Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Kırmızıya doğru koşarken

yaşanacaklar için koşmaya ne kadar anlam yüklersek yükleyelim, geleceğimizi plşanlamak yada tahmin etmek gafletinden başak şey değildir. Hedefimiz olabilir olmak zorunda da, lakin yaşanacaklar için koşmak yanlış, yaşayaı yşamayacağımız henüz bilmiyoruz zira, bu yüzden yaşıyorkenliğimizn üzerinde durmalı, geçmiş ve gelecek, hep "an"ımızda saklı zira. Sevgi ve selamlarımla. Yeşil dalgalara yakalanarak geçsin ömrümüz. :)

16 Nisan 2008 17:06
''Gelinler''

acaba; aşkı, aşkın farkında olarak bilenler mi daha iyi yaşar? Yoksa yaşadığı aşkın, aşk olduğunu bilmeden yaşayanlar mı daha haz dolu yaşarlar? Sanırım ikinci şıktakiler. neden? Zira onlar aşkı; "ben senin kim olduğunu bilmeden seni sevdim diyenlerdir sanırım"... Sevgi ve saygılar

15 Nisan 2008 22:12
Sabır ve umut

Sabır nedir hakkaten Biraz? Neyi anlamamızı sağlar? yada ne verilecektir ki bize, bekleme hali alırız süresiz? Süresi olmadığına göre insanı sabır üzerine konumlandıran düşünce nedir? Tüm bunların cevabı toptan ve perakende olarak : İnançtır. Önce inanırsın, bekledikçe inanca dönüşür inanman, ve daha sonra beklentinle öyle bütünleşirsin ki, Daha gelmedn o beklediğin şeyle yaşamay başlarsın, elde etmeden onun varlığını ta içinde hissetmeye başlarsın, işte buda inancın iman noktasına ulaşmasıdır. artık soyut ile somut sabrın kişideki dirayet halinde denk duruma gelmiştir. Hani bazen deriz ya : "ha varlığın, ha yokluğun , arada fark yok" gibi. Bu, olayın Psikoloji ile ruh harmanlaması. Birde olayın, tamamen uhrevi yada manevi yönü var ki; O da sabrın sonunda , beklenmedik şekilde, ummadığımız , aklımıza gelmeyen bir yöntemle, kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi şakınlığıyla oluşumu var; Mevla'nın kendisini bize hatırlatma yöntemi. En derin saygılarımla sayın Biraz ve dahi sevgilerimle.

15 Nisan 2008 22:09
Ölüm güzeldir….

:) Süppeerrr bir harmanlama olmuş. tebrikler

13 Nisan 2008 18:08
Paradan daha önemli ne var acaba?

Yorum yapacam diye kendimi kasmaya yada dolambaçlı cümleler kurmaya hiç gerek yok. Doru söylüyorsunuz. Aynen katılıyorum. Ammaaaaaaaaaa! Paranın çokluğuyla doğru orantılı olarak, Çok parayı idare edebilecek iradeninde olması şartı ile. katılıyorum. Yoksa çok paran olmuş, vitesten attırdıktan sonra bir anlamı yok. Eskilerin ne güzel sözü var; "akıllı oğlun var, malı neylersin. Deli oğlun var, malı gene neylersin". Abooovvv gene bir çuval laf ettik yorum için. Neyse Kusura bakma artık sayın biraz, sevgi ve selamlarımla

12 Nisan 2008 20:57
Rüya gibi bir hayat.

İnsanın birde yakaza hali var, ister meta fizik tanımıyla, ister parapsikolojik tanımıyla, yada uhrevi noktadan ele alalım. Aynı kapıya çıkarız. Sonuç olarak, insanın uyku ile uyanıklık arası yaşadığı haller var. Yada biz, madde ile mana arasında bir denge durumumu yaşıyoruz yada yaşayamıyoruz. yani mana maddeye baskın gelirse bir zamansızlık durumu hasıl oluyor, rüya olduğunu kesin bildiğin haller. Maddenin manaya baskın olduğu durumlarda ise, ya rüya görmüyoruz yada herşeye somut bir delil istemey başlıyoruz. Ama sonuç olarak; sizinde dediğiniz gibi, rüya sonuç olarak hayat, bir varmış bir yokmuş. Öyleyse rüyanın ispatı somut olamayacağına göre, açıklamak için "inanç" gerekiyor. İnanan birinin delille işi olmaz zaten. sevgi, saygı, başarı ve dahi sağlık dileklerimle

12 Nisan 2008 20:42
Geçmiş bahar olur ki...

Çok tatlı bir yazı olmuş, çocukluğun dingin limanlarında korkmadan saflık emniyetinde gezindik. Aklıma ne geldi bak şimdi; Bir kaç çocuk bir araya geldiğimizde, birimiz muziplik yapar, havaya taş atardı, sonrada kaçııııınnn diye bağırırdı, tabi kimse kaçmaz nedense, olduğu yerde kalır, başımzı ellerimizn arasına alır, gözlerimizi de yumardık taş düşünceye kadar. sanki bu şekilde nasıl korunuyorsak o taştan. Acaba saflığın inanç yüklü koruması altıan mı giriyorduk, ne bilim, çocukluk işte. Amaaaann neyse! :) Geçmişine hürmet ve ellerine sağlık. Hadi kalasın sağlıcakla ve saygılarımla dostum.

10 Nisan 2008 23:23
Bir üçüncü göz lazım bize...

Söyleyemeyen bir dile sahipsen, görne bir gözünün yada bir kaçtane gözünün olmuş olması bişey değiştirmez. Bizim sıkıntımız göremiyor olmak değil, söyleyemiyor olmak, idare etmek, susmak, içimize atmak, yüzüne tükürür gibi vuramamak, boşvercilik oynamak. Belkide hayalimizdeki cesareti, gerçeğe dönüştürememek. Buna bişeyler engel, arkadaşın diyte demezsin, arkadaşının arkadaşıdır döner dolaşır seni bulur diyemezsin, akrabandır, mahale komşundur, mesai arkadaşısındır, sebep çok ynai. dediğim gibi mesele, göremiyor olmak değil, diyemiyor olmak. Bence; Göz olarak eksiğimiz yok, yüz olarak fazlamız var. Zekice bir konuyu, zekice dillendirip, zeki bir üslupla ele almışsın. Sevgi ve saygımla dostum. Bu arada bir aysberg kadar olamadın dostum, ne görüyorsak osun.:) hep böyle kal.

07 Nisan 2008 17:50
Tembellik üzerine

:) tembelliğin tanımı değişmek üzereymiş gibi hissettim bak şimdi. acaba yıllardır tembellik diye yavaşlık olarak algılatılan şey aslında, hızın bir üst kademesi mi acaba! :) hani, bir dairesel kulvarda yarış yapan iki kişi düşünelim, biri arkasına her bakışında diğerini geride olarak görürmüş ya, belkide o geride zannettiği kişi, ona tur bindirmiştir de haberi yoktur.:) tebessümle kalın sayın biraz, varlığınız hakikaten keyif veriyor, sağolun.

05 Nisan 2008 21:17
Sahi neden yazıyoruz?

Yazı ile konuşma dili arasındaki bütünlüğü sağlamaya çalışıyorum kendimce. yazarken farkedilenle, konuşurken görülen konuşan, arasındaki farkı en aza indirmeye çalışıyorum. Ha yazıyorum, ha konuşuyorum. İkisi içinde karşımdaki muhatabın, gördüğü kişi olarak ben, farksız olsun istiyorum. sevgim ve saygımla

04 Nisan 2008 19:19
Toplam blog
: 50
Toplam yorum
: 121
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 612
Kayıt tarihi
: 20.03.07
 
 

  Yıldız yüklü gecelerde Üşüyerek beklerim. Canım tellere takılır, Ellerimde yüreğim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster