Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Varlığın Mayası

Bazen kadın erkek nice insan, nice toplum ve de topyekûn insanlık arafa zorlanır, nice karanlık zihniyetin sahneye sürüldüğü anlarda; zamanların ahir zamanlarında. O çağdan bu çağa, bu çağdan öteki çağlara, cennet cehennem görülür, cehennem cennet böylesi anlarda. Yakınçağ’ın ahir zamanında da yaşadık ve de yaşamaktayız böylesi bir anı. Bu gösteriyor ki, karanlık kadınlık ve de erkeklik ötesi bir şey, henüz daha tanısı konmamış ruh hastalarının insanlığın varoluşuna ikiye bir tuzak kurması. Bilirsin dini açıdan iki kerahet anı vardır, biri akşam vaktine yakın kırk bilemedin kırk beş dakikalık zaman dilimi. İkincisi de sabah namazı vakti girmeden önceki benzer zaman dilimi. Böylesi anlarda, akşam vakti insanlığı tan’a zorlayanlar, sabah namazı öncesinde de tan’a hayır derler. Akşamüzeri düzden okusalar da sabaha doğru da tersten okurlar. NATO, OTAN örneğinde olduğu gibi. Görüşmek üzere sevgi ve saygılar.

20 Ekim 2018 17:03
Hiç...

Çözüm, sorun üzerine sorun üretenin çözülmesidir; Yakınçağ’ın ve ön kabullerinin çözülmesi. Ama bunun farkına varabilmek için, böylesi bir zamanda olmuşların sadece iki gözünü değil, kalbini ve dimağını da uzaklaştırması gerekir çözülenden. Bu an, hiçlik noktasıdır; çözülen zamanda olmuşların, gerçekte olmadıklarını görmeleri... Ve bu nokta itibariyle yeni bir şeyler söylemeye yönelenler, bu yolda çözülenin yerine, yeni bir zaman da inşa ederler. Ama yine de görülmek istenmezler, Yakınçağ’ın bitmişliğinde varolduğunu sananların iradesi, ya da iradesizliği noktasında. Evet, bu nokta aşılacak, dahası bu noktada diretenleri de beklenen zaman aşındıracak. Hiç şüphesiz hiçlik noktasına onlar da gelecekler. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

11 Eylül 2018 12:55
Sivas Kongresi ve Tıbbıyeli Hikmet

Mustafa Kemal’in ilerleyen yıllarda Tıbbiyeli Hikmet’i aradığı; ama sorduğu insanların “Hikmet öldü” dediklerini duymuştum. Gerek duyduğum bu bilgi ve gerekse yazınızla doğrulanan bu yaşanmışlıkta Dede Korkut’un ‘Bamsı Beyrek’ hikâyesini getirdi aklıma. Bilirsin, Bamsı Berek’e de uzun yıllar öldü demişler. Bamsı Beyrek bu, zaman içinde nice ruhta yeniden dirilebiliyor ve zulüm de biteviye sürüp gitmiyor. Tıbbiyeli Hikmet’e, ya da Bamsı Beyrek’e öldü diyenlerin tek derdi de yeni dönemin imkânlarından makam, mevki vs. yararlanmak olmamış mıdır? Bu bakışta yeni dönemi sonun başlangıcı gibi bir sürece zorlamadı mı? Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

02 Eylül 2018 07:18
Sivas Kongresi ve Tıbbıyeli Hikmet

Tıbbiyeli Hikmet’in Sivas Kongresi’ndeki duruşu kadar, vefat ettiği yıl da (1945) bugünlerde nice hikmet barındırıyor içinde. Ne dersin? Yazınız vesilesiyle, başta Tıbbiyeli Hikmet ve Mustafa Kemal olmak üzere Sivas Kongresi’nin tüm delegelerini rahmetle analım, ruhları şad olsun. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

01 Eylül 2018 01:51
Aydın Olmak Efsane midir?

Kim, ne yapıyorsa, efsaneleştirilen (aydın) isimlere atıf yapar, bununla da yaptığını meşrulaştırmak ister. Bu noktadan itibaren tekrar kararmaya başlar zaman, hayatın yaşanılması zorlaştığı gibi, yeni dönem aydınları da çıkar yola. Gerçek aydınlar için hayat bir yolculuktur, yol tıkanmaya başladığında sorgulamalarıyla, ortaya koydukları düşünceleriyle açmaya çalışırlar yolu. Aydın olamayanların hüneri de, aydınların düşünceleri üzerinden, değişmeyecek, değiştirilemeyecek kalıcı bir sistem kurmaya çalışmaktır. Bu halleriyle de yolu ve de yolculuğu önlemeye çalışırlar. Ama boşunadır bu çaba, her zamanın sonu olduğu gibi, her karanlığın da bir bitiş anı vardır. Aydın olan karanlığa tapınmaz, aydınlığa çağırır insanlığı. Bu anlamda aydın, evrensel aydınlığın peşindedir. Görüşmek üzere.

22 Mayıs 2018 11:53
Aydın Olmak Efsane midir?

Aydın olmak zordur, yaşadığı çağın, ya da dönemin ön kabulleri hayatı yaşanmaz kılmışsa; buna dair eleştirel bir tutum geliştirmek, her çağda pekte kolay olmamıştır. Buradan hareketle yaşadığı çağı hesaba çekmeyene aydın demekte mümkün değildir. Aydın, yaşadığı çağın, ya da dönemin ön kabullerine tapınmak değildir çünkü. İstisnasız her çağın ön kabulleri zaman içinde pek çok soruna yol açmıştır, bu sorunların çözümüne katkı sunmak, böylesi bir çabayla yeni bir çağın kapısını aralamak aydın olmanın en temel göstergesi olmuştur geçmişten bugüne. Bu zorluğa göğüs gerenler, zorlanarak da olsa yeni bir çağın kapısını aralayanlar, kapısını araladıkları yeni zamanda, böylesi bir arzuları olmasa da ‘efsane’ye dönüşürler. Bu dönemde isimlerine atıf yapılmadan herhangi bir şey yapılmaz.

22 Mayıs 2018 11:50
Son Yazı

Yazmak zor zanaat, dergi, gazete, basın, basımevi ezcümle medya esnaflık olunca; sanattan çıkıp yazanın geçimliğine dönüşünce. Yazan, soğuktan korunmak için battaniyeye sarılıyorsa, sıcak odanın rehavetinde uyuklayanlar, nice kılıf uydururlar yayımlamamak için. Dergi, gazete, basın, basımevi, ideolojik yazıları taşımalı manşetine, köşesine; bunu da Babıâli’nin (siyasetçi) diliyle yazmalı. Çünkü para Babıâli’nin kasasında. Esnafın gözü de zaten bu parada, öyküsü yayımlanmayan adam kimin umurunda? Belki gerçek müstehcenlikte, böylesi bir döngüde; ama bu gerçeği doğrulayacak adam nerde?

02 Mayıs 2018 15:48
Hücreler arası eğitim, kültür ve iletişim hattı, yeni bir çağ ve de yeni bir dünya kurma yolunda…

7 Haziran 2015 Genel Seçimi, TBMM’nin 25’inci dönemi oldu; ama beş ay kadar sürdürebildi varlığını. Bilindiği gibi hükümet kurulamayınca Yeniden Seçim gelmişti gündeme. 1 Kasım 2015’te yapılan Yeniden Seçim ile TBMM’nin 26’ıncı dönemi başladı; ama görüldüğü üzere bu da uzun sürmedi. 18 Nisan 2018 tarihinde alınan Erken Seçim kararıyla TBMM’nin 27’inci dönemi de yola çıktı. Görülen o ki, 25’inci dönemle nokta kondu, 26’ıcı dönem bu gerçeği görmeyenlerin bir arayışı oldu, 27’inci dönem arayışı görünür hale getireceği gibi beklenen zaman ve onun inşa edeceği beklenen çağın kapısını yıllardır kapamaya çalışanların da pes edeceği bir süreçle karşılaşacağız. Bütün bu olup bitenlerin arka planında böylesi bir gerçek var. Çocuklarımızın 23 Nisan Bayramı’nı kutlarım, tabiî ki yıllardır hücre gerçeğini yaşayan hücre ahalisinin bayramını da. 26 Nisan 2018 tarihinde, görüşmek üzere.

23 Nisan 2018 00:46
Edebiyat Hayata Karşı Bir Savunma mıdır?

Yazmak, zamanı durdurmak değil kanaatimce, belki onu tahkim eden, ya da bir adım ileriye attıran inşa edici bir özellik taşır. Yazma bittiğinde de bitiyor değil, belki her okuyuşta farkı bir anlam kazanıyor. Nitelikli olmak kaydıyla farkı zamanlarda okunan herhangi bir eser, yazıldığı ve de anlatıldığı dönemin ötesinde, okunduğu her zaman dilimini bile okutacak bir güce sahiptir. En azından birden fazla okuduğum eserlerden böylesi bir tat aldığımı belirtmek isterim. Bu anlamda yazılı metinler, yazıldığı dönemleri yansıttığı gibi, aynı zamanda daha sonraki süreçlerin inşasında da etkili olabiliyor. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

19 Nisan 2018 20:18
Edebiyat Hayata Karşı Bir Savunma mıdır?

Evet, bazıları için yazmak, tabiî ki yazmanın her türü için geçerli bu; onun hayata karşı savunması olamayabiliyor. Ama bıraktıkları nice eser, hayatta ikili bir savunma ve saldırının zemini oluyor. Bu ikili ve arzu edilmeyen durumu aşma noktasında, bir sentez ekleyenler de olmuştur insanlık tarihi boyunca. Bu gerçekte şunu getiriyor akla; hayata karşı savunması dediğimiz şey, aslında zamanı durduranlara karşı bir eylem türü. Yazmak, bir eylem türüdür; yazan, yazarken yaşanmaz olan hayatı yaşanır kılmak ister, ya da böylesi bir sürece katkı sunmak. Belki yazanların çoğu, sundukları böylesi bir katkının semeresini görmese de, insanlık tarih boyu hep şahit olagelmiştir. Beşeri hayatta, zamanı biteviye durdurmak mümkün değildir, öyle değil mi?

19 Nisan 2018 11:03
Toplam blog
: 3338
Toplam yorum
: 2161
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 567
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasında..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster
 
 
 
 
 
     
     
     
    Onları sömüren ruhsuzlar gibi, sayısız zincirle zillete duçar olmadılar hiçbir zaman.