Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Kuran-ı Kerim'deki Marduk

www.hurriyet.com.tr/dunya/12932681.asp?gid=229

13 Kasım 2009 14:11
Blog yayınında hassasiyet

Naile Hanım,uyarınıza ve dikkatinize teşekkür etmek gerekiyor.Bilimsel tıbbın bizim gibi geri kalmış ülkelerdeki hasta insanı soyup soğana çevirme politikası sayesinde insanımızın alternatif tıp diye bir yola başvurması son günlerde iyice arttı.Elbette çeşitli bitkilerin insan vücuduna yararı vardır.Ancak,bunlar hasta olma yollarını giderecek olan bağışıklık sistemini güçlendirmekten başka bir işe yaramazlar.Fakat, şimdi de alternatif doğal bitkiler sayesinde yine hastaları soyan bir kulvara girmiş bulunuyoruz.Doğal bitkilerle ilaç yapan doktorların ilaçları çok pahalı.Bir kısmı ise yazdıkları kitaplarla büyük paralar kazanıyor.Bazı bitkilerin elbette yararı olduğunu kabul ediyorum.Ancak,bunların ölümcül hastalıkları iyi edecek kadar yararlı olmadığını da biliyorum.Ancak,sağlıklı insanı hasta olmaktan bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği için yararlı olan bitkiler var.Zeytin çekirdeği ise hiç bir işe yaramaz.Yaşar Nuri Öztürk de çekirdek yutan ünlülerdenmiş.Ama bıraktı sanırım.

04 Kasım 2009 12:34
Benim mavi gözlü devim var

Özlem, yine içten ve samimi duygularını yazıya çok güzel dökmüşsün. Amaaaaa, benim gibi henüz çocuk yaşta babasını kaybedenler için oldukça acı. 15 yaşındaydım. Benim babam ölmüştü. Dışarda kar yağıyordu. İçim iki kat daha fazla üşüyordu. İşin en kötü yanı da, insan kaybettiği insanı zamanla unutur sanıyor. Hiç de öyle olmuyor. Zaman geçtikçe özlem artıyor. Kaybettiğimiz insanları daha çok özlüyoruz. Aradan ne kadar uzun zaman geçti. Ben hâlâ babamı hatırlarım. O güzelim ses tonunu, fötr şapkasını, bıyıkları altından gülümsemesini, balkonda onu beklerken sokak başında bana el sallamasını hatırlarım. Aman Özlem, babanın ve annenin elini bırakma. Hayatta insan her şeyi yeniden bulabilir. Ama, anne ve baba bir daha asla bulunmuyor. Allah sana ve tüm anne ve babasıyla mutlu yaşayanlara analı-babalı uzun bir ömür versin. Herkes anne ve babasının değerini onlar hayattayken bilsin. Özlem, iyi ki bu yazıyı yazdın. Bana neler hatırlattın? (Sevgi ve saygılar-Baş baş!)

30 Ekim 2009 17:36
Ey aşk!

Umarım herkes sizin gibi sever! Sevgiliniz çok şanslı.

19 Ekim 2009 20:12
Gotik nedir?

Ooooo Özlemciğim, Sanat Tarihi'nin eşsiz dünyasına ne güzel bir yazı kazandırmışsın. Bir Sanat Tarihçisi olarak sevindim. Hele senin kaleminizden çıkması beni daha bir mutlu etti. Ama, lütfen devam et. Sanatın tarihindeki yolculuk seni çok eğlenceli bir dünyaya sokacaktır. Bu arada bu konunun eğitimini almış bir kişi olarak sana her türlü yardımı yapmaya da hazırım. Hattâ bu konuda piyasada bulamayacağın ve bulacağın kitapları seninle paylaşmak bana zevk verecektir. Sanat Tarihi, aslında siyasal, ekonomik, din ve kültür tarihininin de takipçisidir. Yani, sanat ve sanatçı gününün şartlarından esinlenerek üretmektedir. Yeniden yazıyorum: Özlem, seni Sanat Tarihi içinde görmek beni mutlu etti. Lütfen devam. Bu konu çok derin. (Sevgilerimi gönderiyorum)

14 Eylül 2009 19:47
Eyvah çocuğum bir Emo mu?

Sevgili Özlem, yararlı yazılar yayınlamayı sürdüyorsun. Gerçekten bu bilgiler tüm anne ve babalar için uyarıcıdır. Hattâ, toplum bile bu tür yazılardan kendisine ders çıkarmalı ve etrafıyla ilgilenmelidir. Demek ki bütün gençlik sorunlarının en büyük nedeni anne ve babanın gence göstermediği ilgi, sevgi, koruma, kollamadır. Dediğin gibi genellikle zengin mahalle çocuklarını saran bu akım, ne yazık ki yoksul mahalle çocuklarını da içine çektiğin de bu kez genç kızları bedenlerini satıp para kazanma aşamasına getiriyor. Aynı yoksul mahallenin genç erkeği ise hırsızlık yaparak bu tür guruplara katılmak için para kazanıyor. Aileler ise gençlerin yalnız para ya da lüks markaları giyinme ihtiyacı var sanıyor. Oysa, durum senin de yazdığın gibi hiç de öyle değil. Bir de ekonomik düzenlerin bu gençleri teşvik ettiği de bilinmektedir. Bu tür giyim kuşam firmaları sık sık kendi ürünlerini kullanabilecek sıradışı gençlik akımları ortaya çıkarmaktadırlar. (Güzel günler diliyorum)

13 Eylül 2009 10:28
Türkiye için Meteorolojiden alınan bilgiler

1)Eski ve kurumuş da olsa dere yataklarına bina yapmayın 2)Deniz kıyısını tamamen kapatacak şekilde blog binalar yapmayın 3)Ağaçlandırmaya önem verin 4)Dere, göl, denizlerin kıyısına bina yapacaksınız buraların en fazla yükselme zamanını dikkate alarak binanızı yapın 5)Köprüleri dayanıklı inşa edin ve mümkünse Sinan'ın köprülerini model alın. 6)İki tepe arasına yerleşim alanı kuracaksanız tepelerden gelecek olan kar ve yağmur sularının akışını düzenleyecek kanalları öncelikle yapın 7)Dereleri ıslah ediyoruz diye onların üzerlerini kapatıp küçücük künklerin içine hapsetmeyin. Gün geliyor o künkler patlıyor 8)Kentin alt yapısını tamamlayın örneğin bir çok Avrupa ülkesinde ve İngiltere'de kentin altı kentin üstü kadar bakımlı ve geniştir. Su giderleri bu alt yapı tarafından tıkanmadan denize, göle, dereye ulaştırılmaktadır. 9)İklimlerin bundan böyle eskisi gibi olmayacağını düşünerek bu iklime uygun yerleşim alanlarını bilimsel araştırmalarla yapın. 10)Teşekkürler Özlem.

10 Eylül 2009 09:00
Sel baskını ve kentleşme

Sevgili Özlem, yıllarca Mimarlar Odası başta olmak üzere, birçok kent bilimci yoğun eleştiriler yaparak bütün belediyelere doğru yolu göstermeye çalıştı. Fakat, her seferinde bu kişiler "Vatan hainliği" ya da "Komünistlikle" suçlandı ve uyarıları dikkate alınmadı. Dikkate alınmayan aslında bu eleştiriyi yapanların düşünceleri değildi, bilimsel kentleşme planlarıydı. Selin olduğu gün önemli bir yetkili TV'de anlatıyordu. Mimar Sinan'ın yapmış olduğu dört gözlü köprünün iki gözü kapatılmış ve üzerine bina yapılmış. Bunun gibi örnekler çok. Biz insanlar bir kentleşme bilincini edinmeden gelip kentin ortasına yerleşiyoruz. Sonra da kendi kafamıza göre ve nereyi uygun bulursak oraya binamızı dikiyoruz. Ama, akacak suyun denizlere, göllere ulaşma su yollarını da tıkıyoruz. Bu durumda da sel kaçınılmaz oluyor. Özlem, belediyeler kentlileşemedi ki halk kentli olsun. Her hangi bir kent plan, program, projesi yok ki. Olanlar da göstermelik yapılıp şimdi tozlu raflarda bulunanlardır.

10 Eylül 2009 08:43
Ah güzel İstanbul -2- Kısa & Kısa

Sevgili Necip Bey,sizden sonra değerli dost Cüneyt Şengün Beyefendi de Galata Köprüsü hakkında bir yazı yayınladı.Siz Adana'da, Cüneyt Bey Ankara'da. Eski Galata Köprüsünü merak etmişsiniz. Eh ben İstanbul'da olduğuma göre değerli blog dostlarıma bu fotoğrafları ulaştırmak benim için zevk oldu. Bu fotoğrafları 03.09.2009 tarihinde çektim. Ramazan dolayısıyla Feshane'de ve Sütlüce Kültür Merkezi'nde çeşitli etkinlikler var. O nedenle köprüyü bütünleştirmişler. Üzerinden yürünebiliyor. Fakat, bu ramazan gününde Eyüp Sultan'a deniz motoruyla gidenler Sütlüce'de inip eski köprünün üzerini yürüyor. Oldukça zahmetli. Bizim gibi eski Galata Köprüsü nostaljisini gidermek isteyenler için iyi bir fırsat. Fakat çok insan için bu köprüyü yürüyerek geçip Eyüp'e varmak eziyetten öte birşey değil. Fotoğraflar hoşunuza gidecektir umarım. Şimdi bu köprü Sütlüce-Eyüp arasında duruyor. Diğer iki başı ise ki onun Hasköy'deki başının resmini verdim. Hasköy-(Balat) Ayvansaray arasında duruyor. (Sevgilerimle

03 Eylül 2009 22:24
Eski Galata Köprüsü altındaki, şirin kahvehanemi gören var mı?

Sevgili Cüneyt Bey, sizden sonra değerli dost Necip Köni Beyefendi de Galata Köprüsü hakkında bir yazı yayınladı. Siz Ankara'da, Necip Bey Adana'da. Eski Galata Köprüsünü merak etmişsiniz. Eh ben İstanbul'da olduğuma göre değerli blog dostlarıma bu fotoğrafları ulaştırmak benim için zevk oldu. Bu fotoğrafları 03.09.2009 tarihinde çektim. Ramazan dolayısıyla Feshane'de ve Sütlüce Kültür Merkezi'nde çeşitli etkinlikler var. O nedenle köprüyü bütünleştirmişler. Üzerinden yürünebiliyor. Fakat, bu ramazan gününde Eyüp Sultan'a deniz motoruyla gidenler Sütlüce'de inip eski köprünün üzerini yürüyor. Oldukça zahmetli. Bizim gibi eski Galata Köprüsü nostaljisini gidermek isteyenler için iyi bir fırsat. Fakat çok insan için bu köprüyü yürüyerek geçip Eyüp'e varmak eziyetten öte birşey değil. Fotoğraflar hoşunuza gidecektir umarım. Şimdi bu köprü Sütlüce-Eyüp arasında duruyor. Diğer iki başı ise ki onun Hasköy'deki başının resmini verdim. Hasköy-(Balat) Ayvansaray arasında duruyor. (Sevgilerimle)

03 Eylül 2009 22:15
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3218
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster