Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Ne zor bilir misin?

Kalmak zordur.. Vedaların buz kesiği avuçlarında durur, baktıkça acırsın. Heybende renklerini, dilinde cümlelerini biriktirirsin. Parmaklarının ucu taşıyamaz bazen yaşanmışlığını, her kağıt parçası delilin olur. Yıldızlar, ay ve güneş. Tüm galaksi karşındadır adeta. Hepsini karşına almanın haklı gururunu taşırsın omuzlarında farkında olmadan. Cesursundur ama çaresiz. Sözün nicedir belki ama dilsizsindir. Acı, en çok bu anlarında yakalar insanı. Söylenecek sözleri dudaklarının arasından fısıldayamadığın an acının koynunda bulursun kendini. Paçalarından yakalar seni, ateşi başına vurur. Canı çekilir insanın içinden. Nefes gibi rüzgara karışmasını izlersin. Sonra içine dolan kasveti, pişmanlığı, acıyı sahiplenip kendinden vazgeçmelerine şahitlik edersin. En zorudur insanın kendini izlemesi. Bakmayın bir aynanın yeterli olduğunu söyleyenlere, ayna herkesin gördüğünü gösterir. Zor olan seyirci kalmak değil, zor olan içini görebilmektir. Bilirsin, bir aynadan fazlası gerekir..

08 Aralık 2009 19:40
Helal

İnsan koşulsuz sever bazen. Kayıtsız şartsız bir bağımlılıktır yüreğindekinin tam karşılığı. Adı dilinde ezber, yüzü gözünde perdedir her daim. Sesi kulaklarında uğultudur en güzel şarkıdan daha hisli. Sevmek, yüreği açmaktır ardına kadar. Özlem, kelimenin unutulan harfidir çoğu zaman. Hasret, kor gibidir. Yakar düştüğü yeri. Vuslat, çekilen acıyı kutsal yapan bir arınmadır. Ama kimisi sever sadece ve özler. Vuslat, duvarlarında hayalden öteye geçemez. Yanlış öykülerde yazılmış olup, yeniden yaz demeye cesareti olmamaktır bazen. Bir olmak, sadece birine ait olmak onun dizelerinde anlam kazanır mesela. Yangınlar onun teninde çıkar, onun dudaklarının arasında söner. Bundandır aslında ona çekilmeleri, az kalmaları. Herşeyi yerle bir ederken bir o'na dokunamaması bundandır. Seven, gider bazen. Sevdiğini adımladığı yollara sererek uzaklaşır geçmişin izlerinden. Bir kibrit alevine teslim edilmiş sevdaları doldurup ceplerine usul usul alır yolunu. Giden yüklenir haramı, helal kalanın olsun.

01 Aralık 2009 22:05
Dikkat nezaket var

Uyuyan insana ' uyudun mu ' diye sorulan bir ülkede yaşıyorken her zaman tuhaf ve bir o kadar komik gelen kapı çalma olayını anımsadım. Misafir kapıya vurur bazen zile basar, ev sahibi seslenir içerden: - Kim o..? Dışarıdaki sesinden tanınıyor olmanın verdiği bir rahatlık ile cevap veriyor: - Aç, benim. Ev sahibi tutamıyor tabi kendini, nezaketi bir kenara bırakıp yılların verdiği birikim ile akıtıyor zehrini; - Bizim eve tok gelmez ki.. ;) Zaman fukaralığından bugüne dek okuyamadığım yazılarınız için kendimi kötü hissettim bu akşam. Büyük bir keyif ve kahkahalar eşliğinde okudum bir kısmını. Çok hoştu, sevgiler.

26 Kasım 2009 19:01
Ayrılık hikâyeleri

Her ayrılık yürek burkar, acıtır insanı. Kimi aniden olur, hesapsızca. Kimisi sanıldığından daha zor ve uzun olur. Bir önceki geceden ezberlenenen cümleler gözlerinin içine bakıldığında uçuverir zihninden. Bilmediği bir dil ile konuşmaya çalışan birinin mahcubiyeti yapışır yakana, sus pus olursun bir anda. Gözlerin farkında olmadan anlatır birçok şeyi. Keşkeleri, pişmanlıkları, iyilik ve güzellikleri. Sana dair ne varsa bu ayrılığın içinde tek tek süzülür kirpiklerinin arasından. Ayrılık koyar insana, erken ya da geç olması değiştirmez neticeyi. Avuçlarının arasından kayıp giden bir el değildir sadece, geç anlarsın. Okuduğum ilk ayrılık değildi halbuki, parmaklarımının ucundaki bu hüzün niye anlamıyorum. Yeni alınan bir kitabın kokusu sinmiş sanki mısralarınızın arasına, soluksuz kalıyor insan okurken. Yine de ayrılıklara alıştıramadım kendimi. Vedalar soğuk olurdu, üşüttüm galiba.. İlk kez düşüyorum sayfanıza notlarımı, son olmayacak eminim.

25 Kasım 2009 22:38
Gel

Unuttuk neredeyse yüreği ne zaman emanete verdiğimizi. O kadar eskidir sevginin, sevgilinin bıraktığı izler. Gelişlerine yüzdürülen kağıt gemilerimizi hatırlıyoruz bazen. Maviliğimiz onun okyanusundan geliyor, biliyoruz. Hangi denizde dalgalar kıyıya vursa orada atar kalbimiz, köpüğüne gizleriz tüm güzellikleri. Ne zaman su almıştır gemi, bu gidiş ne zaman düşülmüştür geçmişimizin yazgısına, unutamayız. Giden, renkleri yüklemiştir heybesine. Şimdi griye çalan bir şehrin ıssız kaldırımlarındaki sokak lambaları kadar öksüzdür dilimizdeki şarkı. Ya notasını kaçırırız farkında olmadan, ya sözünü. Giden, içimizdeki hayatı götürmüştür giderken. Bakan, bir et yığınından ötesini göremez cismimizde. Kalan, umudu yitirmez yine de. Dil susar, kalem susar belki. Gözleri ile çizer umudu boşluğa. Gelmediği her gün büyüyen çığlıklarla haykırır, gel.. Gel ki renklerim gelsin seninle. Nefesimi üfle içime. Üfle ki can gelsin seninle.. Kırdım dilimin kilidini, çığlık çığlığa seni diliyorum..

25 Kasım 2009 22:09
Ne kazandın bilmiyorum ama...

Her gidiş geride doldurulmaz boşluklar bırakır, biliriz ama konduramayız kendimize. Unuturuz yalanları kol gezer arkadaş sohbetlerinde. Hep son mektuplar yazılır, son sözler söylenir. Giden ne çok şey götürürmüş meğer beraberinde. Şimdi daha iyi anlıyor insan, sokaklar ıssız nicedir. Karanlık her gece beraberinde getiriyor ne kadar hüzün varsa. Gidenin ardından her gece dolup dolup taşıyoruz hüzünle, zaptedemiyor; sayfamızın kenarından taşırıyoruz tümünü. Önceleri gidene üzülürmüş insan, kaldığımda yanmalarımda anladım. Kalmak daha çok yakarmış canını, yatağın soğukluğunu iliklerimde hissettiğimde anladım. Herşey eksik artık, herşey yarım. Cümlelerim devrik, imlam kayıp. İnsan sevdikçe büyür derlerdi, şimdi cümlemin sonundaki nokta kadar minik hissediyorum kendimi. Yaşıyorum yaşamaksa. Gidene çok yazdık, dilimizde tüyler bitti. Bir iki satırda yalnızlığına yazmak iyi geldi. ..Haydi, yalnızlık sarıl boynuma. Yaşadığım ne varsa, günahı bana. Unutmak zor olsa da alışır bu gönlüm sonunda..

24 Kasım 2009 20:12
Ne zor...

En büyük keyfi çizgi film karakterlerini hayatına uyarlayıp onlarla ( bir zamanlar bizim de yaptığımız ama şimdi yadırgadığımız ) gizemini çözemediğimiz arkadaşlıklar kurmakken ona büyümekten söz etsek bize omuz silkerdi herhalde. Muhtemelen en çok değer verdikleri avuçlarının arasında iken ( bazen bir bez bebek bazen renkli bilyeler ) bir gün yalnız kalacağı sence aklına gelirmiydi ? Söyleyebildiği sınırlı kelimeler ile hayatın bütün güzelliklerini iki dudağının arasına sığdırabilen küçük çocuklardık biz. İnsanlar büyüyünce ne olacağımızla ilgilendi daha çok, kimse büyümek istiyormuyuz diye sormadı mesela. Harfleri öğrettiler, sayıları, renkleri, yönleri, hayvanların isimlerini. Şimdi en çok karşılaştıklarımızdan neden bahsetmediler acaba. Yalnızlığın tanımı ikiden sonra gelen üç kaday kolay değil miydi ? Ağlayan gözlerin rengi farklı olsa da gözyaşının tek renk olduğundan neden kimse bahsetmedi ? Sormadılar, bilmem belki de akıllarına gelmedi. Anne..! Ben hiç büyümek istemedim ki..

22 Kasım 2009 20:07
Takatim yok

Parmaklarımızın arasına aldığımız kalemin büyüsüne kendimizi kaptırdığımızda ne çok şeyi ifade edebildiğine şaşırırız çoğu zaman. Söylenemez zannettiklerimizi harf harf döker saman kağıtlarına. Yıkılamaz sandığımız tabuların ömrü iki nokta arası kadardır. Neler nasibini almamıştır ki o kalemden. An gelir çocuksu heyecanımızla sarıldığımız anı hatırlarız. Kimi zaman aşkın esiri olur ama yine de susmaz. Biriktirdiği en güzel aşk sözcüklerini o an açığa çıkartır, şaşırtır sizi. An gelir acıların koynunda uyanılmaz sanılan sabahlarda o olur kapımızı çalan. Acıya yazarsınız acıyan yanlarınızı unutarak. Herşeyin tarifi vardır o siyahi notların arasında. Ama kimisi zorlar insanı. Gitmeyi yazarsınız, gitme kelimesi silinir belleğinizden. Kalmak demek en kutsal mabed olur bir anda. Arasında kalmanın tarifi yoktur çoğu kalemde. Dediğiniz gibidir; ya yeri olmaz ya da takati. Bir sahipsizlik bulaşır parmak uçlarınızdan yüreğinize. Yazıyı yazan kalem boşluğu yazmaz olur. Zordur, zor olur..

19 Kasım 2009 19:21
Yaşamı ateşe verenler

Kontrol etmenin çok ötesinde ateşe verilecek yaşamları doğumla ölüm arasına sıkıştırmalarına şahit olduk. İlk nefes, ilk çığlık. O ilk andan itibaren yalnızlığın ürkütücü ama bazen yakın ve sıcak elini omuzlarımızda hissettik. Birileri yaşamlarımızdan an çalıyor, birileri yaşamlarımızı ateşe veriyordu. Sürekli birilerine, bir yerlere ait olma dürtüsünün varlığından söz ediyorlardı. Tanrı en kolayıydı yalanlarının, inandık. İnsan dediler, insanlık dediler, kandık. Ailedir, vatandır, millettir, hepsi bizim için seçilmiş senaryolardı. Hangi gruba girmeye niyetlensek yeniden yapılandırıyorduk baştan aşağıya. Önce hayranlıkla izliyor sonra hayret verici bir şekilde katlediyorduk bütün değerleri. Sonra farkındalıklarımız başladı. İnsandık, insanlığımızdan utandık. Kaldırdığımız ne varsa yerle bir etmelerimize ramak kaldı, yapamadık. Ortak kalabalığımızda yalnız kalmaya beceremedik, kimbilir belki ortak yalnızlığımızda kalabalıklar yaratırız bundan sonra. Öyle değil midir yaşam; yalnız başlar

15 Kasım 2009 13:43
Tanrı yok

Özlem.. Arkasındaki yaşanmışlığı anlamak için cümle içinde kullanılmasına bile gerek kalmıyor çoğu zaman. Bir gidişin arkasına gizlenen o hissiz acıların dile gelişi olarak dökülüyor harflerimiz parmak uçlarımızdan. Ruhumuzun soğuğu bedenimize ayazları yaşatır ya hani en çok o anlarda üşür ellerimiz. Bir sahipsizlik kaplar dört bir yanı. Gözlerimizin önünden geçen anılara tutunup anlık ısınmalarımıza şahit oluruz zaman zaman. İçimizden gelen ılık bir nefesi avuçlarımızın arasında tutmaya çalışmanın çaresizliği düşer gözlerimizden. İnceden bir sitem dolanır dilimize, hüzünbaz şarkılara eşlik ederiz farkında olmadan. İçimizin maviliği okyanuslarından gelir, biliriz. Belki de bu yüzden üşüdüğümüzde en tanıdık gelen yer maviye en yakın olan o banktır. Martı kanatlarına prangaladığımız yürek atışlarını göndeririz o kıyıdan. Özler insan, Tanrı'nın işimidir bilinmez ama o kanat seslerini duymasını dileriz. Çok hoştu..

13 Kasım 2009 20:39
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 107
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 599
Kayıt tarihi
: 24.03.09
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster