Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
NASA'nın ürküten uyarısı - Gündüzün çöküşü

Merhaba, NASA’nın böyle bir uyarısı hiç olmadı. Bahsettiğiniz konu, "Maya Takvimi-Dünyanın Sonu Şenlikleri” kapsamında 2012’de gündeme gelmiş olan bir felaket senaryosunun yeni versiyonu. 2012’de gezegenler (hatta evren) bir hizaya gelecekti, 2014’te de güneş fırtınası olacakmış. http://www.nasa.gov/topics/earth/features/2012.html#blackout linkinde, NASA’nın konu ile ilgili yalanlama metnini ve sayfada bulunan ikinci videoda (3:30’dan itibaren) astrofizikçi David Morrison’un açıklamasını bulabilirsiniz. Selâm ve saygılarımla.

27 Ekim 2014 12:44
Destur, kadın var !

Ata Bey merhaba, kadınlara özel park yerleri Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerinde de var. http://de.wikipedia.org/wiki/Frauenparkplatz ya da http://en.wikipedia.org/wiki/Women%27s_parking_space linklerine bakarsanız, bize has yeni bir icat olmadığını görürsünüz. Yorumlar da almış başını gitmiş ama bu uygulamanın kadınların sürücülük yetenekleriyle de, harem-selâmlık meselesiyle de pek ilgisi yok. Özellikle giriş ve çıkışlara yakın, iyi aydınlatılmış yerler kadınlara ayrılıyor, zira amaç kadınların “güvenlik algısı”nı pekiştirmek. (Gerçek bir tehdidin olup olmadığı, dolayısıyla uygulamanın gerekliliği tartışılabilir.) Selâm ve saygılarımla, iyi bayramlar dilerim.

30 Temmuz 2014 09:07
Hologram evlerde

Merhaba, voltaj ve fişlerde bir standart olmaması ile, PDA-IPhone örneği arasında bir fark var. İki farklı akım türünün getirdiği kısıtlamalar/imkânlar dahilinde her ülkenin keyfine göre kendi fiş standardını belirlediği malum. Yanlış bilmiyorsam bugün dünya genelinde 12-13 ayrı tip fiş birbirinden bağımsız olarak kullanılıyor. Yani PDA-IPhone örneğinden farklı olarak, bir fiş türü diğerine evrilmiş ya da onun yerini almış değil. Fişlerin durumu küçük bir farkla Betamax-VHS olgusuna daha benzer, aynı ihtiyaca cevap vermek üzere geliştirilen iki ayrı standardın yayılma/tutunma savaşı. Fark şurada; VHS bu savaşı kazandı, zira çöpe atılacak teknolojinin maliyeti, mesela İngiliz elektrik sistemini Avrupa standardına değiştirmenin maliyetine kıyasla daha ucuzdu. Fiş savaşının bir galibi olmayacak gibi görünüyor. Selâm ve saygılarımla.

02 Ağustos 2013 09:51
Google Translate: Türkçe’den İngilizce’ye Örneklemeler

Merhaba, yazınızı okuyunca aklıma Babelfish geldi, fakat babelfish.com’da zaten Türkçe yokmuş. Öte yandan babelfish.de’de, çok karmaşık olmayan Türkçe-Almanca cümleler, "Eh işte..." dedirtecek sonuçlar getiriyor. Dediğiniz gibi, Türkçe’nin yapısı dolayısıyla özellikle yan cümlelerde sorun olması kaçınılmaz. İki yerde “AB dilleri arasında sorun yok” demişsiniz, dikkatimi çekti, zira bu bir yere kadar doğru. Şu örneğe bir bakın: http://translate.google.com/?hl=de#de/en/Auf%20Google%20kommt%20viel%20Arbeit%20zu%3A%20Im%20Streit%20%C3%BCber%20die%20automatische%20Vervollst%C3%A4ndigung%20von%20Suchbegriffen%20ist%20der%20Konzern%20vor%20dem%20Bundesgerichtshof%20gescheitert. Ana fikir elbette ki anlaşılır, ama sizin öne sürdüğünüz gibi “çevirmenlik mesleğini etkileyebilecek” aşamaya gelene dek daha epey yolumuz var. Selâm ve saygılarımla.

14 Mayıs 2013 18:48
Gerçek zaman nedir?

Merhaba, yazınızın sonuna eklediğiniz videonun az izlenmiş olduğu doğru, ama “Brian Greene – Fabric of The Cosmos” diye aratırsanız, hem bundan daha popüler versiyonlarına, hem de belgeselin diğer bölümlerine ulaşabilirsiniz. Bu arada, belgeselin kaynağı olan kitap “Evrenin Dokusu” adı altında Tübitak tarafından yayımlandı. ( http://esatis.tubitak.gov.tr/books/6833 ) Selâm ve saygılarımla.

16 Şubat 2013 23:04
Kitaplıklar Demokrasinin Kaleleridir

Ata Bey merhaba, yazınızın kapanışında vermiş olduğunuz Almanya örneğine itirazım var; kendi tecrübenizden yola çıkarak, fazlasıyla iyi niyetli bir genelleme yapmışsınız. Almanya’da yaşayan Türklerin eğitim ve iş hayatına katılım durumlarına ilişkin tablo sizin tarif ettiğinizden çok farklı. Almanya’da yaşayan tüm göçmenler arasında eğitim seviyesi en düşük olan grup Türkler. Buna bağlı olarak işsizlik oranı en yüksek olanlar da onlar. İstisnalar elbette ki var, ancak kaideyi bozmuyorlar. Almanya’daki Türkler ve kitap okuma meselesiyle ilgili olarak, sizinkinin tam aksine bazı gözlemlerimi paylaştığım bir blog yazmıştım. Eğer ilgilenirseniz, buyurun: http://blog.milliyet.com.tr/kitap-kurtlari/Blog/?BlogNo=111660 Selâm ve saygılarımla.

05 Şubat 2013 20:53
Üçlü aşk!

Siz “CİNSİYETLERİNE BAKILMAKSIZIN üç insandan HER BİRİNİN DİĞER İKİ KİŞİYE aşık olması” deyince, ben şöyle anladım: Ali, hem Ayşe’ye, hem de Fatma’ya, Ayşe, hem Ali’ye, hem de Fatma’ya, Fatma, hem Ali’ye, hem de Ayşe’ye aşık :-) O nedenle ilginç geldi. Yazıda bu duruma dair herhangi bir açıklama bulamayınca, aşkın tanımı/tanımsızlığı arasında unutulmuş olabileceğini düşündüm, ama ne yalan söyleyeyim, bir anlatım bozukluğu ihtimali aklıma gelmemişti. Bazen en basit cevabı atlayıp, meseleyi gereksizce karmaşıklaştırıyor insan. Neyse. Bu arada, “1+2” ile ilgili olarak, bu grupta yalnızca bir kişi için üçlü bir ilişkiden söz edilebilir. Diğer ikili, birbirlerinden haberdar olsalar bile, kendi adlarına yine ikili bir aşkın içinde olurlar. Ne dersiniz? Selâmlar.

19 Ocak 2013 12:06
Üçlü aşk!

Selâm, konuya “cinsiyetlerine bakılmaksızın üç insandan her birinin diğer iki kişiye aşık olması” gibi ilginç ve sıra dışı bir noktadan girmişsiniz, ama sözü yine “bir kişinin aynı anda iki kişiye aşık olması”na bağlamışsınız. Ben yazınızda “üç insandan her birinin diğer iki kişiye aşık olması”na dair bir açıklama bulamadım. Öte yandan, üçlü aşkın “üç kadın” ve “üç erkek” arasında gerçekleşmesi ihtimalinden hiç bahsetmemişsiniz. Bu durum ilk bakışta çok önemli değilmiş gibi görünüyor belki, ama üçlü aşkın tüm olasılıklarını kapsayan bir fikir cimnastiği, hem zihin açıcı olabilir, hem de yazıyı klasik “heteroseksüel, 1+2” formülünden kurtarıp, başka bir boyuta taşıyabilirdi. Selâm ve saygılarımla.

18 Ocak 2013 15:05
Zeytin

Merhaba, kısa bir süre önce eşimle ben de hayatımızda ilk kez zeytin topladık ve internetten bulduğumuz tarife göre hazırlamaya çalıştık. Zeytinleri yıkayıp, kaya tuzu ile karıştırdık ve büyükçe kavanozlara doldurup beklemeye başladık. Her gün kavanozları altüst ediyor ve çıkan acı suyunu süzüyorduk. Bir süre sonra acı su çıkmaz oldu ve zeytinlerimizi denemeye karar verdik. Sonuç tam bir hayal kırıklığı oldu, zira hem zehir gibi tuzlu, hem de hâlâ acıydılar. Ne yapmamız gerektiğini kestiremediğimizden biraz daha beklemeye karar verdik. Maalesef birkaç gün sonra küflendiler ve hepsini çöpe atmak zorunda kaldık. Sizin tarifinizle ilgili olarak, izninizle sormak istediğim birşey var: Siz sirkeli karışımı yenilemiyorsunuz, peki zeytinin acılığı tamamen gidiyor mu? Atladığım/yanlış anladığım birşey yoktur umarım. Selâm ve saygılarımla.

04 Aralık 2012 17:59
İnsan evrimini sürdürseydi

(...devam) Mesela “beyinlerimizin daha büyük olacağı” yönündeki tezinizin tam tersine bulgular var. Son 20.000 yıl içinde ortalama insan beyninin küçüldüğü söyleniyor. Bu durumda beyinlerimizi ya daha verimli, ya da daha az kullanıyor olmalıyız :-) Selâm ve saygılarımla.

27 Kasım 2012 11:05
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1491
Kayıt tarihi
: 04.07.06
 
 

Kişinin kendini anlatması zor. Her şeyden birazım, her şeyim yarım.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster