Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Size barış deniliyor

Şükrü Erbaş’ın bu yazısını daha önce okumamıştım, sayenizde okudum. “Ey kardeşliğin süreğen kışı. Bir halkın onuruna yağan kar.” Sanırım 1996’da yazılmış ama bugüne yakın cümleler… Ve yağmayan devam eden kar… Bu yazısını okuduktan sonra 2002 Genel Seçimlerinde "Türkçe dışında bir dil kullanarak seçim propagandası yaptığı" için, 9 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş olması çok trajikomik geldi bana. Dava konusu, Kürtçe bilmediği halde Kürtçe konuştuğunun iddia edilmesi ve tüm bunların bir barış yanlısının başına gelmesi… Neyse siyasi kimliği bir yana, en sevdiğim şairlerden biridir Şükrü Erbaş. Bugüne anlamlı, bu yazısını paylaştığınız için teşekkür ederim. Sevgi ve saygılar…

13 Aralık 2009 19:06
E-yönetişim modeli

İki yıl önce ODTÜ'de "Yönetişim Kongresi" düzenlenmişti. Üç gün sürmüştü kongre. "Yönetişim" kelimesini ilk orada duymuştum. O seminerden aklımda kalan en önemli cümle "Ankara küçülmeden Türkiye büyümez" olmuştu. Bugünlerde pekçok yerde "yönetişim" kelimesi kullanılıyor, bu güzel bir şey ama kelimenin tam olarak ifade ettiği şekilde uygulanamıyor. Yöneten ve yönetilenlerin birlikte aldıkları kararlarla, kaynakların şeffaflık ve hesap verebilirlilik içinde kullanıldığı zaman yönetimden yönetişime geçmiş oluruz. Ki bunun için de yazınızda belirttiğiniz gibi yapılması gereken pekçok şey var. E-devlet uygulamaları bu konuda çok önemli. Özellikle de bir sonraki yazınızda anlattığınız "e-belediye"cilik ile sistemin çok hızlı çalışmasını sağlayan bir yönetişim süreci sağlanmış olur. Paylaşmış olduğunuz bu bilgiler için çok teşekkür ederim. Emeğinize sağlık. Sevgi ve saygılar...

02 Aralık 2009 00:48
Mustafa Mumcu abiyi kaybettik..

Çok üzüldüm. Söyleyecek kelime yok. Işıklar içinde yatsın...

30 Kasım 2009 05:02
Gandhi Zamanı, Umut Etmenin Gücü

Yaşadığı zamandan yıllar yıllar geçse de, üzerinde olduğu toprakların kilometrelerce uzağında olsak da, zaman ve mekandan bağımsız; düşüncelerinin ve sözlerinin doğruluğu hiç değişmeyen Gandhi'nin; yoksulluğun azaltılması, kadınların serbestisi, farklı din ve etnik gruplar arasında kardeşlik, kast ve dokunulmazlık ayrımcılığına son, ülkenin ekonomik yeterliliğine kavuşması ve Hindistan'ın yabancı hâkimiyetinden kurtulması için yaptıkları, tüm az gelişmiş ve iç-dış barışı tehdit altında olan ülkeler için geçerli olan mücadele yöntemidir. Ve en sevdiğim sözlerinden birisini paylaşmak istiyorum; "Bizi yok edecekler şunlardır: İlkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlâktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana itmiş bilim; özveriden yoksun bir din anlayışı." Malesef çok tanıdık geliyor. Sevgi ve saygılar...

04 Ekim 2009 20:22
“Sınırlar Olmadan Barış”

Kusura bakmayın, yorumum yarım kalmış, yazdığınız cevabı okumak için sayfanızı açtığımda, şimdi fark ettim :( bir gün gecikmeli de olsa, önceki yorumumun eksik kalan kısmı şuydu;"..sizin bahsettiğiniz bir başka dünyaya ancak bu şekilde yaklaşabilme ihtimalimizin olduğunu düşünüyorum." diye bitirecektim. Şimdi ikinci defa yorum yapma şansım olmuşken :) olaya sosyolojik değil, bir de psikolojik açıdan bakmak istiyorum; üzerimize yapıştırılmış olan kimliklerden kurtulduğumuz an; din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet vs vs sınıflandırmaları bırakıp, hiçbir kimliğin diğer bir kimlikten daha üstte olmadığına inanıp ve sadece insan oluşumuzla ilgilendiğimizde, işte o zaman dünya vatandaşı olup, sınırların olmadığı bir yerkürede yaşama şansını bulabiliriz. ve bu da "Sınırlar olmadan barış" içinde yaşamamızı sağlar. Kaleminize sağlık. Sevgiler, saygılar…

01 Ekim 2009 01:34
“Sınırlar Olmadan Barış”

Gerçek ve sürdürülebilir barışın, sınırlar olmadan, “Hiçbir farklılığı bilmeden, olabilecek her farklılığı öngörerek, dayanışma ve sevgi temelli” kurulabileceğine inanıyorum ve yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Ancak, bunun için çok yüksek bir bilince sahip olmamız gerekiyor. “Biz bu topraklara aidiz ama bu topraklar bize ait değil” cümlesini kurabilecek kadar yüksek bir bilince sahip olduğumuzda zaten sınırları ortadan kaldırmış oluruz. Ama bence sorun şu ki, bu düşünce yapısına, toplumun genelinde ulaşabilmemiz çok zor gözüküyor. Toplumların da, aynı kişiler gibi benlikleri, karakterleri olduğuna inanıyorum. Belli bir yaşa gelen insanın karakterini değiştirmesi çok zor olduğundan, istesek de istemesek de bir zorunluluk olarak, Schumpeter'in, kapitalist sistemin kaderi için yazdığı “yaratıcı yıkım”ın, bizde de bazı kavramlar üzerinde yavaş yavaş çalışmasıyla, çatırdamasıyla, sancılı ve belki de sonu acılı bir süreç de olsa, sizin bahsettiğiniz “bir başka dünya”ya ancak bu şekilde y

30 Eylül 2009 01:21
Adana Demirspor taraftarı sınıfta kaldı

Hayır, bir de pankartlardan birinde şöyle yazıyordu; "endüstriyel futbola hayır, yaşasın renklerin kardeşliği" Renklerin kardeşliği yalan oldu yani :) Livorno, Türkiye'de Beşiktaş ve Adana Demirspor'u, ırkçılığa karşı olduklarından dolayı kardeş takım olarak seçmişti. Şimdi senin de yazdığın gibi, ben de merak ediyorum bu olaydan sonra, acaba kendilerini kandırılmış hissettiler mi? Ve sonuç olarak, gururla söylemek isterim ki; endüstriyel futbol liginde bir tek siyah beyazım kaldı, ırkçı olmayan. Çarşı'yla gurur duyuyorum. Keşke bu dostluk maçı Beşiktaş'la oynansaydı. Kalemine sağlık. Sevgiler, saygılar...

08 Eylül 2009 23:30
Her insan en az bir kez Kürttür hayatında

Aklıma Marcos'un ünlü cümlesi geldi, sen de biliyorsundur kesin; Cia'in Marcos'un gay olduğunu iddia etmesi üzerine Marcos “Evet, ben San Francisco'da bir gay, Güney Afrika'da bir siyah, Avrupa'da bir Asya'lı, İspanya'da bir anarşist, İsrail'de bir Filistin'li, San Cristobal sokaklarında bir maya yerlisi, Almanya'da bir Yahudi’yim, bir işsiz, mutsuz bir öğrenciyim...” der. Ben de ekliyorum, ya da sen de eklemişsin "Türkiye'de Kürtüm". Bu cümleyi söyleyebilme noktasına gelmemiz de bir başarı(!). Zira çok değil 10 yıl öncesinden bahsediyoruz, sevgi insanı Ahmet Kaya'nın başına atılan çatallardan. Benliklerimizden çok kimliklerimiz tartışıldığı sürece, Utku Aksu'nun yazdığı yorumdaki gibi "sadece insan" olmayı başaramayacağız sanırım. Ama hiçbir ırk, kültür ve toplumun, diğeri tarafından ezilmediği ve eşit olduğu bir toprakta "sadece insan" olabilmek umuduyla... Sevgiler

07 Eylül 2009 23:43
Hayatın nanik yaptığı zihniyetler

Yazınızı beğenerek okudum. Kaleminize sağlık. Gerçekle doğru arasındaki kurulan ilişki, güncel örneklerle verdiğiniz 3 durumdan hangisi olursa olsun, bence "doğru"yu belirleyen tek bir şey var, "zaman". Şu zamana ait yorum yapabileceğimiz tek şey ise "Gerçek". Nasıl ki, geçmişte yapmadığımız/yapamadığımız doğru'ların şimdiki zamanda "gerçek" olarak karşımıza çıkması gibi.. Şimdiki zamana dair yapabileceğimiz en önemli şey ise, "gerçek"i kabul etmek. Gerçekle yüzleşmemiz gereken bir noktaya geldik. "Doğru"nun ne olduğunu bilmiyorum ama en azından "gerçek"i inkar etmiyorum. Eğer edersem de dediğiniz gibi; "Hayatın nanik yaptığı zihniyetler"den biri olacağımı biliyorum. Doğru ile gerçeğin buluştuğu bir zamanı görmek ümidiyle... Saygı ve sevgilerimle...

07 Eylül 2009 23:02
Yine rahatsız ettik özür dileriz.

Tarihte karşılıklı olarak hatalar yapılmış olabilir, ya da hala ve hala devam ediyor bile olabilir! Hiç bir ülke, hiç bir tarih geçmişinde hiçbir hata yapmayacak kadar büyük değildir. Ama yapılan hatalardan utanmayacak kadar küçük olmayalım bari. İngiltere, Fransa, Almanya, Amerika vs vs hepsi yaptı. Hepsinin yapması hiçbirini temize çıkarmaz. Yazdıklarınıza aynen katılıyorum, haksızlığa uğrayanın kim olduğuna bakılmaksızın, haksızlığa dur diyebilmek olgunluğuna çoğunluk olarak ulaşabilmek umuduyla... Sevgiler, saygılar...

24 Aralık 2008 00:58
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 219
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 5778
Kayıt tarihi
: 06.09.06
 
 

Yılın en uzun gecesinde doğmuşum. Bu yüzden midir bilinmez ruhlarımızın özgür kaldığı geceleri se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster