Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Bu oranlar sistemi değiştirdi ama CHP genel başkanını değiştiremedi!

Değerli Ali Bey, Goethe’nin ünlü sözünü bilirsiniz: "insan bir şeyi sevmeden anlayamaz" Bu anlayışla, İnsanları (Halkınızı) sevemeden onları anlamanız mümkün müdür? Bir taraftan: "Köylü Milletin efendisi" ifadesini dillendireceksiniz; diğer taraftan da, "Dağdaki Çoban...!" Galiba (kimi) insanlar samimi olmayınca; ne sevebiliyor, ne de anlayabiliyorlar. Sağlıcakla kalınız.

19 Nisan 2017 18:21
AB Başkanlığı, Türkiye, Avrupa’nın Yeni Ekonomik Lideri olsun mu, sorusuna “Evet" demiş midir (25)

Değerli Mehmet Binlik, (3/3) Sonuna getirilir de, Osmanlı vaz geçer mi? Geçmez değil mi? Enverler, Mustafa Kemaller, Fevziler, Kazım Karabekirler, Ali Şükrüler, Rauflar, Ethemler, sayısız ve isimsiz kahramanlar kendilerini, yağan kurşunlara karşı gögüslerini açarak sizce ne uğruna, hangi idealle ölüme gülerek koşmuşlar ve bu sevda onlara nasıl işlenmniştir? Sizce Osmanlı Hanedanı (sürgün edildiğinde) istese tahtı uğruna çarpışır mıydı? Çarpışırdı değil mi? Bunu Mustaka Kemal Paşa'da sorar. Ne yaptılar, babaocağını sessizce terk ettiler ve bugüne kadar da hiç konuşmadılar. Eğer, vatan ve millet, tek sevgilisi, aşkları olmasaydı terk ederler miydi? Özeti, nitelikli bir öğretim elbette gerekli. Önce ailede eğitim verildikten, bu eğitimle birlikte, gençlerimize bir ideal, hedef kazandırıldıktan sonra onlar bilgiyi gece sabahlara kadar uykusuz kalma pahasına arayacak ve bulacaklardır. Ata zorla su içirtemezsiniz. Eğer, öğrenci bilgiyi aramaz, at susamamışsa. Sağlıcakla kalınız.

18 Nisan 2017 16:38
AB Başkanlığı, Türkiye, Avrupa’nın Yeni Ekonomik Lideri olsun mu, sorusuna “Evet" demiş midir (25)

Değerli Mehmet Binlik, (2/3) "...derin uykuya dalsınlar da kalkıp tekrar yazayım. Bir müddet geçtikten sonra tekrar kalktım, etrafı kontrol ettim. Eh tam zamanıdır, gaz lambasını yaktım yazıyı tamamlamaya koyuldum. Aksilik bu ya babam gürültüme uyanmış. "Sen tekrar kalkmışsın yazıyorsun ha!" diyerek lambayı söndürdü kapının dışına koydu."Hadi, yat" diyerek kapıyı da üstüme kilitledi. Ben de çaresiz yattım. İşte ben bu azimle çalışırdım. Bu günlere bu sayede geldim. Bana bugünkü bu kıymeti verdiren o zamanki yazı aşkıdır." Peki, biz öğrencilerimize öğrenme aşkı verebildik, önlerine bir ideal, hedef koyabildik mi? Çevremizdeki gençlerle konuştuğunuzda onların aklında, rüyalarında ve gelecek kurgularında ne vardır? a) manken olmak b)şarkıcı olmak c)köşeyi dönmek d)elinde telefon kulağında kulaklık kafelerde geyik muhabbeti yapmak d)amaçsız, idealsiz, ruhsuz, kokusuz ot misali yaşamak! ve konuya dönelim: Osmanlı 100 proje ile 500 yılda ancak çökertilmesinin sonuna getirilir...

18 Nisan 2017 16:24
16 Nisan referandumu'nun en önemli sonucu: "Türk-Kürt kardeştir teröristler kalleştir!"

Değerli Ali Bey, (3/3) Yusuf Ziya beylerin azınlıklar hakkındaki nutuklarının bütün dünyaya yayınlanmasını teklif etmişlerdi.” Benzer içerikte bir başka önergenin 3 Kasım 1922’de, Mardin milletvekilleri adına Necip Bey tarafından BMM Başkanlığına verildiğini görüyoruz. Sözkonusu önergede, Ankara Hükümeti’ni barış konferansına çağıran İtilâf devletlerinin notasında yer alan “gayr-i Türk” kavramına dikkat çekildikten sonra Kürtler dahil Misâk-ı Millî dahilinde bu sıfatı taşıyan hiçbir kişinin olmadığı dünyaya duyurulmak istenmiş ve Türkler ile Kürtlerin birbirlerinden ayrılmazlığının Lozan’a gidecek heyet tarafından konferansta dile getirilmesi teklif edilmişti.” Meraklıları: Yavuz Selim'in yanında ve O zafere ortak, Kürt Bey'i Kahraman İdris Bitlis-i'yi bilirler. Kürt kardeşlerimizi zamanla (içimizden birileri) kırmış gücendirmiş olabilirler. Ancak, Onlar bizim gerçek düşüncemizin böyle olmadığını bilir ve fazla takılmazlar. Bizler, "et-tırnak" Misaliyiz. Sağlıcakla kalınız.

17 Nisan 2017 11:12
16 Nisan referandumu'nun en önemli sonucu: "Türk-Kürt kardeştir teröristler kalleştir!"

Değerli Ali Bey, (2/3) şimendifer hattının güneyinde kalan bütün Türk ve Kürt aşiretlerinin müstemleke halkı olarak yaşamaktansa ölmeyi tercih ettikleri dile getirilmişti. Bu arzunun buraları işgal ve idare etmek isteyen Avrupalılara duyurulması da Lozan’a gidecek barış heyetinden istenmişti. Ayrıca Doğu ve Güneydoğu illerine -biri dışında- mensup bir grup milletvekili de Türk-Kürt kardeşliğini duyuran bir önergeyi meclise vermişlerdi. Arif (Bitlis), Necip (Mardin), Ali Vasıf (Genç), Abdülkadir Kemali (Kastamonu), Abdülgani (Muş), Esad (Mardin), Derviş (Bitlis), Necmeddin (Siirt), Hamdi (Diyarbakır), Ahmed Hamdi (Muş), Pozan (Urfa) ve Hakkı (Van) beyler söz konusu ortak önergelerinde, -“Türk, Kürt bir kütle-i vahidedir. Kürtler hiçbir vakit Türkiye camiasından ayrılamaz ve bunu ayırmak için hiçbir kuvvetin tesiri yoktur.”Demişlerdi. Bununla yetinmeyen milletvekilleri, önergede, bu konuda Avrupalıların yetkili olmadıklarından bahisle Erzurum milletvekili Necati ile Bitlis milletvekili

17 Nisan 2017 11:05
16 Nisan referandumu'nun en önemli sonucu: "Türk-Kürt kardeştir teröristler kalleştir!"

Değerli Ali Bey, (1/3) İzninizle, Mert Kürt Kardeşlerimiz “bizden neden ayrılmayı düşünmediler; özellikle de İngilizlerin “petrol kokulu” oyununa gelmediler?” sorusuna açıklık getirelim.“Musul’un Ehemmiyeti” üzerine yazan İngiliz K. Williams: Musul, o kadar önemlidir ki...“Büyük Britanya’nın bütün Orta Şark siyasetini açan yahut kapayan anahtardır. Musul Irak’ta kalmamış olsaydı, Filistin’de Siyonizm’in kurulmasının mümkün olmayacaktı” der. İngilizler Mütareke döneminde, zayıf oluşumları gerçekleştirmek, etnik kimlikleri ön plana çıkartmayı hedefleyen politikayı uygulamaya koyar ve Kürtçülük propagandalarına hız verirler. İngilizlerin Kürtçülük propagandasındaki amaç; Orta Doğu’da zengin petrol yataklarına sahip Musul ve Kerkük civarını koruyacak kukla bir Kürt devleti vücuda getirmektir. “..LOZAN GÖRÜŞMELERİNDE MUSUL VE SURİYE Urfa milletvekili Pozan Bey’in 3 Kasım 1922 tarihli önergesinde de, Urfa, Antep ve Maraş halkının meclisin açılışından önce düşmanı kovduğundan bahisle

17 Nisan 2017 11:02
Oku-mu-yo-ruz(!)

Değerli Erhan Salman, Bilirsiniz, "akıl" bir ölçme ve değerlendirme merkezidir. Bir kaynak değildir. Siz, onu (doğru kanıya varabilmesi için) karşılaşırmalı, tez-antitez'lerle donatırsanız; o da size yaşamınızı kolay geçirebileceğiniz malzemeler, rehberler verecektir. Bilgisiz insan, yakıtsız otomobil misalidir. "Gır... Gır.. Gır!" der ancak çalışmaz. Bilgi elbette değerlidir. Onu; edindiğiniz bilgilerden yeni bilgiler (teknolojiler) üreterek daha değerli hale getirebilirsiniz. İnsanlar için "bilmemek" tehlikeli değildir. Tehlikeli olan: "Bilmediğini bilmemesi"dir. Özeti: Okumayan insan, yaşamı gözleri kapalı olarak sürdürmektedir. Sağlıcakla kalınız.

13 Nisan 2017 09:20
Na-Faka basmasa evlilik güzel olurdu

Değerli Ömer Faruk Özbak, Kadın ve erkeğin yaşama bakışını, davranışlarını belirleyen etkenleri, 'Özel Hayat'ı (aile geleneklerinden) biraz biliriz. Bize yabancı olan Antik Romalılar dahil Avrupalıların yaşamı ve yaşamlarının dinamikleridir. YKB tarafından (Batıya ait) 5 cilt olarak yayınlanan, "Özel hayatın tarihi" isimli eserde: Avrupalıların (Ve onların kötü bir taklitçisi olarak) bizlerin, sizin de bahsettiğiniz, geldiğimiz noktanın nedenleri çok güzel açıklanmaktadır. Anlaşılmaktadır. Özellikle de üzerine "tatlı" niyetine: "Yaşama Sanatı" Alfred Adler'in eserini okumuşsanız. Ortada garip ve şaşılacak bir durum olmayacaktır. 1932 yılından itibaren bizlere (devletimiz tarafından) bir gömlek biçilmiştir ve biz bu gömleği (yanlış da ilikleyerek) giymekteyiz. Ne yaptığımızı, toplum olarak nereye gittiğimizin farkında değiliz. Batı, sanayi devrimi için kadın ve çocuğu "ucuz emek!" olarak sisteme enjekte etti ve bunu da "kadın hakları" olarak pazarladı. Sağlıcakla kalınız.

12 Nisan 2017 17:38
Aşk/evlilik!

Değerli Ohannes, geniş manası ile görüşlerimi, dün (9.4.2017) 2. yorumla gönderdim, ancak, size henüz ulaşmamış olmalı. Bu konuda özellikle yaş ve öğrenim ortalaması ülke gerçeklerinin üzerinde olan değerli Blog yazarları da konu ile ilgili yorumlarını göndermelidir. Ki, bu insanı konu biraz daha açıklığa kavuşabilsin. İkinci yorumun size ulaşmasını beklerken, konuyu genişletmek adına bir (insani) tespiti daha eklemiş olalım. İlim insanlarının iddiası o dur ki: Terk eden veya (evlilikte) oyuna katılmayan, soğuk duran taraf genelde "alan taraf" dır. "Alan taraf" Evliliği/birlikteliği (bir gönül değil) ticaret-takas olarak görmekte ve bu insanlar genellikle erken/çocuk dönemlerinde sorunlu büyüme evreleri geçirmektedir. Bunlarla beraber, insanlardan, insani davranışlar (beklenildiği için) şaşırılmamalıdır. Uzun evliliklerde ilişki kalitesini sorgulama yaşı (dün) 40-45'dir. Bu, günümüzde, 55-60'a çıkmış olmalı. Sağlıcakla kalınız.

10 Nisan 2017 13:04
Aşk/evlilik!

Değerli Ohannes kaldığımız yerden devam edersek: "Mutluluk" ne sevmek, ne de sevilmektir. "Mutlu olmak" kişinin beklentileri için çok çalışması ve bedel ödeyerek onu haketmesi ve bunların sonucunda oluşan keyifli sonuçtur. İlişkinin en başında "seni seviyorum" denilmesi (kusura bakılmasın) samimi bir ifade değildir. İnsan, tanımadan birisini sevemez. Öyle olsaydı, 20-30-40 yıllık birliktelik sonucunda kimse diğerine "senden nefret ediyorum!" demezdi. Eşler birbirlerine saygı duyar bu ilerleyen süreçte ancak sevgiye dönüşebilir. Kimse, saygı duymadığı birisini sevemez. Evlilik, tarafları için bir piyango, kurtuluş reçetesi veya eksikleri karşı tarafta giderme operasyonu değildir. Evlilik sadece sorumluluktur. taraflar sorumluluklarını yerine getirdikleri oranda birbirlerine saygı duyar ve severler. Özetle: Toplu çekilen bir resimde insan ilk kime bakmaktadır? A) Sevdiğine B) Kendisine. Kimse size karşı değildir. herkes kendi tarafındadır. Bu insanın gerçeğidir. Sağlıcakla kalınız.

09 Nisan 2017 21:15
Toplam blog
: 914
Toplam yorum
: 2482
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1583
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisinde öğrenciliğim sırasında bir kamu iktisadi kuruluşunda başladığım çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster