Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Dünyada sol ne kadar darbeciyse Türkiye’de de o kadar darbecidir.

Bu yazının neresi ağır ki kaldırmayacakmışım? Ben size bir hatırlatma yaptım, o kadar. Eğer ilk yorumda hatanızı kabul edip ona göre cevap verseydiniz ben de konuyu kapatırdım. Topu taca atan sizsiniz. Bunu da yorumları taca atarak yapıyorsunuz. Elbette herkes kadar ben de kendimi önemserim ama ölçümü de bilirim. Neysem o'yum. "Ben siyaset otoritesiyim" demiyorum, kendimce görüşlerimi yazıyorum. Doğrudur, yanlıştır, onu okuyanların takdiri ve zaman gösterir. Tartışmadan kaçan kim? Görüşlerini sayfanızda açık açık yazan ben mi, onlara dayanamayıp silen siz mi? Sonra da "uzattıkça uzatıyorsunuzuz" diyorsunuz. Bunu da bir meselle örneklendirebilirim ama değmez. Bu son yorumumdu. Hoşça kalın.

13 Temmuz 2010 17:12
Dünyada sol ne kadar darbeciyse Türkiye’de de o kadar darbecidir.

Korkaklık, bir yazıya cevap yazıp yazının kaynağına değinmemektir. Korkaklık, bu çelişkinizi yüzünüze vuran yorumlara tahammül edemeyip silmektir. Yazının içeriğini ilgilendirmeyen yorumlar mıydı onlar? Siz bir yazıyı temel alıp kaynak belirtmeden cevap yazacaksınız, sonra size tartışma adabını hatırlatan yoruma dayanamayıp sileceksiniz. O yorumlarda hatırlattığım gibi, benim adımı anmaya değer görmüyorsanız niçin yazılarımı okuyup bir de cevap yazıyorsunuz? Okumaktan geri duramıyorsanız niçin hedef aldığınız bir yazıyı kaynak göstermiyorsunuz? Burayı sadece burada tartışan üç - beş blog üyesi okumuyor, kamuya açık bir sitedir burası ve sizin yazınızı okuyan biri bu yazıdaki eleştirilerin hedefi olan metni merak edecektir. Lisans eğitimi görmüş herkes bilir; bir araştırma projesinde, bir tezde en önemli unsurlardan biri tezin dayandığı görüşlerin kaynağını göstermektir. Önce bu temel kuralı bir hatırlayın da sonra tartışırız. Hem merak ediyorum, bu tahammülsüzlükle tartışacağız?

13 Temmuz 2010 14:45
Dünyada sol ne kadar darbeciyse Türkiye’de de o kadar darbecidir.

İşte sizin tartışma adabınız ve cesaretiniz bu kadar! Korkaklıktan bahsettiğim de bu... Fikir tartışmaktan acizsiniz. Buna ne kapasiteniz yeter ne de yüreğiniz. Yayınlayıp yayınlamamak size kalmış, çok da umurumda değil.

13 Temmuz 2010 13:29
Pusulasız toplumlarda yol tarifi

Türkiye'de siyasi tartışmalarda, özellikle de solcuların kendi aralarındaki tartışmalarında asla bir sonuca varılamaz; kimse kimseyi ikna edemez, kimse yanıldığını kabul etmez, yanıldığını bilse bile kimse özeleştiri yapmaz. Tartışmalar, üçüncü şahıslara seslenme ve onları etkileme amacıyla yapılır. Dinleyenler de kendince payını alır. O nedenle buradaki tartışmaların bir sonuca varmasını beklememek lazım. Bu yazında bazı noktalarda sana katılıyorum. Ama Özal - Che, AKP - sol konularında dikkatli olmak lazım. Birinde kolaylıkla elmalarla armutları toplama gibi mantık hatalarına düşülebilir, ikincisinde de AKP'nin solu nasıl, hangi fonksiyonu nedeniyle temsil ettiğini ikna edici kanıtlarla göstermek lazımdır. Öyle deyip geçmek olmaz. Tabii buna da epey kafa yormak lazım, zaman lazım. Ben önceki yazılarımda yapmaya çalışmıştım, ne kadar başarabildim bilemem. Selamlar.

13 Temmuz 2010 10:54
Nişantaşılı imam eskisi yazar yenisi olursa!..

"Yabani filler için en büyük düşman evcilleştirilmiş fillerdir" diye bir söz var. Bu Nişantaşılı yazarın durumu da aynen böyle... O artık evcil bir ve sahiplerine sadakatini her gün her olayda kanıtlaması gerek. Yoksa o Nişantaşı'nda gezdirmezler onu. Onun yazdıklarına bu açıdan da bakmak lazım. Yani kalemi mahkum öyle yazmaya... Elinize sağlık. Selamlar.

13 Temmuz 2010 09:59
Devekuşu misali bir sol; Ne deve ne kuş

Bunların solculukları da kendinden menkul. "Ben solcuyum" demelerinin, içi boşaltılmış bir anti-emperyalizm söyleminin solcu olmaya yeteceğini ya da herkesi de buna inandırabileceklerini sanıyorlar. Oysa ne solla bir alakaları var ne de demokratlıkla. Bu ülkede solun kitleselleşememesinin sebeplerinden biri de bu "sahte" sol. Sahte, çünkü sol adına ortaya çıkan yapıların tamamına yakını aslında devlet ideolojisinin türevi. Halk aslında kimin ne olduğunu herkesten iyi biliyor, o yüzden de bu ülkede ezilenler, adı solcu özü devletçi yapılara yüz vermiyor. Yazında belirttiğin gibi azınlıkların tavrı buna iyi bir örnek...

09 Temmuz 2010 09:43
İşte sivil siyaset; Senato karşısında bayılan asker, meclis komisyonuna hesap veren teknik direktör

Solun son yıllarda statükonun payandası haline gelişini güzel sergilemişsin. Bugün sol adına hareket ettiklerini iddia edenlerin temel düşmanı sistemin kendisi değil onun bir görüntüsü olan siyaset kurumu ve en çok da AKP... Oysa bu ülkenin yönetiminde halkın kendini en iyi ifade edebildiği yer her türlü olumsuzluğa rağmen yine de sivil siyaset kurumudur. Ancak sol denen yapılar bugün sürekli siyaset kurumunu aşağılayarak, o kanalda üretebilinecek çözümleri küçümseyerek, belki farkında bile olmadan vesayetçi mekanizmalara hizmet ediyorlar. Bu da onları adım adım statükoculuğa sürüklüyor ama bunun farkında bile değiller.

06 Temmuz 2010 14:45
yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe…

"Sosyal-demokrat" partinin Alevi-Kürt liderinin başbakanla militarizm yarışına girdiği bir ülkede "yaprak döker her yanımız", bahçeler de kurur. Hay pozunu sevsinler onun.

05 Temmuz 2010 09:39
Çikolata sever misiniz?

Şimdi bu yazıda bir alt metin aramalı mıyız? Bence biraz var gibi :) Nestle fabrikası Milliyet Blog'a benziyor biraz :)

29 Haziran 2010 14:56
Hakiki Haruki

Başlığı görünce "lan n'oluyor, biz elin Japonunun adını çaldık, biri de bizden mi çalıyor" dedim. Ama "Mamut" imzasını görünce adaşım öyle bir şey yapmaz diye rahatladım :) Bence sen de rumuz değiştirmeyi düşünürsen "Hakiki Mahmut" yap :) Benimle ilgili yorumun için teşekkür ederim. Onur verdin.

16 Haziran 2010 14:53
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3553
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster