Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Ana rahmi beyin varsa olur doğum

http://blog.milliyet.com.tr/ruskudar
Aydın Olmak Efsane midir?

Kim, ne yapıyorsa, efsaneleştirilen (aydın) isimlere atıf yapar, bununla da yaptığını meşrulaştırmak ister. Bu noktadan itibaren tekrar kararmaya başlar zaman, hayatın yaşanılması zorlaştığı gibi, yeni dönem aydınları da çıkar yola. Gerçek aydınlar için hayat bir yolculuktur, yol tıkanmaya başladığında sorgulamalarıyla, ortaya koydukları düşünceleriyle açmaya çalışırlar yolu. Aydın olamayanların hüneri de, aydınların düşünceleri üzerinden, değişmeyecek, değiştirilemeyecek kalıcı bir sistem kurmaya çalışmaktır. Bu halleriyle de yolu ve de yolculuğu önlemeye çalışırlar. Ama boşunadır bu çaba, her zamanın sonu olduğu gibi, her karanlığın da bir bitiş anı vardır. Aydın olan karanlığa tapınmaz, aydınlığa çağırır insanlığı. Bu anlamda aydın, evrensel aydınlığın peşindedir. Görüşmek üzere.

22 Mayıs 2018 11:53
Aydın Olmak Efsane midir?

Aydın olmak zordur, yaşadığı çağın, ya da dönemin ön kabulleri hayatı yaşanmaz kılmışsa; buna dair eleştirel bir tutum geliştirmek, her çağda pekte kolay olmamıştır. Buradan hareketle yaşadığı çağı hesaba çekmeyene aydın demekte mümkün değildir. Aydın, yaşadığı çağın, ya da dönemin ön kabullerine tapınmak değildir çünkü. İstisnasız her çağın ön kabulleri zaman içinde pek çok soruna yol açmıştır, bu sorunların çözümüne katkı sunmak, böylesi bir çabayla yeni bir çağın kapısını aralamak aydın olmanın en temel göstergesi olmuştur geçmişten bugüne. Bu zorluğa göğüs gerenler, zorlanarak da olsa yeni bir çağın kapısını aralayanlar, kapısını araladıkları yeni zamanda, böylesi bir arzuları olmasa da ‘efsane’ye dönüşürler. Bu dönemde isimlerine atıf yapılmadan herhangi bir şey yapılmaz.

22 Mayıs 2018 11:50
Son Yazı

Yazmak zor zanaat, dergi, gazete, basın, basımevi ezcümle medya esnaflık olunca; sanattan çıkıp yazanın geçimliğine dönüşünce. Yazan, soğuktan korunmak için battaniyeye sarılıyorsa, sıcak odanın rehavetinde uyuklayanlar, nice kılıf uydururlar yayımlamamak için. Dergi, gazete, basın, basımevi, ideolojik yazıları taşımalı manşetine, köşesine; bunu da Babıâli’nin (siyasetçi) diliyle yazmalı. Çünkü para Babıâli’nin kasasında. Esnafın gözü de zaten bu parada, öyküsü yayımlanmayan adam kimin umurunda? Belki gerçek müstehcenlikte, böylesi bir döngüde; ama bu gerçeği doğrulayacak adam nerde?

02 Mayıs 2018 15:48
Hücreler arası eğitim, kültür ve iletişim hattı, yeni bir çağ ve de yeni bir dünya kurma yolunda…

7 Haziran 2015 Genel Seçimi, TBMM’nin 25’inci dönemi oldu; ama beş ay kadar sürdürebildi varlığını. Bilindiği gibi hükümet kurulamayınca Yeniden Seçim gelmişti gündeme. 1 Kasım 2015’te yapılan Yeniden Seçim ile TBMM’nin 26’ıncı dönemi başladı; ama görüldüğü üzere bu da uzun sürmedi. 18 Nisan 2018 tarihinde alınan Erken Seçim kararıyla TBMM’nin 27’inci dönemi de yola çıktı. Görülen o ki, 25’inci dönemle nokta kondu, 26’ıcı dönem bu gerçeği görmeyenlerin bir arayışı oldu, 27’inci dönem arayışı görünür hale getireceği gibi beklenen zaman ve onun inşa edeceği beklenen çağın kapısını yıllardır kapamaya çalışanların da pes edeceği bir süreçle karşılaşacağız. Bütün bu olup bitenlerin arka planında böylesi bir gerçek var. Çocuklarımızın 23 Nisan Bayramı’nı kutlarım, tabiî ki yıllardır hücre gerçeğini yaşayan hücre ahalisinin bayramını da. 26 Nisan 2018 tarihinde, görüşmek üzere.

23 Nisan 2018 00:46
Edebiyat Hayata Karşı Bir Savunma mıdır?

Yazmak, zamanı durdurmak değil kanaatimce, belki onu tahkim eden, ya da bir adım ileriye attıran inşa edici bir özellik taşır. Yazma bittiğinde de bitiyor değil, belki her okuyuşta farkı bir anlam kazanıyor. Nitelikli olmak kaydıyla farkı zamanlarda okunan herhangi bir eser, yazıldığı ve de anlatıldığı dönemin ötesinde, okunduğu her zaman dilimini bile okutacak bir güce sahiptir. En azından birden fazla okuduğum eserlerden böylesi bir tat aldığımı belirtmek isterim. Bu anlamda yazılı metinler, yazıldığı dönemleri yansıttığı gibi, aynı zamanda daha sonraki süreçlerin inşasında da etkili olabiliyor. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

19 Nisan 2018 20:18
Edebiyat Hayata Karşı Bir Savunma mıdır?

Evet, bazıları için yazmak, tabiî ki yazmanın her türü için geçerli bu; onun hayata karşı savunması olamayabiliyor. Ama bıraktıkları nice eser, hayatta ikili bir savunma ve saldırının zemini oluyor. Bu ikili ve arzu edilmeyen durumu aşma noktasında, bir sentez ekleyenler de olmuştur insanlık tarihi boyunca. Bu gerçekte şunu getiriyor akla; hayata karşı savunması dediğimiz şey, aslında zamanı durduranlara karşı bir eylem türü. Yazmak, bir eylem türüdür; yazan, yazarken yaşanmaz olan hayatı yaşanır kılmak ister, ya da böylesi bir sürece katkı sunmak. Belki yazanların çoğu, sundukları böylesi bir katkının semeresini görmese de, insanlık tarih boyu hep şahit olagelmiştir. Beşeri hayatta, zamanı biteviye durdurmak mümkün değildir, öyle değil mi?

19 Nisan 2018 11:03
Camus’nün Kahramanından Kafka’nın Yaratığına

Şu iyi bilinmelidir ki zaman akar, takvimli de takvimsiz de, saatli de saatsiz de; medeniyet dediğimiz insanlığın her ileri adımı, ilkeli ve de doğru okuyan nesiller ister. Medeniyetlerini yerle bir edip, insanlığı kanlı irinli savaşlara zorlayanlarsa, zamana set çeken; kavramların ve de sözcüklerin anlamını yitirdiği bir kaosun hayaliyle yaşar. Ya da toplumların ve de insanlığın dönüşümünü, her adımda kurguladıkları ‘boyacı küpü savaşları’ üzerinden gerçekleştirmenin hayaliyle yatar kalkarlar. Bu durum da İbn Haldun’u haklı çıkarır, düşüncelerinin hepsi doğu olmasa da…

04 Nisan 2018 13:13
Camus’nün Kahramanından Kafka’nın Yaratığına

Bu söz konusu etkinliği, Marmara Üniversitesi başta olmak üzere diğer üniversitelerde görev yapan ve çoğu Mehmet Kaplan’ın yetiştirdiği öğretim üyeleri organize etmişlerdi. Bilmiyorum bu tür etkinliklerde, zamanı tanımlayan, tabiri caizse akrebi ve yelkovanı görünmeyen saati, görünür kılmaya çalışan bir bakış var mıdır? Tanpınar, 24 Ocak 1962 tarihinde, bir nevi öğrencisi ve de mesai arkadaşı diyebileceğimiz Kaplan da 23 Ocak 1986’da vefat etmişti; hatırlanmaları kadar, ölüm tarihleri de saat gibi ne dersiniz? Yaşanmaz kılınan, zamanların saatleri; ama bıraktıkları nice eser de, böylesi bir zamanın çırpınışları adeta. Anadolu coğrafyasının, üzerinde yaşayan insanların, hatta insanlığın çırpınışı! Ne dersiniz, akrep mi yelkovan mı, yoksa Harun Reşit’in Frank Sarayı’na gönderdiği saat mi suçlu?

04 Nisan 2018 13:12
Camus’nün Kahramanından Kafka’nın Yaratığına

Zaman nasıl da akıyor, şu sayısız takvim icat edilmeseydi, hele asırlar önce Harun Reşit’in sarayından Frank Kralı Charlemagne’ın yaşadığı saraya gönderilen çalar saat üretilmeseydi, ne yaşadığımızı bilecektik, ne de nasıl bir zamanda yaşadığımızı? Bu ifademe belli günlerde yapılan etkinlikler de dâhildir. Geçtiğimiz günlerde (19-20 Mart 2018) Osmangazi Üniversitesi’nde anıldı, Ahmet Hamdi Tanpınar; hem de uluslararası bir katılımla. Bu etkinliğe katıldım, hatta oturumların “soru ve katlı” bölümlerinde söz alarak bir şeyler paylaştım; ama espri de olsa “korsan bildirici” sıfatı bile edindim. Bu etkinlik yıllar önce benzer bir etkinliği hatırlattı bana. Görev yaptığım lisenin salonunda, 1989 Mayıs ayı ortalarında; 23 Ocak 1986 tarihinde vefat eden Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ı anma etkinliği yapılmıştı.

04 Nisan 2018 13:07
Gökkuşağı…

Rıza Bey, ben not defterin, uzun süredir görüşemiyoruz, nasılsın bakalım? Bu arada 14 Şubat (Sevgililer Gününde) Bursa ile İstanbul’a akşamüzeri yağan yağmur sonrasında gökkuşağı oluşmasına ne diyorsun? Hele İstanbul’daki gökkuşağının daha belirgin görüntü vermesi. Ne dersin yaşadığımız sürecin sonuna geliyoruz diyebilir miyiz? Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

19 Şubat 2018 18:58
Toplam blog
: 3337
Toplam yorum
: 2161
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 549
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster
 
 
 
 
 
     
     
     
    İngiltere kurnaz ve de sinsi, ABD-İsrail ikilisi açıkça düşman; insanlığın varoluşuna düşman.