Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
50 değil 49

Canım Açelyacığım, Senin en sadık okuyucularından biri olduğumu zaten biliyorsun:) Her yazını severek okuyorum. MB'de senin gibi yüreği güzel, düşünceleri güzel bir insanı tanıma şansım olduğu için de çok seviniyorum. Yeri gelmişken blog sayıları konusunda da şunu söylemek istiyorum: Önemli olan yazılan blogların sayısı değil niteliğidir, o yüzden sırf yazmış olamak için yazılan (benim de sözüm meclisten dışarı) 500 tane blogum olmasından ise içeriği dolu 50 tane blog yazmış olmak bence çok daha mantıklı. Daha uzun yıllar burada düşüncelerimizi, birikimlerimizi ve iç dünyalarımızı yansıtan yazılar üretmek ve okumak dileğiyle... Seni sevgiyle kucaklıyorum Açelyacığım

16 Nisan 2007 15:19
İstanbul'da kahvaltı şöleni, Van Kahvaltı Salonu

Merhabalar Mehmet Bey, Öncelikle bize böyle güzel bir mekanın adresini verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Bende bir süredir Van kahvaltısı veren iyi bir mekan arıyordum. Önerdiğiniz yere en kısa zamanda gideceğim. Ben Van'a gittiğim 2004 yazında Van kahvaltısını yerinde denemiş ve gerçekten hayran kalmıştım. Orada yediğim peynirin, balın ve Van'a özgü kahvaltılıkların tadı hala damağımda. Saygılarımla...

10 Nisan 2007 15:01
Hep çocuk kalsak olmaz mı?

Doğum günün kutlu olsun sevgili Itır, Yeni yaşın sana yaşama sevinci ve üretkenlikle dolu günler getirsin.

10 Nisan 2007 02:19
Ö-se-ye-me gö-zü-mün yağını yee

Diline, kalemine sağlık Başak, Ne güzel yazmışsın: "Ne bilim, ne eleştirel düşünce ne de ifade özgürlüğü YOKTUR bunların hepsi de YÖK-TÜR". Bu Yök'ün gençliğimizin en güzel zamanlarını yediğine mi yanalım, yoksa hepimizi aynı kalıptan çıkmış itaatkar kuklalar haline getirmeye çalışan anlayışına mı? Bu arada bende Ösym numaramı hala bülbül gibi şakır vaziyetteyim. Demek ki kimse kolay kolay unutamıyormuş bu mereti:)

10 Nisan 2007 02:04
Selim ile Hasan

Sevgili Fulyacığım, Gerçekten de yıllar insanlığımızdan, duyarlılığımızdan ve güven duygumuzdan çok şeyi alıp götürmüş. O çocuğu evlerine kabul eden insanların yüce gönüllüğüne hayran oldum. Herkesin okuması ve üzerinde düşünmesi gereken bir hikaye bu.

09 Nisan 2007 00:49
Maksat linç olsun

Ne yazık ki ülkemizde yasaların uygulanışı kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Sizin verdiğiniz örnekte ve yaşanan benzerlerinde de gördüğümüz gibi, eğer milliyetçi ve sağ görüşlü bir insansanız çoğu kez yaptığınız eylemler, şiddet içerse dahi, polisler tarafından son derece büyük bir hoşgörüyle karşılanıyor ve sadece nasihat alıp eve gidiyorsunuz. Ancak diğer bazı vatandaşların şiddet içermeyen protesto eylemleri bile genellikle cop darbeleri ve tutuklamalarla sonlanıyor. Linç kültürünü hayat tarzı olarak benimsemiş kişilere söylenecek birşey yok. O konuda yapılması gereken şey, bu zihniyette ve saldırganlıkta insanlar yaratan koşullar nedir onu tespit etmek ve durdurmak, tabii bir de yasaları herkes için uygulanabilir kılmak. Sevgiler...

04 Nisan 2007 01:38
Milliyet blog yazarları ve okurlarına davet

Sizin bu yazıyı kaleme almanızın üzerinden oldukça uzun bir zaman geçmiş ama ne yazık ki ben yeni görmüş olduğum için ancak şimdi yorum iletme şansım oluyor. Zaman sorunu yaşadığım için blogları bazen çok iyi takip edemeyebiliyorum:( Küresel ısınma ve çevre tahribatı kesinlikle gezegenimizin en büyük problemlerinden biri ve çözümlenmesi için hepimizin birşeyler yapması gerekiyor. Bu anlamda sizin de böyle bir öneride bulunmanız çok güzel olmuş. Umarım bu fikir hayata geçer. Ben kendi adıma elimden geldiği kadar katkıda bulunmaya hazırım. Sevgi ve saygıyla...

03 Nisan 2007 03:11
Bir ben var bende

Çocukken ve ilk gençlik yıllarımda çok zengin bir hayal dünyam vardı. Aslında hala da hayal kurmayı ve düşlemeyi seven biriyim ama bunu o dönemlerde ki kadar çok yapamıyorum. İnsanın gerçekten de o yaşlarda hem çok büyük hayalleri, umutları ve planları oluyor, hem de hayallerini gerçekleştirmeyi deneyecek kadar inancı. Ancak zaman geçipte çeşitli sorumluluklarla çevrelenince ister istemez "ayağı yere basan" tabir edilen bir kişi olmak zorunda hissediyor insan kendisini. Tabii ki, ailemize, kendimize ve çevremize karşı sorumluklarımızı ihmal edemeyiz ve etmemeliyiz ama yine de hayal etmeyi bırakmamalıyız. Hayallerimiz aslında bizi biz yapan düşüncelerimizdir ve biz yaşlansakta içimizdeki hiç büyümeyen çocuğun yüreğinde yaşamaya devam ederler. Zaman zaman etrafımızı çevreleyen sorumluluklardan sıyrılıp o çocuğun sesine kulak vermek iyi oluyor:) Sevgiler...

02 Nisan 2007 18:34
Kendine ait bir ev...

Zaman zaman bende aynı senin gibi tek başıma kalabileceğim bir yerde olmak isterim. Annemin "yeter artık sabah oldu bırak şu kitabı":) demeyeceği, çok sevdiğim halde annem istemediği için besleyemediğim kedilerin olduğu bir evde... Dolayısıyla yazını okurken aynada kendime bakıyormuş gibi oldum:) O kadar güzel anlatmışsın ki... Yalnız kalmak isterim ama, bende aynı senin gibi bilirim ki bir hafta geçmeden sevdiklerimi ve onların sıcaklığıyla dopdolu yuvamı özleyeceğim... Sevgiler canım...

02 Nisan 2007 18:15
Bu ülke topraklarının kelebekleriyiz

Nazım Hikmet'in dediği gibi " Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşcesine" yaşayabileceğimiz günlerin özlemini duyuyorum. Yaşadığımız toprakların tarihten gelen zenginliğinin bir kavga ve ayrışma sebebi değil de, insanların dünyasını genişleten bir renklilik olduğunun herkes tarafından anlaşılacağı bir ülke de yaşamanın tadına varabileceğimiz günler gelir umarım. Ellerine sağlık. Saygı ve sevgiyle...

31 Mart 2007 03:19
Toplam blog
: 130
Toplam yorum
: 273
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 4823
Kayıt tarihi
: 08.08.06
 
 

Ege Üniversitesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi bölümü mezunuyum. Şu anda Marmara Üniversitesi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster