Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Ayrılığın acısı

ayrılığın bu denli acıklı ve çarpıcı anlatıldığı nadir yazılardan biri olmuş kanımca. umarım herkes sevildiğini sever, sevdiğince sevilir. ama bu da imkansız değil mi, o zaman bu buruk ama haz veren duyguları yaşayamayız değil mi. aşk sanırım insanın acı çekmekten zevk alma duygusunun en yalın ifadesi. o zaman sevelim acı çekelim. buna bir erkek çocuğunun illa yaşaması gereken sünnet acısı gibi de bakabiliriz. Sevgiler...

06 Kasım 2006 01:41
Şarkı söylemek lazım...

fırsatını bulduğumda geleceğim. hoş başlayıp hoş bitirenlerden olalım hepimiz..

21 Ekim 2006 16:14
Yüksel ki yerin bu değildir

Onunla lise sonda tanıştım. Bir arkdaşım sınıfa bir hayat öpücüğü kasetini getirmişti. Müziği duyar duymaz içim bir hoş oldu. Ve gidip o zaman bulunduğum ildeki bütün kasetlerini (13 tane) aldım. O zaman cd teknolojisi yaygın değildi. Şimdi 23 yaşımda bir avukatım ve bir iki tane ilhan irem dinlemeden dilekçe yazamıyorum. Konserine gidemedim ama birgün evine gideceğimden eminim.

18 Ekim 2006 00:19
Melekler Şehri

Sevgili Melda bir okuyucunuzun yorumunda da bahsettiği gibi benden yazınızdan aşkın zamanının, yerinin, boyutunun olmadığı kanısındayım. Hani hep zamana uydurmaya çalıştığımız nesneler içinde olmamalıl aşk. Belki ifade şekilleri zaman ile alakalı olmalı ama asla değeri konusunda bir tartışma olmamalı. Birisi çıkıp dememeli; "oooo o aşklar eskinden yaşanırdı." Şimdi o eski ramazanlar, şimdi o komşuluklar, şimdi o eski arkadaşlıklar kalmamış olabilir ama şimdi o eski aşklar hep olmalı daha da ateşlisi, daha da çıkarsızı, daha da hesapsızı, daha da fedakarı olmalı. En varolduğuna inanılmalı. İnanmanın büyüsü varolanı da olmayanı da varedecektir. Bahsettiğiniz filmi çok önce izlemiştim, ilk fırsatta sizin açtığınız pencereden bir kez daha izleyeceğim. Sevgiler.

16 Ekim 2006 00:17
Aşık olduğunuzu nasıl anlarsınız?

hayatının kontrolünü beynine verenler, yaptıkları hatta düşündükleri herşeyi mantık süzgecinden geçiren ama yine de kalp kapakçıkları hafif de olsa aralık olanlara içtenlikle yazılmış, faydalı bir yazı. kalemine sağlık..

15 Ekim 2006 02:36
Aşktan korkma

aşkı kovalamak, aşktan kaçmamak, aşktan kaçmak, hangisi benim için geçerli bilmiyorum. belki bir iki yıl önce olsaydı yazınız beni çok heyecanlandırırdı ama şimdi değil. peki bu heyecansızlık için bir öneriniz var mı?

11 Ekim 2006 21:41
Ben Diyarbakırlı'yım, polis vız gelir!

yine siz ucuz kurtulmuşsunuz. izmir'den ankara'ya eşyalarımı getirsin diye birileri ile anlaştım. sonra ben atladım geldim. araba da iki gün sonra geldi. bi de ne göreyim araba o araba değil. daha küçük, kırık dökük kamyonumsu birşey. neymiş arabaları bozulmuş, bu arabaya aktarmışlar. ve eşyaların bir kısmı büyük hasar görmüş. paranın yarısını vermiştim. eşyanın tamamını boşalttıktan sonra iki seçenek sundum onlara. ya paranın kalanını (750 YTL) vermem, ya da hakkınızda hukuki işlem yaptırırım. Önce blöf yaptığımı sandılar. Ver abi paramızı falan. Ben de çıkardım parayı, kimliklerinizi çıkarın isimlerinize bakıcam dedim. Ve burada düzenleyeceğimiz hasar tespitine imza atacaksınız, sonra parayı verecem. Sonra aralarında kıspıs yaptılar ve parayı almadan söylene söylene gittiler.

09 Ekim 2006 14:24
Aşk mutluluğu...

ne güzel bir hayvandır şu kelebek değil mi! eminim cevabınız evettir. binlerce çeşidi var. renk renk desen desen. kitaplarımızda, vazolarımızda, cüzdanlarımızda kısaca kullandığımız birçok eşyayı süslerler resimleri ile. kime sorsan sever. tırtırdan tiksinir de kimisi ama kozadan çıkıp bir iki kanat çırpsa etrafımızda hemen geçmişini unutuveririz. gözlerimiz bayram eder. doğanın, yeşilin tamamlayıcısıdır adeta. doğa bilimciler hiç üşenmeden binlercesini inceler de uzun uzun, garip garip latince isim takarlar onlara. halbu ki bütün bu patırtıya neden olan bu böceğin dünyadaki seyehati topu topu bir hafta sürecektir. işte aşk da böyledir bence. ömrünün kısalığı ona olan rağbeti etkilememetedir. o da kelebek gibi kısa yaşamına çook güzellik sığdırabilmektedir. bırakalım onun ömrünü de geldiğinde hakkını verelim bence. kelebek ölüp gider. ama aşk öldüğünde en azından arkasında sağlam ve sürekli bir sevgi bırakabilir.aşk ölmesin diye harcayacağımız enerjiyi sevgiye dönüştürmeye harcayalım.

11 Eylül 2006 19:11
Aşk... Aşk...

yazınız gerçekten çok isabetli. bence de aşk, kafa ile kalbin savaşında kalbin galip gelmesidir (bu hakimiyet fazla uzun sürmeyecek olsa da). keşke böyle olmasa... bu hakimiyetin sonu en azından bir mantık-kalp koalisyonu şeklinde olabilse ve sevginin devamlılığı sağlanabilse ne güzel olurdu değil mi!

11 Eylül 2006 14:45
Dünya' da bir İlk..?? 1 beygirlik araçlar Türkiye yollarında..!

yazınızı okudum. haklı olduğunuz noktalar yok değil. ancak genel manada yazınızda araç sahibi olmanın verdiği bir üstünlük duygusunun varlığını sezdim. türkiye'de avrupada olmayan iki şey var o da yayaya duyulan öfke ve duyulmayan saygı. avrupada onlarca aracın seyrettiği şehiriçi yollarda yırtılan çorabınızdan fışkıran ayak parmağınızın ucunu gösterdiğinizde öndeki araçlar ve dolayısı ile diğer araçlar tereddüt etmeden durur ve size yol verirler. türkiyede ise bilmem kaç beygirlik araçların içerisinde direksiyon başındaki bir beygirlik araçlar, böyle durumlarda mümkünse basıp geçerler, değilse güzel!!! bir konuşma yaparlar sonra yol verirler. yine türkiyede şöförlüğü öğrenmenin ve de araç sahibi olmanın ilk şartı da trafikte sağa sola sürekli söylenmek ve o trafikteki her aracın ve de yayanın kendisine bir tür komplo kurduğu psikolojisi sahip olarak, küfürler yağdırmaktır. kalldırım varken yoldan yürümek ile otopark uzak diye kaldırıma parketmek de aynı bir beygirliktir kanımca.

08 Eylül 2006 21:42
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 718
Kayıt tarihi
: 18.08.06
 
 

Ankara' da yaşıyorum. Hukuk okudum ve şu anda Ankara' da avukatlık yapıyorum. Yazmayı ve okumayı ve ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster