Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Yiğit Bulut şimdi Başdanışman!

Sayın YILMAZ, merhaba; Yiğit Bulut, deyiminizle "kan emenler" için çok şeyler yapabilir ama nereye kadar? Buna "kayıtsız-şartsız" inanmak "safdillik" olmaz mı? Gerçekten de bu ulus değişik kılıklar ve gizli ilişkiler ile kimlerin nasıl zengin olduğunu sürekli olarak doğru tahmin etmiştir ama ne yazık ki "Atı alan Üsküdar'ı aştıktan sonra!" ... Özellikle "haramsız zenginlik" olmadığını bilir bu ulus! ... Kaldı ki "birden bire ortaya çıkan zenginliklerin" arkasında da öncelikle siyasetten birilerinin olduğu aşikar... Yiğit Bulut elbette geldiği bu yeni makamında çalışkanlığı ile göz dolduracak ve nice önerileri ile diğer danışmanları gölgede bırakacaktır. Bu görüşünüze katlıyorum ancak yine sırf bu yüzden kendisine "nazar değdirecek" olanlar da çok uzağında olmayacaktır. Olay, kıskançlıktan dolayı uğrayabileceği nice düş kırıklıklarından öte en yakınındaki ve hatta maiyetinde görev aldığı "erkten" gelmeyeceği ne malum?! ... Hazırlıklar buna göre çoktan yapılmıştır, binilen dal kesilmez!

11 Temmuz 2013 13:47
Hocam!

Sayın Hocam, merhaba; yazınızı sizin gibi değerli öğretmenlerimizden Lüleburgaz'dan tanıdığım Orhan Suat Hocamızın beğeni ve önerisi üzerine okudum. Nacizane bendeniz de yazınızı beğendim. Sizi anladığımı düşünüyorum. Yerli yersiz söylenen o kadar çok unvan var ki, örneğin "usta, dayı, teyze, şef, abi, paşam, yavrum, vs." Oysa bunlar yerli yerinde ve zamanında kullanılsa çok güzel hitap biçimlerinden bazılarıdır. Yalnızca bize mahsustur. Tıpkı "Hocam" gibi. Ancak nasıl ki bir memurun amirine "evladım" diye hitap etmesi hoş karşılanmazsa, genç bir amirin de yaşlı maiyetine "meslek etiğine" uygun bir tarzda hitap etmesi gerekir, öyle değil mi? Neyse ki artık "moruk, karı, herif vs." (tabirimi bağışlayın, söz meclisten dışarı) hoş olmayan hitapları çoktan unuttuk, kimse bu çirkin seslenişleri kullanmıyor. Diyeceğim o ki Sevgili Öğretmenim, biz "sayın hocam"a çoktan razı olduk. Saygılarımla. A.AK

03 Temmuz 2013 22:11
Allah'ım bir Ömer gönder

Sevgili Burakgazi, şiirinizi ve derinliğini anlıyorum, bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. İlave olarak demek istediğim o ki; diktatörle, mazlumların lideri arasında nasıl bir fark vardır? “Halkı sindirmek” ya da “ezik bir milleti ayağa kaldırmak…” Ulusal kahramanların tek isteği milli direnişi örgütlemekti. Meclis kurulmadan önce aralarında Edirne ve Lüleburgaz kongrelerinin de bulunduğu kongreler bunun en somut göstergesidir. Öyleyse kongreler tek adamlığa, diktatörlüğe, mandacılığa ve saltanata karşı bir hesaplaşmadır. Onlar, milli iradenin kendilerinde değil TBMM’de tecelli ettiğini, milletin iradesine ipotek konulamayacağını söylerler. Millet üzerindeki yayılmacılığın, saltanat gibi hakim sınıf ya da yönetici sınıfın iktidarının doğal ve meşru gösterilmesini kabul etmezler. Sınıfsal çıkarların evrensel çıkarlarmış gibi ifade edilmesini reddederler. Mücadelelerinin amacı budur. Güzel şiirinize bu yönüyle katkım olursa mutlu olurum. Başarılarınızın devamını dilerim, syg, svg

02 Temmuz 2013 00:37
Gözümüzü öpeceksen, kapatalım!

Sevgili Duygu Can Kardeşimiz; BAŞ SAĞLIĞI diliyorum. Acı haberi Nahide Çelebi'nin blogundan öğrendim. Elbette ki acılara bürünmüşsün, inanılır gibi değil. Bu elim trafik kazasında sen de yaralanmışsın. Sevgili eşini ve kayınvalideni kaybetmişsin. Küçük yavrun kurtulmuş. Ama acıların en büyüğü ile yoğrulmuşsun. Acın büyük sevgili Can Kardeşim, ne söylesek boş. Acını paylaşıyoruz. "Keşke" demek anlamsız. Yazılarından biliyorum, sen inançlı bir insansın. Bunlar bizim zor sınavımız maalesef... Senin için "değiştiremeyeceklerini kabul edebilme" gücü, kaybettiklerin için Rahmet dileyebiliyorum ancak. Üzgünüm. a.ak

30 Haziran 2013 19:52
Allah'ım bir Ömer gönder

Sevgili Burakgazi, merhaba; eğer bir "Ömer"in gelmesini bekliyorsak ne Hz. Muhammed'i ne Mustafa Kemal'i ne de Kuran-ı Kerim öğretisini anlayabilmiş olur muyuz acaba?

30 Haziran 2013 19:35
Gözünü açta ülkene bak...

Hocam; "Edison bile pişman" çağdaşlığın, birlikte yaşama isteğinin, demokrasinin, laikliğin, halkın, eşitliğin, adaletin ve özgürlüğün askerleri karşısında... Oysa öte yandan olup bitenlerden rahatsız olmuyor, ülkenin geleceğini düşünmüyor, neler olacak sormuyor, sadece emir istiyor: "Godot'yu beklerken" ona Godo'nun bir işareti yetiyor! Bir işaret geldi; Genelkurmay Başkanı terörist, terörist kahraman oluverdi... Bir işaret geldi şahin, bir işaret geldi kuzu oldu... Ama hep işaret bekledi... İşte bu yüzden kızıyor Taksim için sokaklara dökülen çocuklara... Çünkü kimseden işaret beklemeden özgürce, ülkeleri için yapıyorlar yapacaklarını, orantısız zeka kullanıyorlar. İşaret etmeye kalkışanla da ti geçiyorlar! Çünkü siyasetle, ticaretle, tarikatla ve bilcümle dünyalıkla göbek bağları yok, dik durabiliyorlar, bunlar iş ya da ekmek kapısı değil onlar için. Oldukça çarpıcı tespitleriniz var, yazınızı ilgiyle okudum. Saygılarımla. A.AK

19 Haziran 2013 18:31
Kumaş ölçüleri (12 )

Sevgili Burakgazi, merhaba; Blog ve yorumlarınızı okuyorum. Müşterek "blog yazarı dostlarımızdan" Sevgili Erol Işık'ın son şiirine yazdığı yorumu da okudum. "İnat ve kibir Allah'ın hiç sevmediği şeylerdendir" demekte Sevgili Işık. Dindar olduğunu söyleyen kimselerin böylesine kibre kapılması, bizce de "kabul edilebilir" değildir! Umudumuz odur ki sağduyu galip gelsin. Duygularımıza tercüman olmakta ve güzel ifade etmektesiniz. Olayın umut veren yanı, şu an Taksim'de milyonların çöp toplamak ve orada çevreyi temizlemek üzere tekrar toplanıyor olmaları ve bu amaçla "imece" oluşturmalarıdır. Sizi de kutluyor ve sağduyuyu alkışlıyorum. Sevgi ve saygılarımla. A.AK

02 Haziran 2013 15:39
Var mı bize yan bakan?

Sevgili Erol Işık, merhaba; önceki yorumlarımdan birine "diğer yazılarımı da okuyun" diyerek yanıt vermiştiniz, tekrar teşekkür ederim. Blog ve yorumlarınızı okuyorum. Müşterek "blog yazarı dostlarımızdan" Sevgili Burakgazi'nin son şiirine "İnat ve kibir Allah'ın hiç sevmediği şeylerdendir" demektesiniz. Dindar olduğunu söyleyen kimselerin böylesine kibre kapılması, bizce de "kabul edilebilir" değildir! Umudumuz odur ki sağduyu galip gelsin. Bu ve önceki bloglarınızda güzel ifade etmektesiniz. Olayın umut veren yanı, şu an Taksim'de milyonların çöp toplamak ve orada çevreyi temizlemek üzere tekrar toplanıyor olmaları ve bu amaçla "imece" oluşturmalarıdır. Kutluyor ve sağduyuyu alkışlıyorum. Sevgi ve saygılarımla. A.AK

02 Haziran 2013 15:34
Sevgin okyanuslar kadar büyük

Merhaba Sevgili Merve Sedef Onur, sevgili oğlunla ilgili düşüncelerini ne güzel ifade etmişsin, tebrik ederim. Anne-Baba olduktan sonra gördük ki, kendi mutluluğumuzdan çok çocuklarımızın mutluluğu, sağlığı ve esenliğiyle mutlu olabiliyoruz. "Zeka küpü" olduğunu belirttiğin oğlun çok sevimli maşallah. Rabbim sizlere bağışlasın, Vatanımıza Milletimize hayırlı evlat olsun inşallah. A.AK

31 Mayıs 2013 19:19
Mutlak itaat diye bir şey olamaz; devlet görevlileri verilen her emri yerine getirmek zorunda değil

Sevgili Kerim Korkut, merhaba; doğru söze ne demeli! Bu vesileyle, yazılarıma gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür ederim. Ben de sizi ilgiyle okuyorum. Syg, svg, slm... A.AK

29 Mayıs 2013 17:23
Toplam blog
: 276
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1022
Kayıt tarihi
: 19.11.12
 
 

Evli, 2 evlat babası, 1965'te doğdu, inançlı, müziksever, insansever, yurtsever, iyi yüzer, ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster
 
 
 
 
 
     
     
     
    "Hep denedin hep yenildin, olsun gene dene, gene yenil, daha iyi yenil" (Samuel Beckett)