Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
"Gezi Parkı Direnişi". Yeni bir tekno-politik mi?

Sevgili Ersin, çok yerinde bir analiz girişimi gerçekten. Her şey çok hızlı gelişiyor ve sindirilmesi zor. Aşağıdaki yorumu senin 21 Şubat tarihinde "Çağımızın hastalığı: "Kafa karışıklığı", aşmak için yöntemsel bir arayış" başlıklı blog yazın için yapmışım. Sanırım bu yazı için de geçerli. İyi dilek ve selamlarımla. "...iletişimde ve "bilgi"nin paylaşımında son bir kaç yılda yaşanan gelişim ve değişim Goethe'yi bile çılgına döndürürdü eminim. Söylemeye çalıştığım, sorunun salt "ilerleme"nin teknikteki ilerleme olarak algılanması problemi olarak nitelenmesinin çok ötesine geçtiğidir. Senin de son derecede yerinde saptaman olan "toplumsal ve bireysel tarihten kopma" (dikkatini çekerim "koparılma" değil)sonuçlardan birisi sadece. Bu bizim 50 küsur yaş algılamamız. Bir de soruna, bu teknolojinin içine doğan ve hala bir asır öncesinin eğitim kalıbıyla şekil verilmeye çalışılan taze beyinler açısından değerlendirmeye çalış derim."

04 Haziran 2013 17:12
“Kemal”e davet

Sn.Abbas Oğuz'a yanıtım:"Siyaset" kelimesi" memleket idare etme sanatı, devlet idare tarzı" olarak ifade ediliyor. "Siyasi Parti" de doğal olarak fikirleri, yöntemleri iktidara taşıyan demokratik bir araç. Yaşım uygun olduğu için CHP'nin memleketi en son yönettiği yılları hatırlayabiliyorum; 35 yıl olmuş. Sizce de bu durum biraz tuhaf değil mi? Bu durumda CHP fiilen bir siyasi parti olmaktan çok bir demokratik toplum kuruluşu olarak hizmet veriyor kanımca. Ana muhalefet partisi olarak iktidara gelme potansiyeli taşıyan bir parti olmasına rağmen, alternatif oluşturamayıp halktan iktidar olma yetkisini alamamanın bedelini yıllardır CHP'yi destekleyen milyonlar ve giderek tüm toplum ödemektedir. Ecevit 1960'lı yıllarda "Ortanın Solu"nda şöyle diyor: "CHP öncü bir partidir...öncü olarak ve öncülük ödeviyle doğmuştur...bu karakterini değiştirmeye kalkışmak,kendisini canlı tutan unsurların inanç ve desteğini ve kendi kimliğini yitirmek olur.” Ben artık yitirildiği kanısındayım. Saygılarımla.

26 Mayıs 2013 16:04
Ankaralı dostlarla,' Milliyet Blog Yazarlar' buluşması ...

İsimlerini ve özelliklerini itinayla dile getirdiğiniz, her birisi sofraya ayrı renk katan değerli blog yazarları arasında bulunmak bende de epey zamandır alamadığım hoş bir damak tadı bıraktı sayın üstat. Tekrar görüşmek umut ve dileğiyle saygılar sunarım.

03 Mayıs 2013 14:39
Çağımızın hastalığı: "Kafa karışıklığı", aşmak için yöntemsel bir arayış

Felsefe merakım olsa da felsefi terimlerle, İdealist ve materyalist felsefeden aktarımlarda tartışmayı sürdürebileceğimi ben de sanmıyorum. Bu bana 12 Eylül öncesinin didakik fraksiyon tartışmalarını anımsattı. İyi bir hafta sonu dileklerimle. Sevgiler.

22 Şubat 2013 21:18
Çağımızın hastalığı: "Kafa karışıklığı", aşmak için yöntemsel bir arayış

(devam)"Ölüm" dahi oyunun son derecede doğal bir parçası olmuş durumda ve defalarca yaşanabiliyor. Bu durumda kutsalı inşa etmek ve korumak ne derecede mümkün olabilir? Adam Smith'in yargısına gelince, sözü günün ve konunun bağlamından koparıp bugüne getirdiğimiz taktirde hangi uğraşın değerli hangisinin "oyuncaklar kadar değerli" olduğunun kararını kim verecek. Örneğin, beyninin düşük kapasitede çalıştığı düşünülen (sınıflanan) bir bireyin uğraşının onun algısındaki değeri ile buna dışarıdan kendi algısıyla değer atfeden daha ortalama birisinin gözünde değer olgusu değişebilir. Selamlarımla.

22 Şubat 2013 14:37
Çağımızın hastalığı: "Kafa karışıklığı", aşmak için yöntemsel bir arayış

Düşünme eylemim herhangi bir yazarın ya da düşünürün üretiği kalıba girip girmediği kaygısından bağımsız olabiliyor çok şükür ki. Bunu dile getirirken boşboğazlık riskini de zaman zaman göze alıyorum psikolojik durumuma göre. Artık burçlara mı verilir bilemeyeceğim. Konuya dönersek; ben ideolojinin öldüğünü değil, geçmişteki şekliyle devam edemeyeceğini, iletişimin ve bireyin gelişimi ve derinleşmesiyle asıl bağlamından kopacağı yönündeki algımı dile getirmeye çalıştım. Bu dile getirişin de senin nitelemenle yeni bir "ideoloji" olamayacağını vurguladım. Burada da sanırım ikimiz de dar anlamda tanımdan bahsediyoruz. Etimolojiden ayrılarak somut bir örnek vermek gerekirse: örneğin bugünün çocukları ulus devletin tarih kurgusu ile yetişirken kafalarındaki "kimlik" imajı aynı zamanda bilgisayar oyunları ve benzeri görsellerle bir anda sanal gerçeklikte karşılarına çıkıyor. "Ölüm" dahi oyunun son derecede doğal bir parçası olmuş durumda ve defalarca yaşanabiliyor.

22 Şubat 2013 14:28
Çağımızın hastalığı: "Kafa karışıklığı", aşmak için yöntemsel bir arayış

Bir öngörü denemesi olarak sarfedilen "hiç bir ideolojik kavram aslının devamı olarak var olmayacak" cümlesinin kendisi bir ideoloji olarak nitelenemeyeceğine göre hangi ideolojinin bir yansıması olabilir merak ediyorum? Post modern bir saptama dersen bu bir ideoloji olarak nitelenemez.Görüşünü almaktan memnuniyet duyarım samimi olarak. Ayrıca, "birey" kavramını salt hırs ve hedonizmle koşut saymak da çok tartışmalı. İlaveten Pozitif bilimden yana tavır almak sorunları çözümlüyorsa ne mutlu. Ancak bilimsel bulgular (bir yenisi gelene kadar kesin kabulüyle)düşünceler kadar hızlı olamıyor ne yazık ki. Nitekim, insan beyninde ideolojiyi (inanç) etkileyen bölgenin varlığının keşfi iddiası epey yeni sayılır. Sevgiler.

22 Şubat 2013 10:52
Çağımızın hastalığı: "Kafa karışıklığı", aşmak için yöntemsel bir arayış

Tekrar Merhaba. Konuyu ideoloji temelinde ele almak istemedim doğrusu. Ancak son cümle ile buna davetiye çıkardım sanırım. Yanıtındaki "süreklilik" konusunun hangi ideolojiden kaynaklanırsa kaynaklansın iletişim çağına yenik düşeceği görüşündeyim. Bu gidişle on yıla kalmadan hiç bir ideolojik kavram aslının devamı olarak var olmayacak. Tabi dünya bir felakete uğramazsa. Buna din de milliyetçilik de, vatanseverlik de dahil. Farkında değiliz belki ama süreç bu denli hızlı işliyor. İstemesek de globalleşme gerçekleşiyor. Bireyin dörtnala "kendini gerçekleştirme"ye koştuğu bu süreçte "toplum" kavramının ve aidiyetlerin dahi yeniden tanımlanması gerek. Konuyu saptırmak istemiyorum ama bana öyle geliyor. Sevgilerimle.

21 Şubat 2013 17:42
Çağımızın hastalığı: "Kafa karışıklığı", aşmak için yöntemsel bir arayış

Sevgili Ersin, iletişimde ve "bilgi"nin paylaşımında son bir kaç yılda yaşanan gelişim ve değişim Goethe'yi bile çılgına döndürürdü eminim. Söylemeye çalıştığım, sorunun salt "ilerleme"nin teknikteki ilerleme olarak algılanması problemi olarak nitelenmesinin çok ötesine geçtiğidir. Senin de son derecede yerinde saptaman olan "toplumsal ve bieysel tarihten kopma" (dikkatini çekerim "koparılma" değil)sonuçlardan birisi sadece. Bu bizim 50 küsur yaş algılamamız. Bir de soruna, bu teknolojinin içine doğan ve hala bir asır öncesinin eğitim kalıbıyla şekil verilmeye çalışılan taze beyinler açısından değerlendirmeye çalış derim. Tabi bu ne kadar mümkün ise. Son olarak, "Türk toplumunun daha derinden düşünmesi lazım" vecizesini pek anlayamadım. Toplum bir bütün halinde düşünme eylemi mi yapacak? Tatışacaksa bir bütün halinde yek bir sonuca ulaşmasını beklemek ne derecede mantıklı ve tutarlı. Kendini Türk olarak nitelemeyenler düşünüp tartışmasın mı? Selam ve sevgiler.

21 Şubat 2013 11:37
'Barış' mı, 'barışma' mı?

Tarihte Kürt isyanları gözardı edilerek yapılan analiz eksik kalacaktır. Buna cumhuriyetin kuruluş ve restorasyon dönemi de dahil olmalıdır. Adına ne dersek diyelim bu denli uzun süren bir kavganın klasik ulus devlet bakışı ile çözümlenemeyeceğini bırakalım kabul etmeyi artık bu yönde adım atarak yönetememek siyaseten intihar anlamına geliyor. Asıl sorun bu gerçeğin ulus devletin inşaası sürecinde oluşmuş yekpare ulus algısıyla kendisini Türk olarak niteleyenlere nasıl kabul ettirileceğidir. Bu dönemde ilerlemeye öncülük edebilecek güçlü bir muhalefetten yoksunluk ise en büyük tehlike ne yaziık ki.

13 Ocak 2013 16:28
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1037
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster