Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Üzülme! Seninkisi belki de 'kendin olma yorgunluğu'!

Türkiye'de "an"ı yaşamak ne mümkün..Ben kaçış için her akşam fonda "Çocuklar Duymasın" dizisi eskilerini açık tutuyorum bir şeylerle uğraşmaya çalışırken bir taraftan. Ayrıca artık bir dinazor olan ilk iPad'imiz benim için sinema dünyasının kozmik kapısı gibi. Özellikle 1930'ların, 50'lerin, yani 20.YY'ın filmlerine erişmek için. Bu arada yeniden yazıyor olman sevindirici, kutlarım. Sevgiler.

18 Mart 2017 22:16
İklimsiz(lik)

Sevgili Ersin, yazın epey dokundu bu sefer. Son zamanlarda içe sık yapılan yolculukların etkisi midir? Bu yolculukların çıkmazında, "kendime ne yaptım?" sorusuna çarpıyorum her defasında. Düşündüm de senin o küvözünü kendim için nitelemekten de gocunmuyorum artık; "yarı ulus devletin "piç"i -anlamı muhtelif- gibi hissediyorum, ortada öylece bırakılmış" kendinde sürgün bir transkültürel kimliklilik hali. Ne kadar değişmeye ve kendimi kabul etmeye çalışsam da kaybedilenle birlikte kazanılamayana erişmek mümkün olmadığı gibi, bu yarım yamalaklığı bütünlemek de olanaksız artık, rüyalar dışında. Senin deyişinle "hayata dokundukça sürekli acıtmasının" nedeni de bu sanırım. Çare, ya hafıza kaybına uğramayı dileyerek ya da unutmaya çalışarak "hayat"a uyum için uğraşmaya devam etmek. Tabii önce "hayat"ı-aslında kaos-algılamak gerek hafızanın tortularını kazıyıp. Alzheimer bir seçenek değilse.

28 Eylül 2015 16:13
Toplumsallık ve bireysellik

Öncelikle yazınızdan etkilendiğimi belirtmeliyim. Benim sorum ise şu: Her sabah beni dünya yeniden kuruluyormuşçasına güne başlatan güdünün kaynağı nedir? Nedir beni her günün akşamı var olmamın tüm yükleriyle geri dönmeme rağmen ertesi gün farklı olacakmışçasına arkamdan iten? Bunun bulabildiğim tek yanıtı ne yazık ki her şeye(köleliğe)rağmen varlığımı sürdürme içgüdüsü. Gerisi bu gerçeğin süslemeleri. İnsanlığın en gelişmiş halinin kutsadığı tek değer olan insan hayatının gerçekte hiç bir anlamı yok, olmayacak da. Bunu bile bile yaşamı sürdürmeye kodlanan bir varlığın "dram"ını yaşıyoruz. Eşitsizliğin, adaletsizliğin, kendinden başkasına zulmetmenin rasyonel kılınmasının temelinde bu yatıyor. Oyalanırken çıkar yol ise bana göre Kant'a rağmen kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmama bilincine varıp bunu estetik açıdan geliştirirken, yapma özgürlüğünü olabildiğince dizginlemek ve bunun ötesinde hiç bir baskıya boyun eğmemek üzere çizilen yoldan sapmakta. Saygılarımla.

26 Kasım 2014 11:28
108. yaşın kutlu olsun Sait Faik...

Merhaba. En son "Medarı Maişet Motoru" adlı eserini okudum. Döneminde sansürlenen bölümleri görmek ibretlikti. Ada insanlarının tahlili tam da sizin yazıp yorumladığınız gibi hissettirdi bana. Sonradan bir blogdaşımla kitap hakkında konuşurken kendisinin özel hayatı da konu oldu. Üstadı sizin dile getirişiniz ve kitabın, okurken dikkatimi çekse de üzerinde durmadığım bazı bölümleri bende şimdi karşılığını buldu ve her bir Sait Faik insanında kötülüğe galebe çalan iyiliği, güzelliği insanın içine işleten ince ruhu biraz daha iyi anlayabildim. Selam ve saygılarımla.

24 Kasım 2014 21:08
‘Anadolu Partisi’ üzerinden kadim ‘geçmişe’ ve de ‘geleceğe’ bir yolculuk…

Eminim sizin de bildiğini gibi Anadolu'dan bir canon yaratmak konusunda Anadolucuları genellememek gerek. N.Topçu, Memduh Şevket, Reşat Şemsettin ve diğerleri devletteki bürokratik ayağını temsil ettikleri muhafazakar sağın CHP içindeki yapılanması ve yeni bir çıkış arayışının temsilcilerdir. Siyasette çok etkili olmuşlardır. Buna karşılık Remzi Oğuz ekolü Anadolu arkeolojisine dayanan ve fakat Türk milliyetçiliği çizgisindeyken, Mavi Anadolu ise Cevat Şakir ile başlayıp S. Eyüpoğlu ile süren ve Anadolu'yu idealize eden Doğu Akdeniz hümanizması etrafında bir akımdır. Ayrıca etimolojik açıdan "Anatolia" Grekçe "güneşin doğuşu" ve doğal olarak "doğu" anlamındaki "Anatole" den türemedir bildiğim kadarıyla. Buradaki "ana" ise yine Grekçe "yükselmek" ten gelmektedir. Bence Anatolia ya da Anadolu kelimesinin etimolojisinde bu coğrafyaya özgü bir kök aramak epey zorlu bir çaba. Cevat Şakir ise Yunan ile Anadolu'yu ortak kılmakta buldu çareyi. Saygılarımla

16 Kasım 2014 08:55
2014 Nobel Ödülleri

Akademinin Edebiyat Ödülü basın açıklaması şu şekilde: “for the art of memory with which he has evoked the most ungraspable human destinies and uncovered the life-world of the occupation”. Bu nedenle ne yazık ki bizde çevirisi olmayan "missing person" isimli romanı sipariş ettim. Merakla bekliyorum. Selam ve sevgiler.

12 Ekim 2014 19:43
Vaka-i Aşk

Dünün ve bugünün varoluşsal bir sentezinin, birlikteliğinin ya da sürekliliğinin "aşk" a indirgenmesi ya da "aşk" ta aranması. Hiçliğin aşkla anlamlandırılması mı? Çok güçlü ifadeler. Teşekkürler. Sevgiler.

28 Eylül 2014 21:31
İstiklal caddesi

Nurten Hn. Ankara'dan İstiklal Caddesi müdavimiyim iş gezileri vesilesiyle. Bir hayal kırıcı haber de ben vereyim 3 hafta önceki gidişimden. Kelepir Sahaf-Kitapçı da yerini otel inşaatına bırakacakmış. Son günlerini sürüyordu. Herhalde şimdilerde çoktan mekanı terk eylemiştir. Robinson Kitapevi ise çok önceleri kapanmıştı. Bunu adlandırmak kolay değil. Değişim demek çok yüzeysel kalır. Bize iyi görünmediği kesin. Sıradanlığa, sermayenin gücüne, banâlliğe teslimiyet sizin de belirttiğiniz gibi. Söze gelince muhafazakar toplumuz. Gerçekte olan ise, post-modern yaşamın ve hızlı iletişim çağının şaşkınlığı. Her gidişimde bu ve benzeri kafa karışıklığı ile döndüğüm halde bunu yazmaya yetecek kadar duygu kabarması yaşamayışıma da kızarak, anlamlı yazınızla son günlerde okumaya başladığım Tezer Özlü'nün "bilinçsiz sınıf atlamak" saptamasını bağdaştırdım. Üzerinde çok kafa yorulması gereken. Selam ve saygılarımla.

26 Eylül 2014 11:08
"Buz Kovası Hareketi", "Bee Challange" ve C. Süreya…

Sevgili Ersin,  Cemal Süreya'nın bir şiirini de çözümleyerek güncel bir soruna bağlayan yazını beğenecek okudum. Şairin aşkta aradığın saflığı nasıl dile getirdiğini aktardığın için teşekkürler. Bu arada, buzkovasımeydanokuması konusunu haklı olarak bizim medyaya yansıdığı kadarıyla yüzeysel bir eylem olarak nitelemen de pek haksız sayılmayabilir. Ancak işin aslı senin de belirttiğin ve şairin vesile yaptığı gibi çok vahim bir duruma dayanıyor. Bunu eşimin çok yakın bir akrabası nedeniyle biliyorum. Sözkonusu eylemin amacı da bu hastalığa dair farkındalığı artırmak. Sağlanan fon ise  anladığım kadarıyla yine sanal alem üzerinden bu illete yakalananlar ve yakınlarına ücretsiz mobile uygulama geliştirmek için kullanılacak. Bu amaçla senin bu yazın üzerinden insanları şu bağlantıyı beğenmeye davet ediyorum       https://www.facebook.com/alsforums/timeline?ref=page_internal Selam ve sevgilerimle. 

20 Eylül 2014 21:13
Çöp Konteynerindeki Hazine: Kitaplarım..!

Rıfat Bey, Durumunuzu gayet iyi anlayabiliyorum. Ben baskılara şu ana kadar dayanabildim. Ancak en kısa zamanda bir çözüm bulmam gerekiyor. Bunun peşin peşin size ayrılan bir köşede tutulmak üzere bir kütüphaneye bağışlamak gibi yolları kestirme yolları olsa da, varlıklarıyla son derecede içli dışlı olduğum ve sürekli çoğalan bu varlıklardan fiziken bu denli uzaklaşmak için erken olduğunu düşünüyorum. Maliyet gerektiren diğer bazı seçenekler de bir alternatif olamıyor ne yazık ki. Ne yapalım, şimdilik tolerans dilemeye ve çözüm aramaya devam. Saygılarımla.

18 Eylül 2014 15:26
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 867
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster