Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Abdestli Kapitalistler Ve Dindar Emekçiler

Akp'nin dümen suyunda bir partidir şundan ki,: bir yandan Müsiadlı sanayicileri görüp "nerde bunların dindarlığı" diye soran ve din gösterişçisi akpyi eleştiren hakiki, islamcı, müslümanları hedeflemekte bir yandan da solla yollarını kesin olarak ayırmış, gemileri yakmış eski solcu-yeni liberal-dindarlaşma eğilimi olan- kısaca şaşkın solcuları hedeflemektedir:) kısaca HAS parti, sazan avlamak isteyen akplilerin akpyi eleştiren kendi tabanını saadet partisine kaptırmak istemediği için kuruluşundan itibaren desteklediği bir partidir kanımca:)

26 Şubat 2011 15:12
Adaletin bu mu dünya?

bu ülkede ister sivil siyasette isterse bürokraside bir yere gelmek için, devletin sahipleriyle her zaman iyi geçinmek kuraldır. Devletin sahipleri kimler? Darbe yapıp başarılı olmuş generaller, darbe yapmayıp muktedir olmuş generaller ve devlet içindeki işbirlikçileri. İyimaya belki Evren'e avukatlık yaparken "iyi ihtimal Ankara Barosuna başkan olmayı hedeflediği için para almamış, kaz gelecek yerden tavuğu esirgememiş herhalde" ama gün gelip de sözumona darbe karşıtı bir partide Adalet komisyonu başkanı olabileceğini kendisi bile hayal etmemiştir bence.:) Türkiyede işler böyle yürüyor işte. Sistem, günü gelince kendisini koruyacak en iyi adamı her zaman bulur.

24 Şubat 2011 12:37
Kadına Şaşı Bakan İlahiyatçı

"özgürlük akla her geleni söylemektir ama yapmak değildir" diyorum ben. bu ilahiyatçının düşündüklerini söylemesi iyi olmuştur çünkü onun ifade özgürlüğü var. bu sayede biz de o ve onun gibi düşünenlerin "işlerine geldi mi suçluyu korumaya almaya hazır olduklarını ve buna islamda bile yer bulduklarını" öğrenmiş olduk. yani memlekette kadınlar kızlar öldürülüyor, diri diri mezara gömülüyor, aile içi tecavüzler almış başını gidiyor, bu arkadaş kurbanları suçlu bulabiliyor. şiddeti ve kurban etmeyi övmektir bu başka bişi değil. tecavüzcüler de aynen bu ilahiyatçı gibi düşünüyor zaten. bi de tecavüzcünün hadım edilmesine kıyamamış "bunun islamda yeri yokmuş". ama bu ulemaya göre tecavüzün ve tahrike kapılıp karşısındakine saldırmanın islamda "makul bulunduğu" bi yeri var herhalde.

17 Şubat 2011 13:15
Et - Balık Kurumu Şubeleri Neden Modern Görünüşlü Değildir?

etbalık kurumuna gittim tavuk fiyatı çok farklı değil bütün tavuk neredeyse market fiyatı. Kırmızı et deseniz, kuşbaşısı o kadar yağlı ki hayvanın neresi olduğu belirsiz. Kıyması yenecek gibi değil ve inanır mısınız kedilere verdim yemediler sanırım kedi-köpek maması yapılacak etleri halka kaliteli ucuz diye yutturmaya çalışıyorlar. kıyması o kadar kötüydü gerçekten sırf yağ ve sinir. Ucuz et deyince insan sağlığına zararlı et anlamışlar nasılsa millet et görmemiş ya bunlara göre, halk kaliteliyle kalitesizi ayıramaz sanki.

12 Şubat 2011 12:11
Yaratmanın varoluşsal gizemi

benim yaşamımda da çok önemli bir yere sahiptir zira henüz üniversiteye yeni başlamışken benim gibi sanata meraklı mimarlık okuyan bir arkadaşımın elinde görüp tanışmıştım May'in bu kitabıyla. Sonra yapmak istediklerimle okuduğum okullar çatallandığında yeniden elime alıp okudum onu, bana cesaret vermesi için ve sanırım verdi de. bu yazınız gerçekten de okunmaya değer bir yazı, selamlar.

06 Şubat 2011 18:44
Meral Okay'a dokunma!

gerçekten keyifle okudum yazınızı. Meral Okay benim de dobralığı, içtenliği ve bilgeliği ile çok sevdiğim bi kişidir. Ona yüklenilmesinin nedenlerinden biri de erkek egemen toplumda iktidar hakkında söz söyleme ve eleştirme iktidarını kaptırmak istemeyen otoriter dindar- milliyetçi- erkek muhafazakarlığıdır. Cinselliği gizli saklı istediği gibi yaşayıp kadınları köleleştiren bir zihniyet, bunları ortaya saçan bir kadına yüklenmeyip de kime yüklenecek? Akp iktidarının gölgesindeki bir "tarihçi" olan Erhan Afyoncu'ya mı?

01 Şubat 2011 15:20
Modernizm tükenirken, ceddimize ihanet!

Dostum, referandma kadar Akp vesayet düzenine karşı muhalif aktör rolünü benimsemişti -(her ne kadar dolmabahçede bizim bilmediğimiz bir uzlaşmaya varılmışsa da)- demokrasi yönünde değişimin taşıyıcılığını üstlenmişti ve bu sayede iktidar oldular. Ama ergenekon tasfiyelerininin ardından sıra gerçekten Kürt meselesini çözmeye, yeni anayasa yapmaya, seçim barajını düşürmeye geldiğinde, demokratik adımlar atması gerektiğinde Akp milliyetçiliğe dönüş yapıp otoriterliğin ve dolayısıyla vesayet düzeninin sesi olup "ben demokratikleşme kulvarında değilim, statükoyu sağlamlaştırma kulvarındayım" demeyi tercih etti. bu yüzden Akp'nin artık ne demokratları ne liberalleri kaale almayacağını görmek gerek. Umurlarında değil demokratikleşme. demokratları susturmak isteyecekler bundan sonra. bu yüzden akp "değişim misyonunu" bitirdi. chp de akp de, her ikisi de ayrı kutuplardaki muktedirlerin temsilcileri, halkın değil. burada iktidarsızlaştırılan toplumdur.ben buna isyandayım. selamlar

28 Ocak 2011 16:09
Eşini dövecek alkoliğe çare olmayacaksa, Alkol Yönetmeliğini neden savunuyorsunuz?

Sayın matillanın yorumu gerçekten de katılamayacağım kadar çelişkilerle dolu. Bir yandan hukuktan bahsedip bir yandan da ne hikmetse iktidara göre değişen hukuk normlarına uymak gerektiğini belirtmiş. kendisinin demokrasi karşıtı olduğunu daha önce bizzat belirtmişti bundan dolayı demokrasiye inanmadığını hatta karşı olduğunu biliyorum ve şunu kabul edemem: her iktidarın kendine göre hukuku olamaz. olursa o evrensel hukuk olmaz, insan haklarına aykırı olan her şeyle mücadele edilir. ya hep ya hiç mantığı, ya siyah ya beyaz mantığı ile yaşamın kendisi bağdaşmaz. yaşam birbiri içine karışan muğlaklaşan tonların hem mücadelesi hem uzlaşısıdır. bu yüzden eğer Matilla, "iktidar böyle buyurdu bu hukuku yersen" mantığını kabul ediyorsa ve bizden kabul etmemizi isterse, iktidar sahibi olduğunda aynı şeyi dayatacağını düşünürüm. bu da iki yanlış eder.

23 Ocak 2011 18:37
Eşini dövecek alkoliğe çare olmayacaksa, Alkol Yönetmeliğini neden savunuyorsunuz?

bu yönetmeliğin üzerinde insanları alkole özendirmeme çabasının dışında bir de " alkolün yasaklanması ve toplum hayatından toptan çıkarılması gerektiğine inanan dindar muhafazakar bir zihniyetin gölgesi" var. Sorun da bu. sen de çok doğru noktalara değinmişsin. İçki içmek gerçekten de bir kültürdür. Bu kültür müslümanlarca Kuran'a dayandırılılarak İslam dışı görülüp yok sayılır ama İslam dışı bile değildir. insanoğlunun tarıma geçtiğinden beri birayla başlayıp şarapla ve sonra da pek çok içki çeşidiyle süregiden ve yaşanan bir kültürdür ve senle aynı fikirdeyim, hem lezzet hem de paylaşım olarak belli ölçüler içinde kaldığı sürece keyiflidir yoksa şişede durduğu gibi durmaz:). sevgiler.

22 Ocak 2011 18:36
Alkol düzenlemesi neden sadece bir alkol düzenlemesi değildir?

gerçekten toplum sağlığını, geleceğini tehdit eder boyutta değil alkol tüketimi ama şu bi gerçek ki kimse çocuğunun alkol bağımlısı olmasını, sarhoş olup kendini kaybetmesini, başkasına zarar vermesini istemez ayrıca alkol bağımlılığı yüzünden gerçekten de etrafına zarar veren, trafiğe alkollü çıkan, ailesine şiddet uygulayanlara cidden ağır ceza yaptırımı ve tedavi zorunluluğu getirme daha önemli. burada daha çok toplumu bilinçlendirme, eğitme yolunda önlem alınması daha doğru. Ama bu düzenleme TAPDK'nın alkollü içki verecek olan organizasyonlara ya da belediye harici yerlerde mülki amirlere bir keyfiyet getiriyor. "kurumun izin belgesine tabii olması" yasal bi boşluk yaratabilir yani. keyfiyete meydan verecek her uygulama devletin bireyin yaşam tarzını kısıtlamasına dönüşebilir.

17 Ocak 2011 17:49
Toplam blog
: 121
Toplam yorum
: 1956
Toplam mesaj
: 568
Ort. okunma sayısı
: 2760
Kayıt tarihi
: 09.07.06
 
 

Başkentte doğmuşum ve orada gidilecek tüm okullara gitmişim: ODTÜ-Psikoloji ve Ankara Üni. İletiş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster