gelenini veremezsin hiç birine. Kuru bir hoşçakal olur dudaklarından dökülen, hoş kalamayacağını bilirken. Önce yar gider, sonra o'na ait olanlar yarım bırakmaya başlar insanı. Önce şarkıları alırlar, sonra parkları, sinemaları, şehirlerini alırlar yanlarına. Bir gece kalır yanında, birde yaşın kirpiklerinin arasında. Sevgi, sandığın kadar kısa kalmaz yanında. O gözlerinin ardında.

15 Aralık 2009 20:31
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 107
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 599
Kayıt tarihi
: 24.03.09
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster