Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Kayıp blogumun akibeti

Merhaba; bundan birkaç ay önce benzer bir durumu yaşadım. Bir baktım okunma oranım her zamankinden yüksek görünüyor. Neden acaba diye sayfayı incelediğimde, 6 blogumun sayfamda olmadığını gördüm. Editörlere yazıp yardım istedim. Gelen cevapta, sistemde blogları benim silmiş olarak göründüğünü, silinen blogların arasında olduğunu, oradan 5 tanesini geri yayına aldıklarını, ama bir tanesinin yazısının da sayfadan silindiğini, eğer bende varsa tekrar yayına koyabileceğimi bildirmişlerdi. Önlem olarak da şifremi değiştirmem önerilmişti. O blogları ben silmemiştim ve buna bir anlam verememiştim. Silinen bloglar sayfasında sadece başlığı ve resmi olan, yazısı silinmiş bulunan bloğum, annemle ilgili yazdığım bir yazıydı. Sonra yazıyı tekrar sayfaya yapıştırdım ve yayına verdim. Bütün bunlar hiç olmamış gibi aynı tarih ve okunma oranları ile bloglarım yerli yerine geldi. Ben çözememiştim ne olduğunu, şimdi yazınızı okuyunca yalnız olmadığınızı bilin istedim. Saygılarımla.

25 Kasım 2007 13:47
Evet, ben bir kitap yazdım

Çok sıkı takip edemesem de bu platformu, gene de epeydir olmadığınızı fark etmiştim. Demek ki tembellik yapmıyormuşsunuz, gene üretiyormuşsunuz:)) Hayallerinize devam...Sevgi ve saygılarımla.

22 Kasım 2007 16:45
Kaybolmadan "Gayb" olunmaz...

Teşekkür ederim paylaşımınız için...Ezberlerden kurtulma çabaları, kendi ayaklarımızın üzerinde durabildiğimiz yaşları buluyor ne yazık ki...Ama gene de bunu fark edip de, kendi ayak izlerimizi beynimizde isteyebilmek de büyük aşama bu toplumda. Sevgi ve saygılarımla.

16 Kasım 2007 09:36
“17 Ağustos 1999” Kaç kişi hatırlıyor?

Gökgürültüsünün sesine uykumdan uyanıp, ne olduğunu anlayamadan, derhal oğlumun odasına gittiğimde hatırladım o geceyi. Hiç birimizin unutabileceği bir acı değil ki...

13 Kasım 2007 14:09
Umduğum...

Beğenerek okudum yazını, birçok duyguyu harmanlamışsın, savurdu bir yandan bir yana beni. Bu sefer düşündüklerim bana kalsın, öyle çoklar ki hangi birini anlatayım, en iyisi hiç başlamayayım:) Sevgi ve saygılarımla.

12 Kasım 2007 14:35
Ağlamak ayıp değil yüreğim

Çaresizlik karşısında ağlamak çare olabilse... Ama dipsiz kuyulardan bir an önce çıkmak lazım, bize armağan olan yaşamı heba etmemek için. Çareyi yüreğimizi, yüreğimize yaslayarak bulmalıyız belki de. Çok güzel bir yazıydı elinize sağlık... Sevgi ve saygılarımla.

12 Kasım 2007 11:12
Zaman ve insan

Bana yazdığınız yorumda belirtmişsiniz ama, burada unutmuşsunuz Doğa'ya demeyi:) Şaka bir yana,şahaserlerimize dikkat çektiğiniz için teşekkür ederim. Zaten zamanların en büyüğü bu eserlere ayrılmıyor mu? Şikayetçi de değilim bu konuda. Sadece istemediğimiz gereksiz detaylara enerjimizi ve zamanımızı harcamamalıyız bana göre. Selamlar.

06 Kasım 2007 16:05
Yalnızsan; acırlar sana!

Benim okuduğum kaynaklara göre, evlilik erkeğin ömrünü uzatıyormuş efendim:-) Bence yalnız yemek yemek zorunluluk değil, bir tercihtir. Kendisi ile kalmasının keyfini bilen herkes, zaman zaman yalnız yemek yer arkadaş, sen takılma böyle şeylere. Hem her yalnız yemek yiyenin, hayatta yalnız kaldığını kim savunabilir ki, çok saçma. Sevgi ve selamlar. Ben kendimi severim ve zaman zaman yemeğe davet ederim kendi başıma kendimi:))))

04 Kasım 2007 18:04
Belgrad Ormanları'nda sonbahar

"Karlı kayın ormanında, yürüyorum geceleyin. Efkarlıyım efkarlıyım, elini ver nerde elin." Yıllar önce Bahçeköy'den çıkıp, sahile inen o kilometrelerce yolu, sene de bir kez de olsa, avazımızın çıktığı kadar bağırarak söylenen şarkılar eşliğinde yürüdüğümüz zamanlara götürdünüz beni:) Oralara gitmişken, Atatürk Arboreatumu'nu da gezmenizi öneririm. Teşekkür ederim paylaşımınız için, elinize sağlık. Sevgi ve saygılar.

27 Ekim 2007 09:04
Kazdağları Milli Park mı ?

ÇED raporları bana göre, son düzenlemeler sonucunda bilimselliğini yitirmiş durumda. Çed raporu hazırlamak için 12 ay o alanı gözetlemek gerekir ki, fauna ve flora bakımından bütün canlılar hakkında doğru bilgiler edinilebilsin. Şu anda bunun süresi 3 aya indirilmiş durumda. Verilen izinlerin milli park sınırları içinde olması veya olmaması bana göre çok da fark etmiyor. Ekoloji bir bütündür bir havza için. Bir yerde dengeyi bozduğunuzda, bütün çevre etkilenir. Bana kalsa, milli park ilan edilmeyen ormanlık alanlarda bile bu tip faaliyetlere izin verilmemelidir. Elde edilen maddi gelir ile, orada dokusu bozulan ekolojik dengeyi bizim tekrar oluşturmamız mümkün değildir. Daha söyleyecek çok şey var bu konuda. Haftalar önce bu konuda yazdığım blogun ve yine Kazdağları'nın yakınındaki termik santral ile ilgili kaygımı anlatan blogun adreslerini gönderiyorum. Sevgi ve saygılarımla. 1-http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=66754 2-http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=35319

21 Ekim 2007 23:22
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 351
Toplam mesaj
: 95
Ort. okunma sayısı
: 1320
Kayıt tarihi
: 27.12.06
 
 

Her daim doğa ile yaşayan biriyim.. Çünkü işim doğa ile iç içe olduğu gibi evimizde de doğa ile bera..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster