Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Yeryüzü iftariymiş..

Siz sanırım olayı tamamen yanlış anlamışsınız. Böylesine bir güzelliği ''çirkinlik ve aşağılanma'' olarak değerlendirebildiğinize göre, üzülerek söylemek zorundayım ki; hatta hiç anlamamışsınız! Sadece gönül birlikteliğiyle oluşturulan o yeryüzü sofralarının Beyoğlu Belediyesi ile uzaktan veya yakından ilgisi yok! Bu değerli ''kardeşlik sofraları'' beledige desteği bir yana, belediyeye rağmen kurulmuş mütevazı sofralardır. İnsanların, karınca kararınca kendi yanlarında getirdikleriyle kurulan, madde yönünden zayıf kalsa bile, ''manen çooook zengin ve doyurucu'' sofralardır. Siz Beyoğlu Belediye'ni, göstermelik kurulan şaaşalı sofralarda arasanız sanırım daha isabetli bir tutum olacaktır. Diyojen'in dediği gibi; BELEDİYE GÖLGE ETMESİN YETER, BAŞKA İHSAN İSTEMEZ..

11 Temmuz 2013 10:53
Öyle güneşli bir gün…

Öyle iç ısıtan bir yazı, sanki kalbine güneş değmiş gibi :-))))

28 Haziran 2013 02:42
Asi Güvercin’e ne içirdiniz?

Bu teknik prablım ne menem bi pırablımdır bilmiyorum, uzun süredir Blog Mahallesi'ne uğramadığım için haberim de olmadı açıkçası. Ama ayran mevzuuyla ilgili iki çift laf etmek isterim elbette. Ayranla zaten çok mesafeli bir ilişkimiz vardı bu güne değin, ama son yakıştırmalardan sonra buzzz gibi soğudum kendisinden desem yeridir. Tekirdağlı olmamın bu duruma etkisi ne orandadır bilemem, ancak ''Yaşasın benim mahalli içkilerim'' bea :))) Allah hem bilgisayarınıza, hem de Milliyet Blog'a acil şifalar versin :))

08 Haziran 2013 17:09
Atın kuyruğuna kelebek konmuş gibi...

Üzücü olan şu ki, mazrufa bakmak yerine zarfa takılı kalmak bizim milletimizin aslında en yaygın hastalığı! Ve kimseler ne yazık ki farkında bile değil bu salgın hastalığın. Hem de her alana bulaşmış durumda. İş, aşk, evlilik, arkadaşlık, komşuluk, okul ortamları vs. Artık aklınıza neresi ve hangi durum gelirse! Türkiye insanı, şu ''çakma itibar'' sevdasından vaz geçebilse keşke. Keşke, olduğu gibi görünmek yerine, 'mış gibi' yapmaktan imtina etse biraz. Ve keşke, şeklin değil, içeriğin önemini kavrayabilse! Ama bunlar elbette ki blogdaki yazılarla birlikte, hayatı da doğru okuma olgunluğuna sahip olmayı gerektirir ki, maalesef bir çoğumuz hâla ham meyvalarız bu konuda :)) Benim eski yazılarım arasında çiğ sebze ile çiğ insan arasındaki ters orantıya değinmişliğim de vardı zaten! :) Yorumu aştım, koskocaman bir blog yazdım nerdeyse affedin!. Çok doluymuşum demek ki!Son söz olarak eklemek isterim ki KUTLUYORUM ben de sizi ve KATILIYORUM! Hem de tüm samimiyetimle.

26 Mart 2013 01:56
Atın kuyruğuna kelebek konmuş gibi...

Uzun bir aradan sonra merhaba Ümit Bey. Milliyet Blogdaki başı bozukluğa değinen bir yazı olunca yorum yapmadan duramadım ben de. Ortamdaki yazıların kalitesinin düşüklüğü, üstelik bir çoğunun hem içerik hem de yazım düşüklükleri; ''Körler sağırlar birbirini ağırlar'' ortamı haline gelmiş olması; başkalarının fikirlerinin ''kopyala-yapıştır'' yöntemiyle araklanması; cahil cesaretinin kol gezmesi; gayrı samimi hatta iki yüzlü tavırlar ve şu berbat reyting kaygısı öylesine yıldırdı ki, ben yazmaktan soğudum. Yorum sayısı fazla olsa ne oluuur, olmasa ne? Yazarın aldığı toplam mesaj sayısı az olsa ne ifade eder, çok olsa ne? Millet yorum/mesaj konusunda bu kadar çok parmak hesabı yaparken, ben onlarca, belki de yüzlercedir bilemiyorum, yorumlar sildim :)) Hiç bir zaman önemli olmadı adet benim için ve olmayacak! Gerekirse bir çoğunu gene de silerim. Çok sayıda yazımı da yayından çektim. (Devamı bir sonraki yorumumda. Tek yoruma sığdıramadım, çenem düştü)

26 Mart 2013 01:40
Blog, 48, arkadaş, dost, Macellan

Pişman olmadığı ve olmayacağı şeyleri yaşayabilmek çok değerli bir kazanım biz zavallı ölümlüler için. Güzel günler, değerli anlardı ve her zaman da öyle kalacak, hak ettikleri biçimde saklanacaklar mücevher kutusunda. 'Keşke' demek yerine, 'iyi ki' cümlesini kurduranlardansın. Sağlıkla, mutlulukla ve huzurla kal...

12 Ekim 2012 09:27
Gaziantep

Ben Antep'e gitmeyi çook istiyorum ama biraz da korkuyorum. Hani şu mutfak ve lezet olayı var ya? Ödümü patlatıyor desem yeridir :)) Ben Antep'e gitsem, sanırım ''Akrep Leyla'' oluverir ve Akrep Nalan'a rakip olarak dönerim oralardan. Ama ses ve şarkı yorumlama konusunda bir rekabete girmeyeceğim kesin! :))) Bende bu boğaz olduktan sonra, ancak kantarda rekabet ederiz kendisiyle. Bilerek kantar dedim, baskül biraz zor tartar çünkü :))

18 Kasım 2009 11:26
Canım ailemde çekirdeğe özenince...

Ben de aynı sahnenin ardından çekirdek aldım. Daha doğrusu evimin altı bakkal olduğu için (şimdilik) şanslıydım. Seslendim sadece ve balkonuma fırlattılar bir orta boy 'Tadım' paketi. Evde de misafirim vardı (pek de misafir sayılmaz ya!) Kendisi Karadenizli, ne de olsa bilmez pek bizim memleketi. Başladım Mürefte'nin 'Karaduman' nam çekirdeklerinin reklamına. :)) Kendileri minyon olsa da lezzetleri büyük baa :)) Yağlık çekirdek olduklarından mütevellit, oldukça dolgundur içleri, bilirsin sen. Ama şehir çucuğuna anlatması zor beya! :)) Afiyet olsun hepimize.. Sağlam özenmişiz memleketçe anlaşılan. Sana katılıyorum Aliciğim. Çekirdek çitlemeye miiii?.. Yoksa 'kapı önünde, eş-dost-arkadaşla çitlemeye mi bilinmez. Sanırım her ikisi de. Bir tek İzmir'de çekirdek satışları patlamamıştır bu akşam. Orda çekirdek yok, bilirsin (herhal); ÇİĞDEM var :)) Boşalsa boşalsa çiğdem rafları boşalmıştır. (Meraklısına not: Burada çiğdem cins isme dönüştüğünden büyük harfle yazmadım) :)))) Kal sağlıcakla..

28 Ocak 2009 02:43
Yahudi, Müslüman farketmiyor onlara!

Doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı yağmurun/ Bulutların rüzgarlarla sökün ettiği/ Ana savaş öyle değil, savaş rüzgarlarla gelmez/ Onu bulup getiren insanlardır/ Duman tüter topraktan bahar boyunca/ Dökülüp yükselir birden gökyüzü/ Ama barış ağaç değil, ot değil ki yeşersin/ Sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir/ Sizsiniz uluslar kaderi dünyanın/ Bilin kuvvetinizi/ Bir tabiat kanunu değil savaş/ Barışsa bir armağan gibi verilmez insana/ Savaşa karşı/ Barış için; katillerin önüne dikilmek gerek/ ‘’Hayır, yaşayacağız!’’ demek/ İndirin yumruğunuzu suratlarına/ Böylece mümkün olacak savaşı önlemek/ Onlar demir çeliği elinde tutan birkaç kişidir/ Yoktur karasabandan bir çıkarları/ Dünyaya bakıp ‘’ne küçük’’ derler/ Bir şeylerle yetinmezler avuçlarında/ Ürkmeyin tutmuşlar diye suyun başını/ Korkunç oyunları; davranın, bitsin... GERÇEKLEŞİR Mİ BERTOLT BRECHT'İN DİZELERİNDE DİLE GELEN BU ÇAĞRI, BİLMİYORUM AMA.. GERÇEKLEŞEBİLMESİNİ DİLİYORUM, HATTA HİÇ GEREK KALMAMASINI BÖYLE ÇAĞRILARA

10 Ocak 2009 04:10
Hadi Ordan! Özür Dilemiyorum!!!

''Benim teröristim seninkinden iyidir mantığıyla başımıza sözde insanlık havarisi kesilen, insanlara sevgi saygıyla değil de korkuyla ve kinle, farklı saplantılarla bakan, şahsiyetsiz ve İNSANLIKÇA ÇULSUZ insansanların çıbanına bastım ve kalbini kırdıysam, ÖZÜR DİLEMİYORUM. Evrenin dönmesi için gerekli sinerjiyi veren, fikir çatışmasına onurla ve saygıyla emek veren tüm insanlara saygılarımı bildirirken, bilmeden kalplerini kırdıysam hepsinden özür diliyorum'' ifadelerinizin altına ben de imzamı koymak istiyorum. Pek çoklarına göre, özür kampanyasına imza koymayanların sıfatları belli. Sizin de ifade ettiğiniz gibi farklı yapım ekleri ile ''ülkücü, milliyetçi, devletçi, cartçı, curtçu'' olup çıkıvermek işten bile değil. Ama ben bunların hiçbiri değilim! Türk vatandaşıyım ve demokratım sadece. Bir milletin değerlerini kaybetmesinin, kişi olarak karakterini kaybetmesi ile eş olduğunu düşünüyor; uluslararası arenada, şirinlik için MİLLETİMİ ve GEÇMİŞİMİ PEŞKEŞ ÇEKMEYİ DEMOKRASİ SAYMIYORUM

06 Ocak 2009 11:23
Toplam blog
: 130
Toplam yorum
: 889
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 2030
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1969 İstanbul'unda açmışım gözlerimi bu dünyaya... Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu, şimd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster