Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Ölümü arzulamak

Çok güzel bir yazı. Etkilendim. Teşekkür ederim. Sedat Yalçın

12 Ağustos 2016 20:14
Ruh ölümsüzdür peki ya beden?

Cevabınızı yeni okuyabildim.teşekkür ederim.Ancak Einstein'ın sözü gibi"karşılaştığınız sorunları o düşünce düzeyinde kaldığınız sürece çözmek" mümkün görünmüyor.Daha ruhun varlığı bile ispatlanamamışken(düşünce kendince ispatlıyor tabii) Ruhun ölümsüz olduğunu tartışmanın sorunu özünden uzkalaştıran düşünce yapısının bir tuzağı olamazmı.Düşünce kendi kendine yarattığı ?Senaryoyu devam ettirmek için her türlü yola başvurmuyor mu ?İnsan düşüncesi bir sisitem yaratır ve ona inanmaz zorunda kalır.Biz alemlerde gerçek olmıyan hiç bir şeyi düşünemeyiz ,hayal bile edemeyiz diyorsunuz.Cehaletimi mazur görün lütfen.Düşüncenin mekanizması nasıl çalışır.girdileri nereden alır ? Tüm girdilerin kaynağı çevremiz.Belki bilmiyorum bu sizin mesleğiniz,belki buradan para kazanıyorsunuz bilmiyorum.Ama bir de bu açıdan bakamazmısınız olaya.Einstein i baz alaraktan.Aynı düşünce sistemi içinde kalmadan.Saygı ve sevgilerimle

12 Aralık 2008 20:42
Elinden geleni yapmak

Tüm yazılanlara katılmamak elde değil.Ama 60 seneyi devirdikten sonra acabalar çoğaldı zihnimde.Neden hayatı karmaşıklaştırıyoruz.Doğa yanlış yapmaz.Tüm canlıları izlersek yaşam ne kadar yalın,olağan ve dingindir.İnsan kendini kendine üstün bir varlık olduğu sanısıyla belkide zihnin bir kandırmacasıyla,yaşamı içinden çıkılamaz hale getirmiyor mu? Gezegenimizde 6 milyar insan acı cekiyor.Bu tatminsizliğin en belirgin olduğu yerlerde gelişmişlik derecesi ile doğru orantılı.Kendimizi düşünen varlık olarak niteliyoruz.Madem düşünüyoruz üstünüz neden yaşam yavan.Bir düşünürün dediği gibi hayat gerekli ihtiyaçlar sağlandıktan sonra can sıkıntısından başka bir şey değil.Can sıkıntısının adına siz daha bilimsel kelimeler koyabilirsiniz.Ancak ne yaparsak yapalım tüm canlılar gibi beslenmek,üremek,hayatı devam ettirmeden başka bir amacımız yok.Yanı yaşam büyük bir boşluk.Zihnimiz bunu kabullenemiyor üzerimizdeki hükümranlığını sürdürmek için .En mutlu insan en cahil,en basit yaşayan insandır .

08 Aralık 2008 09:44
Ruh ölümsüzdür peki ya beden?

İnsan fani bir varlık olduğu gerçeğini kabullenemiyor bir türlü.Öldükten sonra bedeninin yok olmasına karşın,ruhunun ebedi olarak yaşayacağı gibi bir varsayım yaratmıyormu zihnimiz acaba ?Ruhun varlığı ve ölümsüzlüğü hakkında tek kanıt ancak her bireyin ölüm anında öğreneceği bir olgu değil mi ?Bunu dışında söylenen her türlü bilgi birer varsayımdan ibaret.Varsayımızı haklı çıkarmak uğruna zihnimiz senaryolar üretiyor olamaz mı? Kanıt olarak inançtan başka hiç bir şey ileri süremiyoruz. Düşünce kendini haklı çıkarmak uğruna mükemmel seneryolar la insanoğlu üzerindeki hakimiyetini sürdürmek istiyor olamaz mı ? Olaya birde bu açıdan bakmak acaba tüm değerlerimizi/seneryolarımızı yok eder diye mi korkuyoruz ? Ben de 68 kuşağıyım.Uzun yıllar herkes gibi düşündüm.Çünkü zihin alıştığı/ehlilestiği düşünce sistemiyle hareket edince rahatlıyor.Şimdi daha farklı açılardan bakmak istiyorum....Kendin gibi yaşarsan yalnız kalırsın ama özgür olursun derler.Selam ve sevgilerimle

07 Aralık 2008 22:07
Bendeki biz

Herşeyi neden sınıflandırıyoruz.Mutluluk iç huzuru .vs gibi.İlla her hıssedileni adlandırmak zorundamıyız ! Mutluluk dediğimiz nedir ?Neden hep mutluluğu ararız.Zihnimizin bizi oyalamak,bir hedefe yöneltmek için yarattığı sanal olgular mı ? Yaşamı sadece ama sadece yaşamak varken,neden hep yaşamı Kategorilere ayırarak bir anlamda parçalıyarak yaşamaya çalışıyoruz.Doğuştan sağır,dilsiz ve ama/görme özürlü bir insanın zihni dış bilgi girdilerine dokunma hariç tamamen kapalıdır.Bu insanın diğer insanlarla etkileşimi çok sınırlıdır.Bu kişi herhalde yaşamı kategorize etmeden bir bütün olarak yaşamaktadır.Zihni diğer insanların sanal bilgi kirliliği ile doldurulmamıştır. Böyle bir kişiyi nasıl tanımlıyabilirsiniz ? Mutluluğa bu kişi açısından siz nasıl bakarsınız ? Buradan hareketle belki bir şeyler yakalıyabiliriz . Bayramınızı kutlar herşeyin gönlünüzce olmasını dilerim. Sedat yalçın

07 Aralık 2008 12:51
Yalnızca yalnızlık

Yazılarınızı tüm yüreğimle okuyorum.Varolun.Yalnızlık üzerine yazdığınız yazıya haddim olmıyarak bir katkıda bulunmak istedim.Derinliklerden gelen içsel sevgiyle daim kalmanız dileklerimle.S.Yalçın

12 Nisan 2008 18:21
Yalnızca yalnızlık

Yaşın artması ile insanların toplumdan soyutlanma derecesi artar.Yaşanan deneyimler iyice artmış,insanların maskeleri,sahte davranışları...vs ile düşünsel etkinliğin artması sonucu yalnızlık artık sevilmeye başlanmıştır.Yaşlılıkta kendi kuşağının büyük bir kısmı ölmüş,bedensel zevklerin çoğundan uzaklaşılmıştır.Bu dönemde yaşlı kendi asıl unsurunu yalnızlıkta bulmaya başlar.Tabii yalnızlığın sevilmesi insanın kültürel,düşünsel, entellektüel seviyesi ile doğru orantılıdır.Düsünsel zenginlik ancak düşünsel zenginliği fazla olan toplumlara hastır.Düşünce fakiri olan toplumlarda ise insanlar oldukça sığdır.Bu toplumlardaki insanlar yalnız kalma korkusu içindedirler.her zaman kalabalık içerisinde bulunmak bir kaçış şeklidir.Bu tip kişilere kendinden kaçmakta,kapağı kalabalık içserisine atmaktadırlarBaşkalarına katlanmak kendi kendine katlanmaktan daha kolaydır çünkü.Özellikle bu kişiler için geceler adeta bir azap gibidir.Yalnızlık tüm korkunçluğu ile bu sığ ve bön insanların üzerine çöke

12 Nisan 2008 17:09
Yalnızca yalnızlık

İnsan doğduğu andan itibaren yalnız değildir.Bebeklerin bir kac dakika bile yalnız kalmaktan hoşlanmadıkları her anne baba tarafından bilinen bir olgudur.Diğer bir deyişle bebekler kendi kendine yetemezler ve muhakkak yardıma gereksinim duyarlar.O halde yalnızlık doğuştan kazanılan bir olgu değildir.Çocukluk döneminde de kendi kendine yetme hususu gerçekleşmekten uzaktır.Çocuklarda çok kolay arkadaş edinebilirler ve yalnız kalmaktan adeta nefret ederler.Ergenlik döneminde de genç kız ve genç erkekler için arkadaşlık çok önemlidir.Ancak zaman zaman yalnız kalma hoşlanılan bir duygu olarak belirmeye başlar.Yetişkinlik dönemlerindekendi kendine yetebilme derecesi oldukça artmış bir görünümdedir.Deneyimler ve düşünsel etkinlik artmasına parelel olarak yalnızlık yetişkinin hayatında korku verici bir özellikten çıkmaya başlamıştır.Yaşın artması ile insanların toplumdan soyutlanma derecesi artar.Yaşanan deneyimler iyice artmış,insanların maskeleri,sahte davranışları...vs ile düşünsel etk

11 Nisan 2008 22:42
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 53
Kayıt tarihi
: 10.12.08
 
 

İstanbul Ünüversitesi Edebiyat Fakültesinden mezun oldum   Öğretmenim. Eğitim sektöründe çalıştık..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster