Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Hep bir eksik vardır!

Çok etkileyici bir dile getiriş. Kutlarım. Sevgilerimle.

12 Kasım 2012 13:47
Bir zamanlar ve şimdi...

Sevgili Ersin, "Yeni durumlara yeni terimlerle ve cesaretle yaklaşmak durumunda olduğumuz yeni zamanlardayız!" saptamanla zamanımızda değişimi anlama gereği konusunda hemfikir olmamıza sevindim. Ancak sorunun terminolojik kısmının en azından şimdilik aynı önemde olduğuna katılmıyorum. Değerli yanıtın için içten teşekkürler,sevgiler ve esenlik dileğimle.

13 Ağustos 2012 14:33
Bir zamanlar ve şimdi...

Bu belki maksadı tam da anlatamama potansiyeli taşıyan cümlelerden sonra lafı  en son okuduğum Franz Kafka'nım babasına yazdığı gönderilmemiş mektubuna getirerek bağlamak istiyorum. Şöyle diyor Franz ulaşılmaz ve aşılmaz  bir güç olarak gördüğü babasına mektubunun bir yerinde, babasının işi sayesinde hiçbir yokluk çekmeden, huzur, sıcaklık ve bolluk içinde yaşamasını başına kakmasından şikayetle: "...Böyle deneyimlerin ardından acı bir şakayla, halımızın fazla iyi olduğunu söylerdin. Ama bir anlamda şaka değil bu. Senin mücadeleyle elde etmek zorunda kaldığın şey, bize senin elinden verildi. ama senin erken yaşta içine düştüğün ve bizden de uzak kalmayan dışarıdaki hayat mücadelesini biz ancak geç bir dönemde, yetişkin yaşımızda çocuk gücümüzle öğrenmek zorunda kaldık. Bu yüzden bizim durumumuzun mutlaka seninkinden daha elverişsiz olduğunu söylemiyorum, her haldeikisi de eş değerdir (ancak temel yapılarımızı karşılaştırıyorum burada), yalnız biz bir noktada, senin yaptığın gibi, kendi zorluklarımızla övunemeyeceğimiz ve kimseyi bunlarla küçük düşüremeyeceğimiz için daha elverişsiz bir konumdayız. Senin büyük ve başarılı işinin meyvelerini gerçekten de tadanileceğimi, bunlardan yararlanabileceğimi ve senin de istediğin gibi, bunlarla çalışmayı sürdürebileceğimi inkar ediyor değilim, ama birbirimize yabancılaşmamız buna engeldi. Senin verdiklerinin tadını çıkarabilirdim, ama ancak utanç, yorgunluk, zayıflık, suçluluk bilinci içinde. Bu yüzden sana bunlar için ancak bir dilenci gibi minnettarım olabilirim, edimlerle değil."

11 Ağustos 2012 18:37
Bir zamanlar ve şimdi...

Sevgili Ersin," kuşak çatışmasına" na dramatik bir gönderme yaptığın cevabına yeni bir yorum kaçınılmaz oldu.Aslına bakılırsa kuşaklar arası çatışma ve birbirini anlama sorunu tüm olumlu-olumsuz yanlarıyla değişimi önce algılama sonrasında ise kabullenme, yönetme ya da reddetme pratiğinin tam da ortasında yer alıyor. Her çocuğun anne ve/veya babası ile bir gün hesaplaşmasının hayatın bir yerlerinde tam karşısına çıkması gibi. Takılıp kalmak ya da etrafından dolanmak ise sadece bedeli giderek ağırlaşan bu hesaplaşmayı ertelemeye yarıyor. Bu ilişkide ebeveyn tarafında ise bir hesaplaşmadan söz edilemese de, bir muhasebe yapabilmek ise en zor olanı kanımca. Ayrıca bu saptamayı bir metafor olarak değerlendirip snayasa tartışmalarının yapıldığı bir dönemde devlet-vatandaş ilişkisinde de örnek almak mümkündür kanımca. (devamı var)

11 Ağustos 2012 18:34
Bir zamanlar ve şimdi...

Merhaba Ersin, yazındaki umutsuzluk ve geçmişi yad anlaşılabilir bir duygu. Diğer taraftan, değişimi sadece kendi açımızdan ve olumsuz tarafından algılamak da sık yaptığımız kolay bir hata bence anlamak yerine. Tıpkı geçmişte ya da bugün acı çeken ya da ezilenlerin son derecede insani bir tavırla yaptıkları gibi. Oysa mevcut bilgimizle ve bilincimizle zamanı geri döndürmek ve sadece özlemi duyulan dönemlerde dondurup sonsuzlaştırmak mümkün olsa, diğer bir deyişle gelişmeyi reddetme şansımız olsa bunu diler miydik? Sevgiler. (Foça, 10 Ağustos 2012)

10 Ağustos 2012 17:39
Ah Tiraje, öyle bir geçer ki zaman!

bugün elimizden kayıp gidiyor mu kuşkusu terketmiyor beni. Dün göz attığım bir televizyon tartışma programında, istikrarla oğluma sınırlama getirmeye çalıştığım sanal oyunların, geleceğin eğitim aracının bir nüvesi olduğu fikri savunularak çocukların daha ne kadar dört duvar arasında sandalyelere saatlerce sabitlenerek tutulabileceği sorgulanıyordu. Son zamanlarda okul konusunda benim de bu yönde kişisel gözlemlerim var. Sıradan çocuk oyunları kategorisinde değerlendirebildiğim bu olgunun geleceğin yetişkinlerinin yaşamının önemli bir parçası olabileceği düşüncesini ne derece sindirebilirim bilemiyorum. Ancak böylesi bir dünyada değerlere ve duygulara yer olmadığı/olmayacağını savlamayı doğru bulmuyorum. Bir klişe; "geçmişten geleceğe köprü olmak", anlamını bu noktada bulur belki de. Denemek çok mu zor acaba?

27 Ekim 2010 10:01
Toplumsalın sonu (mu)?

Objektif bir gözle bana 70'ler mi bugün mü diye sorulsa cevap vermekte zorlanırım diye düşünüyorum. Öncelikle yaşın gereği olarak geçmişe özlem bir bariyer oluşturuyor. Kanumca bu karşıaştırmayı yapmak beyhude olurdu. Bugün bizin 79'li yıllardaki yaşımızı sürenler de bir 40 yıl sonra bizim konumumuzda olabilirler. Ya da biz 70'lerde 40 yıl öncesine bakıp hayıflanıyor muyduk? Kendi adıma o yıllarda geçmişi kutsadığımı hatırlamıyorum. Ancak o dönemde büyüklerin eğitim sistemini eskiyle kıyaslayııp hayıflandıkları aklımda. Sonuçta bu tuhaf bir döngü galiba. Ancak bireyin toplumun önüne geçtiği saptaması çok yerinde. Baskın Hoca'nın yeni küreselleşmenin sadakat odağına "birey" i oturttuğuna geçen günkü bir yazısı vesilesiyle şahit oldum. Artık huzura erebiliriz. Sevgilerimle.

14 Ekim 2010 14:56
"Matruşka sözcükler"le toplumun siyaseti!

bu analizini hem keyifle okudum hem de yapısalcı ve yapı bozumcu akımları çağrıştırdığı için öğretici oldu diğer yandan. Bu arada da kendimce birey ve millet arasındaki bağlantıda algıladığım bir sorunu dile getireyim istedim. Bireyin bağımsız karar verme yetisini sakatlayan durum ile millet olma vasfının bireysel yarardan soyut olarak yüceltilip öne çıkarılması benzer etkiye sahip bana göre. Aslında beklenen bireyin özgür iradesiyle kendi çıkarını toplumsal çıkarla özdeşleştirebilmesiş değil mi? Bu durumda cevaplanması gereken soru "bireysel hak ve özgürlükler" e yönelik kayıtların öne çıktığı bu referandumda bireyin "genele ilişkin soyut kaygılar" la mı hareket etmesi yoksa beklenen duruma katkı sağlaması umulan "bireysel hak ve özgürlükler" kaydından yana mı tavır almasının normal olduğudur. Bunu tartışırken tüm terimleri yerel bağlamından soyutlayarak ele almayı öneriyorum. Sonuçta ben de kafamda bu çelişkiyle kaygılananlar grubunda olsam da. Bayramın esenlik getirmesi dileğimle.

08 Eylül 2010 10:15
"Adaletin Sembolü"nün gözü bağlı mı kalmalı yoksa açılmalı mı?

Düşündürücü yazın için teşekkürler sevgili Ersin. Aslında her iki görüş sahibinin de ortak paydası zayıftan yana olmaya dair. Bu durumda adalet söz konusu olduğunda tarafsızlığın karşısına, konulabilecek ne var diye düşünüldüğünde zayıfın tarafı olmayı koyabilir miyiz sorusu akla geliyor. Kanımca çok temel ve çok derin bir sorun. Bunun cevabını ararken üstü kapalı olarak var olan düzenin adaletsizliğe neden olduğunu da kabul ediyoruz. Düzenin, güçlülerin karşısında zayıfları yarattğını. Adaleti sağlamasını beklediğimiz insanlardan da bu işleyişin hilafına zayıfı korumasını bekliyoruz. Bunun teminatı kim? İlk akla gelen ve en güçlü olan devlet mi? Devlet en güçlü ve aynı zamanda zayıflığın da nedeni ise nasıl zayıfın yanında olacak. Ayrıca prensipte devletin teminatı da adalet değil mi? Burada ister istemez Rousseau, genel irade ve diğer kavramlar akla geliyor. İçinden çıkılması zor bir sosyolojik, felsefi derya bana göre. Sevgi ve saygılarımla.

05 Temmuz 2010 11:39
Kilitlerinden ayrı düşen anahtarlar!

Rasyonel aklımızın ya da sol beyin lobumuzun egemen kıldığı bir çıkmaz sanki bu anahtarda simgelenen. Öyle ki sürekli kendisini üreten ve ürettikçe genişleyen ve uzayan bir çemberin içinde kendi hapishanemizin hem gardiyanı hem de mahkûmu olmak gibi. En büyük çelişkimiz olan ölümü aşma uğruna feda edilenler, unutulanlar ve görmezden gelinenler, bu hapishanenin karanlıklarına gömülenler başka nasıl anlam bulur? Batı'nın Doğuya, "ilerlemenin" "ilkelliğe", "temiz" olanın "kirliye", "güzel" olanın "çirkine" ve "erkeğin" "kadına" galip gelmesi ile sanki ebediyyen kilitli kalacakmış korkusuna kapılmamak elde değil. Sağlıcakla.

26 Nisan 2010 11:38
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1037
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster