Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Kötülükten olma, iyilikten olma...

Okudum kitabınızı. Yazınızı daha önce görmüş okumuştum ama yorumu kitabın bitişine saklamayı tercih ettim. Ama yine de geç kaldım sayılır araya giren bazı işler yüzünden. Bilmem senaristler bu kitabınıza sempati gösterdimi. Ama hakkettiği ortada. Bildik mafyöz ilişkiler, kapalı toplumlarda töresel katılığın zindan ettiği yaşamlar, aşksız sevgisiz ilişkiler vs Her kitabınızda olduğu gibi burada da neden-sonuç bağlamında hikaye örgünüzün özünü anlamada sorun yok. Bu konudaki başarılı sunumunuz her türlü takdirin üstünde bence. Yalnız burada, parça bütün ilişkisi açısından bakıldığında şekerli su eriyiğini değil de sanki su yağ karışımını görüyoruz. Geçiş fazı sınırları belirgin. Bu da kopukluk yaratıyor. Zevkle okudum yine de. Kaleminize yüreğinize sağlık. Selam ve Saygılar...

12 Ağustos 2017 09:10
Askıda Aşk Var mı?

Eksik olandır acısını çektiğimiz. Varken acı hissetmeyiz tabi. Tatmadığımız lezzeti özlemeyiz, kanamayana yara demeyiz. Bu yazınız daha önceki aşk yazılarınızdan daha değişik geldi bana. Daha somut bir aşka işaret var. Soyuttan somuta, tümdengelim yoluyla ayakları yere bastı aşkın sayenizde. Aşk kapısında yolcu olmakla aşka iki göz olacak o kapının kendisi arasındaki bütünselliği anlamada sorun yoksa eğer okuyucu mesajınızı rahatça alacaktır diye düşünüyorum. Okuyucu olduğuma göre... Selam ve saygılar...

12 Ağustos 2017 09:00
Âşıklar Şarabı Doldurayım

Perşembenin gelişi Çarşambadan belliydi. Günün birinde veya yazarlık serüveninizin bir soluklanışında çoktan unutulmuş ve sadece emekli edebiyat öğretmenlerince terennüm edilen Divan ın meşke çağrısını yenileyerek bizleri ters köşeye yatırışınız sürpriz olmadı yine de. Chagall'ın empresyonu divanla modernitenin zamanındaki suni ayrımına bir itirazdır belkide. Yakamozların kımıl kımıl kaynaşması ile bizi ay'a ulaştıracak gümüşi yola cesaretle gireceklere aşk şarabından fazlası gerekirse eğer o da şiirinizdeki hummalı bir cesaretlendirme gayretidir. Kaleminiz ve yüreğiniz var olsun. Tüm yollar gümüşi olsun. Selam ve saygılar.

30 Temmuz 2017 12:18
Tanrı aşkı neden yarattı?

Bence siz bu sayfayı fazla boş, okuyucunuzu sizden mahrum bırakmayın. Bildik bir konu üzerine sıradışı bir yazı. Derinlemesine damıtan, düsünce ve duygu düalitesini akıllıca sentezleyip ama menü olarak sunan, öneren, çağiran ve bu anlamda sorumluluktan kaçmayan bir çizgi var bu yazınızda. Çoğu kez mutlulukla karıştırılan hazzın bedensel bileşenini aşka eşitleyen sığ lezzetleri esasın yedeğinde sıfırlamadan nazikçe kapı önüne koyarak gösterdiğiniz hüsnü niyet hafif gülümsemeleriniz arasında göz kırpıyor. Siz aşk için cennetten olmaya değer diyorsunuz bir bakıma ama, aslında demek istediğiniz; aşk için cennet ve cennet için AŞK tır diye düsünüyorum. Ya da canım öyle istiyor. Selam ve Saygılar...

21 Temmuz 2017 16:04
Kırmızının Delileri... Hangi yarayı önce açsak? Baharlar sarsak…!

Vurulmak da teslim olmak değil ölmek de. Düşmek de ansızın zafere tutunmuş çırılçıplak bir kavgadan. Halkız biz, yeniden doğarız ölümlerde. Bir şaşmaz koşulu var bunun: İyice belleyerek çekenden ziyade çektireni tetiği.... Selamlar...

23 Haziran 2017 19:19
Kırmızının Delileri... Hangi yarayı önce açsak? Baharlar sarsak…!

Metafor şiirin mahzenidir. Sizin şiirinizdeki mahzeniniz Dört Ayaklı Minare olsun. İçinde sırlarınız saklansın. Ve o sırlardan biri de benim, kulağınıza fısıldadığım o gerçek olsun: Bizi zaten vurdular bacım!Kabil öldürdüğünde küçük kardeşi Habil'i bizi vurmuşlardı zaten tam kafamızdan! Böyle sakat düşünmemiz ondannnnn!!!! Bir ihtimal dahilinde değildir artık, çıplak gerçek. Adalet! Ne uzun yürüyüşe hedef olacak bir fazilet ne de birinin bir diğerine bahşedeceği ayrıcalıktır biz ölümlülerde. Varsılın yoksulu soyarken kullandığı ve hep varsıldan yana ağır basan ön planda teraziye benzer ama gerçekte tetiğine basıldığında aç karnımızı şarapnellerle dolduran bir düzenektir. Ölüm vurmuştur damgasını alınlarına. Havalenin yararı yok. Yok!... " kirvem hallerimi böyle yaz rivayet sanılır belki gül memeler değil domdom kurşunu paramparça ağzımdaki." Hasılı; biz zaten vurulduk Nil Hanım, biz zaten öldük... Selam ve Saygılar.

21 Haziran 2017 22:23
Olur bazen öyle

Bizi coşkulu, direngen, sorumlu ve düşünmeye sevk eden, yüreklendirici yazılarınıza alıştırmışken beklenmedik bir anda böyle içinde debelenip durduğumuz ruh hallerimizi böyle ansızın yüreğimize yüreğimize çarpmanız mahsunluğun patika yollarını genişletti Aykar Hanım. Çok güzel özetlediniz bayram üstü. Daha doğrusu; gerçek özlem, sevgi, dayanışma, hatırlama gibi insan edimlerinin yerine ikame edilen "görev" ifasının duyguları daha da kemiren can sıkıcılığına da parmak basmış oldunuz bir bakıma. Yalnızlık bazen kalabalıkların içinde özgür olmak var olmaktır aslında. Kalabalıkların içinde yalnız olmak da var. Bu ikincide olmak değil mi en kötüsü? Ne demişti şair: ".. giderek artıyor yalnızlığımız." Selam ve saygılar...

21 Haziran 2017 21:47
Gıcık

Aykar Hanım, "daha ne kaldı geriye" diyesim geliyor ama demeyeceğim. Kaldı ki; eklenecek onca "gıcık" haller afişe edilmeyi beklerken. Ancak sizin tarzınızda, damıtarak verme ustalığınızda sunulamama riski olduğundan şimdilik bekleyedursunlar bi zahmet. Bizi anlattınız aslında. Ambulansa açılan yolu fırsat bilip arkasına takılmak isteyen bir sürücünün önümde takla atarak yaptığı kazayı hatırlattınız. Yazının orta yerlerinde özellikle vurgulanan bir detayın yazıda olduğundan bi haber yorumcunun ahkam keserek "katkı" sunmasını... Ve daha nicelerini... Gerçekten tercüman oldunuz. Darılır güzel söz bir şey dersek söz üstüne... Selam ve saygılar.

17 Haziran 2017 21:06
Çingeneyim…

9/8 Ritminde bir "Deneme" bence. Hop oturtup hop kaldırtan cinsten. Kalça göğüs, göbek değil tabi. Aklı, zihni, yüreği uyaran. "Hadi Gidelim" diyen, el uzatan, güven aşılayan, her insan için aşk davetini kaprissiz korkusuz sunan. Rüzgara kendini bırakan ama, esen rüzgara göre yön almayı reddeden bilgelik de cabası. Daha ne olsun! Bence okuyucudadır sıra. Şapka çıkarsın bu mesaja.. Selam ve saygılar..

17 Haziran 2017 20:51
Dicle'm

Güzeldi. Güzeldi güzel olmasına da, halimi var Diyarıbekir'in duymaya Dicle'yi. Boğulmuşken Diyarbekirli axlara hem!...Suyunu çevirdik bir tarihte sol yana Dicle'nin suyunu bi tarihte. Toprak ana gidersin susuzluğunu deyu. Ama olmadı yazık. Bulanık durgun akan suları kızardı yuttu yamaçlardaki kır çiçeklerini. "Kirvem arzu halim böyle yaz. Rivayet sanılır belki. Gül memeler değil, Domdom kurşunu ağzımdaki" Selam ve saygılar...

07 Haziran 2017 20:58
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 125
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 614
Kayıt tarihi
: 25.01.07
 
 

54 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanıyla ilgileniyorum. Çünkü düşünen ve yaşayan bir adamım. Esm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster