Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Komşu çocuğuyla başetmenin yolları -I

fulyanın yorumuna katılıyorum..öfke set gibi

01 Aralık 2006 23:33
Kuşlu Yazı

hep söylenegelen bi söz varya "dibe en dibe ki ayaklarını tabana vurup yüzeye çıkabilesin" işte bana bu sözü hatırlattı.. ve bu söze ne kadar inandığımızı farkettim..Bu söz yüzünden gözümüzü dipten hiç alamadığımızı, kurtuluşumuzu dipte görme hezeyanlarına kapıldığımızı düşündüm.. KUŞLAR...KUŞLAR DÜŞMEZLER.. Ama kuşların kuş olduklarını anlamaları işte bu ilk düşüşe denk gelir..Tabi kuş olmayanların da kuş olmadıklarını anlamalarıda bu tek düşüştedir.. Sen düşemezsin pınar..düşsende adamakıllı dostların herzaman olur.. sevgiyle kal..

01 Aralık 2006 23:27
Aman eeeey!

valla ağzına gönlünün teline sağlık çok güzel olmuş..hiç havam yoktu..kriz zamanı memlekette esen oy nurcanum nurcanum etkisi yaptı bende... devamını bekliyorum

01 Aralık 2006 21:53
Karanlığın Yüreği

yaşamak...üzerine şarkılar şiirler yazılan umutlarla hüzünlerle örülen kader danteli yaşamak... sincap gibi, bir yandan zeytin fidanını diken 70 lik amcam gibi yaşamak..sürekli beklenen yarınlara umut türküleri söyleyerek yaşamak..sadece kalp atışı değil ten sıcaklığı değil nefes alış değildir yaşamak.. siz bilmezsiniz umut olmadan yaşamaya çalışmayı..uzun umudedişler sonrası bitkin düşüp vaz geçmeyi...her yaşama denemesinden sonra daha bir bitkin gönül koymaları.. ben de biliyorum yaşamak güzeldir.deli taylar gibi kırlarda yalın ayak koşmak güzeldir.. bir su damlası gibi nehirlere karışmak uçurumdan bırakmak kendini, gün ışıklarının içinden geçirmek ve binlerce renkle hayata yansıtmak, yaşamak..Ama sana şunu söyleyim yalnızlık değildir yaşamak..yaşamak değildir yalnızlık. beklediğim kimse yok.. yeterince uzun sürdü bu yalnızlık..

01 Aralık 2006 21:43
Komşu çocuğuyla başetmenin yolları -II

blog habercim bloğunun geldiğini müjdeledi ama bu kez aynı coşkuyla okuyamadım..yanlış anlamayın yazınızla alakası yok.. bu gün bırakın yorum yazacak okuyacak bile iştahım yoktu.. alışkanlık üzere okudum.. bu arada blog okumak alışkanlık olmuş onu farkettim.. yusufa insanca davranmışsınız hepimiz bunu hakediyoo

22 Kasım 2006 23:51
Sokağın ortasında ağlayana ne derler?

herşeyin dış görünüşüne bakarak değer biçmemiz biyere kadarda birde bişeyi yaparken onun sadece görüntüsünü yapmamıza ne demeli... doğan görünümlü şahinler, kent görünümlü köyler(yağmur yagdığında aslında ne olduğu ortaya çıkıyor)depreme dayanıksız kale gibi evler..... belediyelerimiz alyapıdan önce kaldırımları yapmaya başlamıyormu...entellektüel olmaya kitap okumak yerine saç uzatarak başlamıyormuyuz.. namaza başlamadan önce tesbihimiz yeşil sarığımız ve sakalımız hazır olmuyormu , memleketi sevdiğimizi ağaç dikmek yerine ağaçlara ya sev ya terket kazıyarak, sosyalistliğimizi çorbamızı başkalarıyla değil pos bıyıklarımızla paylaşarak göstermiyormuyuz.... öyleyse daha ne denebilirki..

20 Kasım 2006 21:36
Seni seviyorum demek bu kadar zor mu?

sevmektir zor olan.. söylerken kalpten inanmak , gözlerini bir şüphenin arkasına saklamadan, içinden gelerek , ağzının söylediklerine kulaklarında yabancılık hissetmeden, riyasız sevmek.... hissetmek söylemekten daha zordur..eger birisi sevgisini söylemekte cimrilik yapıyorsa ya sevgisinden emin değildir yada sevgisinde bile pazarlık yapan biridirki , sevilmeye değmez..

15 Kasım 2006 00:46
Ursula kim, porno yıldızı mı?

yazılarınızı takip etmeye çalıkşıyorum.. bikini ülkesini ziyaretinizi daha uzun tutarsınız diye umuyordum. kısa kesmenize sevindim.. Yine döktürmüşsünüz... Özellikle günümüz popüler romanlarını eleştiriniz hoştu... devamını bekliyoruz

14 Kasım 2006 17:23
Türklish

Cengiz Aytmatovun kitabındaki gibi mankurtlaşıyoruz..Yaşar Kemalin Filler sultanındaki gibi sarıcakarıncaların önderliğinde filleşiyoruz..Bu iki kitaptada yozlaşma dille başlanıyor... Prf.Dr Oktay sinanoğluda yazdığı by by türkçede bu soruna dikkat çekiyor..herkes farkında ve hatta cumhuriyetle yaşıt Türk Dil kurumumuz bile var..Hepimiz göz göre göre hatta aramızda yarışarak türkçemizi yok ediyoruz.Tuhaf..bir de şu kültür vasıtasıyla ulaşmak ve çeşitliliği kutlama olayına değinmek istiyorum..globalizmin dünyayı toptan tek bi yerden yönetmenin kılıfı olduğunu biliyorsunuzdur.. bunun için küçücük kolay yönetilir ülkeler en elverişlisi..ülkeleri bölmenin en iyi yolu ise kültür vasıtasıyla ulaşıp farklılık bilincinin oluşturulması ve bagımsızlık naralarıyla küçük ülkelere ayrılmak..Birlikte oluşturulan mozaikler dağıtılarak tek tek ayrı renklerdeki taşlara dönüştürmek.mesela ırak şu an üçe bölünerek çeşitliliği kutluyor..

28 Eylül 2006 14:41
Bir kadın nasıl telef edilir?

biz misyon dedim mi aklımıza hemen dünyayı kurtaran adam görüntüleri geliyor.. İnsanın bir misyonu olması güzel ama ,dünyayı kurtarmak ya da böyle acayip ulvi görevler. Bunlar olsa olsa başkalarının misyonu..doğru düzgün yada yamuk yumuk kendine has yaşamak kendini temsil etmek.. bu da bir misyon olamazmı.. üniversite mezunu bir bayanın dolma ve böreklerini cahil birininkine tercih ederim... zorunluluktan yapılan bir börekle börek yapmayı tercih etmiş kişinin yaptığı ayırımı da bence önemli...ablacım sen yap böreklerini bakma sen ona buna ... ellerine sağlık kokusu taaa buralara geldi... yok yok o annemin yaptıklarıymış.by

20 Eylül 2006 01:28
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 1110
Kayıt tarihi
: 27.08.06
 
 

1978 Ankara dogumluyum.. Kamu yönetimi mezunuyum, aynı zamanda Karaelmas Üniversitesi'nde ögrenciliğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster