Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Görünen Köy...

Ülkemizde öyle durumlarla karşılaşıyoruz ki görsel medyada görülen yolsuzluklara da kanıt gerekiyor.Parelel yapı ,kumpas ...deniyor.Basın muhabirleri de görmek istediklerini belgeliyorlar.Demek ki "Görünen köy kılavuz istemez " atasözü de günümüzde geçerliliğini yitirdi.

26 Mart 2014 12:55
Haiku 93: Rüzgar

ŞİİRİN SESİ Şiir,duygu yoğunluğunun dışa vurumudur.Şair,duygu yoğunluğunun girdaplarından çıkmak için yazar.Sait Faik,”Yazmasam delirecektim” diyor.Yazarlar,şairler duygu ve düşüncelerini paylaştıkça rahatlar,kendilerine gelirler; çünkü kendilerine özgü dünyanın dışına çıkmak isterler. Bu dünyada bir tek yazılanların kaldığının bilincindedirler.Var olmak,sonsuza değin adlarını yaşatmak için yazarlar. Dünyada başarılması zor olan aslında budur. . Bu yolda acı, heyecan, yorgunluk ve nihayetinde bir şeyleri başarmanın verdiği mutluluk yazarı yaşama bağlar kuşkusuz.Ahmet Haşim yaşamın merdivenlerinden ağır ağır çıkıyor. Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak... Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta, Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta... Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller, Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller, Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? Bu bir lisân-ı hafidir ki ruha dolmakta Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta... Şairin “merdiven” sembolüyle anlatmaya çalıştığı ‘yaşamında izlediği yoldur.Bu yolda,güneş rengi yapraklar,yüzün perde perde solması vardır. “Merdiven” sembolün dışında şiirde, “etek”, “güneş rengi bir yığın yaprak”, “yüzün perde perde soluşu” gibi semboller ile “suların sararması”, “kızıl havalar”, “alev gibi dallarda duran kanlı bülbüller” ve tunca benzeyen mermer” gibi anlatımlar empresyonist (izlenimci) özellikleri ortaya koyucu özelliklerdir. Ana konuyu destekleyen bu benzetme ve anlatımlar, görülen anlamı bir tabloya benzetecek olursak, eksik kalan yönleri tamamlar niteliktedir.

26 Mart 2014 01:43
Attila İlhan Şiiri ve "Duvar"

Erdal, Bir sayfalık yazında Atilla İlhan'ı ve şiirini irdelemiş ,okura tanıtmışsın.Edebiyat tarihçileri bile böyle kısa bir yazıda Atilla İlhan'ı bu denli tanıtamazlar.Bu yazını,"Şiirin Sesi"ni yazmadan önce okumak isterdim,görmemişim.

25 Mart 2014 23:34
Bahar gelmiş

Erdal,pencerenden guguk kuşunun sesini duyabiliyorsan baharı yaşıyorsun ,demektir.Kimler olmayınca baharın tadı olmaz,onu da bilmiyorum.Kuşkusuz sevdiklerinle baharı yaşamanın başka bir tadı vardır.Ama hangi koşullarda olursa olsun kışın arkasından baharın gelişi, kişinin gönlünde kıpırtılar oluşturur.Sen de bu kıpırtıları dizelere dökerek kalıcı kılmışsın. K

25 Mart 2014 23:21
Daha nice cemaatlar, cemaatçılar ortaya çıkar

Türk demokrasisinin iç yüzü.Geçmişte daha sağlıklı seçimler yapılıyordu.Çıkan sonuçları da herkes saygıyla karşılıyordu.Olacaklara inanmak istemiyoruz;ama "Görünen köy de kılavuz istemez."

25 Mart 2014 22:44
Mutluluk nedir?

MUTLULUK “ ‘Mutluluk nedir,bilen var mı ?’ diyor,’Sis ’romanının yazarı. Mutluluğun adı var,kendi yok.Öylesine yüceltilmiş bir duygu,öylesine övülmüş,benzersiz bir güzellik,bir üstünlük sayılmış ki ne olduğu ,nerede olduğu,tadı,biçimi anlaşılmaz olmuş!Bilen yok gerçek anlamıyla mutluluğu.”(Oktay Akbal,Mutluluk Nedir?) Tanımı güç bir kavramdır mutluluk.Soyuttur,mutluluğu duyu organlarımızla algılayamayız.Ancak,mutluluk,kişinin kimliğine sinmişse gözlerinin içi güler,coşkuludur.”Dünyada tanımı en güç olan en öznel,en görece değerlerden biri de mutluluktur.Böyle olunca belirlenmesi,tanımlanması da elbette ki olanaksızdır…Mutluluk vardır var olmasına da,belki herkesin mutluluğu başka başkadır.”(Mehmet Salihoğlu,”Mutluluk Üstüne”Kavramlar ve Boyutları,s.354) Türkçe sözlükte genel bir tanımlaması yapılmış.”Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç dururumu,ongunluk,kut,saadet,bahtiyarlık. Cengiz Sezer,düşünürlerin sözlerinden,atasözlerinden bir seçki oluşturmuş; bunlardan kitap yapmış,elime geç geçti.Kitabının adı,”düşündüren bilge sözler” kitabın kapak,iç tasarımı ilginç.Kapaktaki istiridye kabuğunun açılmasıyla içinden bir dünya çıkmış.Bu dünyada içeriği değişik özlü sözler sıralanmış:,ızdırap,ahlak,hayal,sevgi,yalnızlık,hastalık,dostluk,kitap,zaman mutluluk…Mutlulukla ilgili ilk söz de Türkiye’nin çöl olmaması için canla başla çalışan Hayrettin Karaca’ nın.Ben,acıyı da mutluluğu da kabulleniyorum;ama acılar hafızadan hiç çıkmaz” diyor,Karaca. “Mutluluğu” herkes canla başla kabullenir de “acıyı” kabullenmemek elimizde mi? Acı, hiç beklemediğimiz bir anda –ister taşıyalım,ister taşımayalım-omuzlarımıza yükleniyor.Taşıyıp taşıyamayacağımıza bakmadan tüm benliğimizi sarıp sarmalıyor.İnsanı,kıpırdayamayacak,yaşamdan zevk alamayacak duruma sokuyor; karamsar,içedönük yapıyor.Bundan sonra insan,umutsuzluğun girdaplarında dönüp duruyor.Güçlüler, bu girdaplardan yol bulup kurtuluyor,zayıflar eziliyor.

24 Mart 2014 18:46
Türkçe ana dilimiz

Dil,düşüncenin temeli.Her türlü gelişmenin yolunu aydınlatan ışık. Dilin aydınlattığı evrende ilerleyen bilginler,yazarlar,sanatçılar.... ürettiklerini dil aracılığıyla topluma iletir,gelecek kuşaklara aktarırlar.Bu özelliğiyle dil,bir iletişim aracıdır.Bu aracın doğru sağlıklı kullanımı toplumsal huzuru,barışı sağlar.İletişimin sağlıklı işlemesi,dilin açık,yalın ,ustalıkla kullanılmasıyla olanaklıdır.Bu da dil kurallarının bilinmesi,uygulanmasıyla sağlanabilir.Dil konusu,kuralları dilbilgisinin konusudur.Ne var ki bu alandaki inceleme,araştırma çalışmalarının yoğunluğuna karşın tartışmalı konularda birliktelik sağlanamamış; her dilbilgisi yazarı bu konuları kendine göre yorumlamış ve değerlendirmiştir

24 Mart 2014 13:10
Çanakkale şehitlerimizi anıyoruz

18 MART 1915 ÇANAKKALE ZAFERİ Er meydanında bulunmaz dengimiz… Sen misin Mustafa Kemal’im “İleri ”diyen? İste fırladık siperden. Sırtına yüklenmiş kahraman Seyit 276 kiloluk mermiyi. Koşuyor bataryasına ateşler içinden Bu mermi denizlere gömecek Elizabet’i Buve’yi…(Necdet Alpay,1980,s.37,39) I.Dünya Savaşı,Avrupa’daki cepheleşmenin soncudur.Bir tarafta Almanya, Avusturya- Macaristan ve İtalya’nın oluşturduğu İttifak cephesi; öbür yanda Fransa,Rusya ve İngiltere’nin oluşturduğu İtilaf (Anlaşma) cephesi.Bu ülkeler,yıllardır savaşa hazırlanıyorlardı. Savaş, Saraybosna’ yı ziyaret etmekte olan Avusturya veliahtı ve eşinin Sırp ulusçuları tarafından öldürülmesiyle 28 Temmuz1914’te başladı. Osmanlı hükümeti,savaşa Balkan Savaşı’ndaki kayıplarını gidermek umuduyla girdi.Savaş başladığında Almanya’nın Amiral Souchon komutasındaki Goeben ve Breslau adlı son model savaş gemileri Akdeniz’de bulunuyorlardı.10 Ağustos 1914’te Enver Paşa’nın emriyle gemiler içeri alındı.Anlaşma Devletlerine, gemilerin satın aldığını açıklandı .Bu gemiler,Enver,Talat ve Cemal Paşaların emriyle 29 , 30 Ekim’de Sıvastapol ve Odesa’yı topa tuttu,böylece 11 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti savaşa girdi.(Cemil Koçak,Siyasal Tarih,1923-1950) Savaşa girmemeli miydik? Bu savaşa katılmamak “olmazdı” diyenler de “olurdu” diyenler de var.İsmet Paşa,I.Dünya Savaşı’na girmemeliydik,diyor.Mustafa Kemal Paşa gibi aklı başında ,uzak görüşlü daha birçok kimse de aynı görüşteydi.Mustafa Kemal,1926’da “Hâkimiyet’i Milliye” ve “Milliyet “gazetesinde yayımlattığı anılarında ‘Ben Umumî Harbin ,müttefiklerimiz için netice verdiğine inanmıyordum’” diyor.( Şevket Sürreya Aydemir,1963 ,cilt:1,s.219) “Osmanlı Devleti,I.Dünya Savaşı’ na girmeseydi de yıkılacaktı.Nitekim,sonradan ortaya çıkan gizli anlaşmalar bunu doğrulamaktadır.(Sabahattin Selek,2011,cilt:1,s.7)”Savaş bittiğinde Cemal Paşa,Yakup Kadri’nin neden savaşa girdik sorusuna ‘aylık verme

24 Mart 2014 13:01
Alt Kültürü tanıyalım

KÜLTÜR,POPÜLER KÜLTÜR,TÜRK KÜLTÜRÜ,YEREL KÜLTÜR VE ARAPGİR KÜLTÜRÜ Kültür tanımı zengini bir terimdir; birçok farklı bağlamda da kullanılır :1.Bir topluma ya da halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin tümü.2.Bireyin kazandığı bilgi. 3.Tarım. 4.Uygun biyolojik koşularda bir mikrop türü üretme.5.Muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi İnsana ilişkin bir kavram olarak kültür, tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem dizgesidir. Bir grup insanın bireysel ve toplu yaşamlarını anlamada, düzenlemede ve yapılandırmada kullandıkları bir inançlar ve töreler dizgesidir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ise, kültür (ekin, eski dilde hars) kavramının tanımı şu şekildedir: Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.” .(Türkçe Sözlük,TDK.) Kültür,Batı kaynaklıdır. Latince” cultura” dan gelir.. Romalılar 'mera işlenmesine' agri cultura demişlerdi.Günümüzde de kültür yerine ekin de kullanılmaktadır. Kültür, insanlığın ortak mirasıdır. Her ulus; dil, kültür, tarih kalıtıyla dünyada yerini alır. Bireylerin kökleşmesini ve toplumsallaşmasını sağlayan ekin ( kültür) kalıtları geçmişin tanıklarıdır. Bu yönleriyle geleceğin şekillenmesinde etkindirler. Sosyal yapı, ait olduğu toplumun ekin( kültür) öğeleriyle şekillenir. Sosyal yapı, bir değerler ve kurumlar bütününün meydana getirdiği, gelişme özelliği gösteren, kişileri ortak noktalarda birleştiren bir sosyal yaşam biçimidir (Tural,1994:14). Her insanın kendisiyle ve kendisi olmayanla (: canlı, cansız doğayla, başka kültür öğeleriyle), türdeşiyle kurduğu ilişkileri işaret eden kuşatıcı bir terimdir. Yalnızca canlı varlıklar içinde insana özgü bir yetenek olan ekin( kültür) yaratma eylemi aynı zamanda insanı hayvandan ayıran en temel özelliktir de. Böylece

24 Mart 2014 12:56
Dershaneler kapatılmalı mı?

TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNE GENEL BAKIŞ VE DERSHANELER Eğitim; bireyin davranışında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istenilen yönde eğitimin amaçlarına uygun değişme oluşturma sürecidir. Öğretim; öğrenmenin gerçekleşmesi ve bireyde istenen davranışların gelişmesi için uygulanan süreçlerin tümüdür, Eğitim kurumlarımızın, tanımların içeriğine uygun insan yetiştirdikleri kuşkuludur.Özellikle toplumdaki sosyal,ekonomik,politik çalkantılar eğitim dizgesini de bozmakta, yozlaştırmaktadır. Çevrenin de olumsuz etkileri,eğitim kurumlarının sorunlarını yoğunlaştırmaktadır.Özellikle büyük kentlerde okul çevresinde dolaşan insanların iyi niyetlerinden kuşkulanılmakta;polisiye önlemlerle öğrencilerin güvenlikleri sağlanmaya çalışılmaktadır.Eğitim ortamlarının bozuk olduğu bölgelerde öğrenci başarısında da düşüşler gözlenmektedir.Bu nedenle her veli,çocuğunu çevresindeki iyi bir liseye,dershaneye kaydettirmek için çaba harcamaktadır. DERSHANELER KAPATILMALI MI? Bu sorunun yanıtını,ülkemizin eğitim politikalarında aramak gerekiyor.Belirgin ,tutarlı bir eğitim ; eğitim felsefesine dayanır.Nedir eğitim felsefesi? Eğitim felsefesi,eğitimi bir bütün olarak ele alan özenli,eleştirici , yöntemli çalışmaların tümü; ekinin(kültürün) vazgeçilmez bir öğesidir (Oğuzkan,1974).Eğitim felsefesi,eğitime yön verir.İnsanların hangi amaç doğrultusunda,nasıl yetiştirileceği konusunda yol gösterir.Eğitim izlencelerinin (programlarının) hazırlanmasında,geliştirilmesinde,uygulanmasında,uygulama sonuçlarının değerlendirilmesinde eğitim felsefesinin rolü önemlidir.(Nurettin Fidan,Münire Erden,1986,s.113)

24 Mart 2014 12:25
Toplam blog
: 360
Toplam yorum
: 1252
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2345
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster
 
 
 
 
 
     
     
     
    Kitaplarıma ücretsiz ulaşabilirsiniz: https://sites.google.com/site/basdoganhuseyin02