Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Sonbahar yaprağı

http://blog.milliyet.com.tr/
Umut & Umutsuzluk

Umut müebbet hapis cezası almış bir mahkumun gökyüzünün o eşsiz ve sonsuz maviliğini görebilmek iştiyakını her dem içinde taşımasıdır. Bitkisel hayattaki bir hastanın yakınlarının belki hayata döner ihtimalini içinde büyütmesidir.Fakirin ekmeği, zenginin havyarı, öğrencinin ikmali,sanatçının eseri, ve hiç değişmeyen yılbaşı temennileri: Sevgi, saygı,sağlık, mutluluk...Ümit işte...

13 Aralık 2014 22:55
Gömleği gösteren ütüdür, öğrenciyi gösteren bütüdür

Çok yaratıcı bir toplum olduğumuzu kaleme aldığınız bu ilginç, oldukça şaşırtıcı bilgiler veren müstesna yazınızla tescillemiş oldunuz.İkmale kalmamanız dileğiyle...

13 Aralık 2014 22:27
Medcezir biter Çağatay Ulusoy gider

Sayın Ece Hanım, bahsettiğiniz Mira ve Yaman isimli karakterlerin yaşadığı adi aşk entrikası toplum nezdinde bu kadar değerli ve önemli mi yahut yeni başlayacak olan bir dizideki kadın oyuncunun baş rolü kiminle paylaşacağı?

13 Aralık 2014 22:12
Şu haberin ‘Osmanlıcası’ içeriğindeki ‘vahşete’ son verecek mi?

Cinayetler,tahammülsüzlükler, öfkeli bakışlar, uyuşturucudan ölen genç insanlar, kavgalar ve hırsızlık olayları ve daha nicesi ...Bu kadar vahim olay yaşanırken yetkiyi elinde bulunduran şahıslarin sürekli Eğitim sistemiyle oyuncak gibi oynaması gerçekten şaşılası bir durum. İfade ettiğiniz gibi keşke bilgiden önce insanlık, müsamaha, affedebilme, sevgi saygı gibi temel meziyet öğretilmeye gayret edilseydi bugün bu kara haberleri ne okumuş ne de görmüş olacaktık. Teşekkürler.

11 Aralık 2014 00:41
Üzülmek niçin haramdır? İntihar etmek neden günahtır?

ne yazık ki film her şeye rağmen hala devam ediyor kimileri filmin en zor sahnelerinin baş kahramanı olurken kimileri sadece izlemekle yetiniyor.Keşke filmin sahnesinden izin almadan, ağlamadan ve ağlatmadan ayrılabilme şansına sahip olsaydım belki şimdiye kadar sakınmamız gerektiğini söylediğiniz fiilin faili olmuştum.Bu oyuncu çokluğunda bir kayıp çok mu?

10 Kasım 2013 20:09
Fatih Harbiye Romanı ve Tv Dizisi üzerine

Yüz küsur sayfalık bir fikir romanınından karakter çalıp Peyami Safa'nın romanından uyarlanmış diye tv'de satılığa çıkarmak intihal suçudur. Diziyi izlemesem de içinde fikirlerin tartışıldığı psikolojik tahlillerin yapıldığı ve de bir döneme ışık tutan eserin alakası olmaya gülünç ve adi sahnelerle çarpıtılarak, özünden uzaklaştırılarak gösterileceğini ve kitabı okumayan insanların zihinlerine de saçma sapan fantezilerin, dizi entrikalarının yer edeceğini sezebiliyorum.

01 Ekim 2013 12:22
Gezi Parkı için ben de nöbetteyim

Günlerdir gündemi salgın bir hastalık gibi istila eden çevreci kisvesi altında çevreyi tahrip eden hassas provakatörlerin doğa sevgisini içinde taşıyan insanlara yakışmayacak türden çılgınca eylemleri içimdeki ağaç sevgisini öldürecek raddeye getirdi.Zulmün karşısında susanlar dilsiz şeytanlardır;zulme zulümle karşılık verenler nedir peki?

04 Haziran 2013 21:06
Bitmeyen yazı

SESSİZLİK Zulmetin içinden bir ışık huzmesi yakalayıp o ışığa doğru yetişebilmek iştiyakı kuşatmıştı tüm benliğini. Yaşadığı dünyanın daha doğrusu yaşamak zaruretinde olduğu dünyanın hengâmesinden bir nebze olsun sıyrılmak sükûnetin güzide ve mukaddes tutulduğu bir demde vuslata mazhar olan bir sevgili misali ona kavuşmak istiyordu. Zulmetin zulmünde mi yoksa görünmezliğinde mi zayi olmak kabil? Kestiremiyordu. Kapkaranlık bir mekânın en kuytu ve izbe köşesinden okyanusa doğru açılmak sessizliğin derinliğinde kaybolmak onun için ulaşılması kabil olmayan bir durak gibiydi. Şedit bir fırtınada rüzgârın heybetine karşı direnç gösteremeyen sağa sola yalpalayan sıska bir vücut gibi sallanıyordu. Ne zaman fırtına bertaraf olur o zaman diğerleri gibi dik yürümeye başlardı. Onun için hayalleri sarmalamak çölde serap gören bir bedevinin yaşadığı sevinç, ırak yoldan gelen bir yolcunun susuzluğunu gidermesidir. Yeis dolu kış günlerinden sonra kadim bir dost sıcaklığıyla içi ısıtan güneştir. Karanlığın ve ümitsizliğin prangası ne zaman kırılır meçhul? Zulmetin eşiğinden kurtulup hayallerin beşiğinde sallanmak munis ve masum bir çocukmuşçasına zevkle şevkle koşmak istiyordu. Fakat kabil miydi yine kestiremiyordu?

23 Mart 2013 22:31
Mektup

Bir mektup örneği Mezuniyetten bu yana görüşmeyeli uzun yıllar oldu. Okuldan azat edilmek ikimiz için de bir mutluluk vesilesi elbette ama bazı mutluluklar hüznü de beraberinde getiriyor. Okul sıralarında başlayan tesadüfî arkadaşlık okul nihayetinde mekânların ayrılmasıyla son bulmuş olabilir. Ancak bu arkadaşlığımızın sonsuza dek bittiği anlamına gelmez. Gerçi daha önce kurduğum arkadaşlıklar okul bittiği gün de mazinin karanlıklarına dahil olmuştu. Ama şunu bilmeni isterim ki zihnimde belirsiz bir hatıra olarak değil varlığını her zaman muhafaza eden güzide bir anı olarak baki kalacaksın. Münzeviler gibi sükûnete, uzlete vabeste bir varlık olarak teknolojinin, iletişimin alasından da ednasından da kendimi tecrit ediyor olmam bu çağda izahı güç bir garabet gibi görünebilir; ama insan alışkanlıklarının çocuğudur. Bizzat görüşmesek dahi meçhul diyarların birinde yaşıyor olabileceğin umuduyla kendimi tatmin etmeye gayret ediyorum. Umarın şu anda kaygının elemin olmadığı, asude bir hayat sürüyorsundur. Hayatımız tesadüflerin getirdiği malzemelerden oluşur Bakarsın bu tesadüfler bir kere daha bizi karşılaştırır. Malum adresini temin edemedim. Kumandanım tesadüf belki bir gün bu mektubu sana ulaştırmak için talimat verir. Karşılaşmak dileğiyle…

23 Mart 2013 22:28
Yaşam yürürlükte

Kısa bir öykü Yavaş ve emin adımlarla; ama kararlı yürüdüğü yolda çakıl taşları birer birer ayağını tökezletmeye, boynunu bükmeye, zulmetine biraz olsun revnak katmak cömertliliğini esirgeyerek onu tüm uzviyetiyle alt etmeye çalışıyordu. Düşman, siyah, hunhar çakıl taşları… Engin denizin görünmez ufuklarında zihninin başköşesinde veya kuytusunda kendisine göz kırpan o cani taşlar birer birer denize dökülmeliydi artık. Yaşamın sancılığı varlığı cılız bir sivrisinek ısırması kadar dahi umurunda değildi. Denize hayran ama bir o kadar da bedbin bakarken geride bıraktıklarını, bırakmak için gösterdiği sarfiyatı bile düşünürken bu girdaptan bir an önce kurtulmak, elbise değiştirir gibi çekip atmak istiyordu. İmkânsızlığın dipsiz ve acımasız kuyusunu tahayyül etmek bile, şefkatli denizin kollarında kendini bulmak için yeterli bir sebepti. Hayata karşı izansız mıydı yoksa hoyrat mıydı? Belki de fazlasıyla munis… Zihnine istif olmuş bu düşünce yığınına direnç göstermek için belki ziyadesiyle muazzam, kıvrak bir zekâya sahip olmak melekesi, ihtiyacı olan tek şeydi. Sahip olmak mı? Hâlihazırda sahip olduğu tek varlığı beyninin her köşesini karış karış kemiren o zalim bir o kadar da mahzun düşüncelerdi. Beyaz bir kâğıt parçasına şefkatli denizin kıyısında yazıp arkasına attığı o karanlık geçim gailesi herzeleri ve kendisini sevdiğini söylediği insanlara karaladığı birkaç ibareyi bile gereksiz buluyordu. Arkasına bakmaktan tedirgin, bir adım öne atmaktan yorgun ve boynu bükük. Takatini ve beynine hücum eden düşünce silsilesini toparlayıp şu dünya dedikleri mekân müsveddesinde biraz daha mı oyalanmalıydı. Yoksa sonsuzluğa doğru atacak adımı çabuklaştırmak için silkinip mavi sulara kendini bırakmalı mıydı? Kafasında bir yığın meçhulât, arkasındaki silüet belki biraz daha tutunması için düşünceler deryasında çırpınmasına işaretti. Gölgesinin cılız kolları semeresiz bir ağacın kupkuru gövdesinde tutunurken kendisine bir şeyler mi aksettirmek niyetindeydi. Yoksa o da alela

23 Mart 2013 20:14
Toplam blog
: 1
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 29561
Kayıt tarihi
: 27.02.13
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster