Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Ah güzel İstanbul -2- Kısa & Kısa

Eski köprünün ortası alındı ve Sütlüce-Eyüp arasına kondu. Sütlüce Kültür Merkezi'nde ve Feshane'de konferans olduğunda bu eski köprü kapatılıyor ve üzerinden araçlar da geçiyor, yayalar da. Ancak, bu sefer de Üsküdar'dan kalkan İDO motoru köprünün altından geçemediğinden son iskele Sütlüce oluyor. Ancak, bu iki yakadaki kültür merkezlerinde her hangi bir etkinlik yoksa köprünün ortası açılıyor. Böylece yaya ve araç trafiğine de kapanıyor köprü. Bu eski köprünün geriye kalan iki başı ise biri Ayvansaray'da, diğeri Hasköy'de duruyor. Müzik konserleri yapılıyor üzerinde. Ya da reklam filimleri çekiliyor. Bence bu eski köprü İstanbul'un tarihi görüntüsüne daha çok yakışıyordu. Şimdi yapılan köprünün ortasında bulunan ikişerden dört kule arka plandaki tarihi İstanbul'u gölgeliyor. (Sevgi ve saygılarımla)

31 Ağustos 2009 21:04
Artık Cumhuriyeti sevmiyorum!

Ben sizin yazınızda Cumhuriyet'e neden darıldığınızı anlamadım.Kim kimi Silivri'de aday adayı göstermiş de, Cumhuriyet o kişiyi kesin aday göstermiş?Sonra, bu tür hatalar ya da yanılgı payları bütün medya kuruluşlarında oluyor.Size hak verdiğim nokta,Cumhuriyet okurlarının çok duyarlı olmasıdır.Ancak, Mustafa Kemal'in adını da koyduğu Cumhuriyet'i karanlık güçlere karşı verdiği savaşımda yalnız bırakmamamız gerekiyor.O gazete ki basım ve satım sayısı yerlerde süründüğü dönemlerde bile Kemalist çizgisinden asla ödün vermedi.Bir ara "Paşa torunları"nın eline geçti ve bu çizgiden ödün vermeye kalktı,bunun üzerine başta Uğur Mumcu olmak üzere Cumhuriyet'i terk eden yazarlar oldu.120 binlere yaklaşan satış sayısı bu ayrılmalardan sonra 10 binin altına düştü ve bir daha da kendini toparlayamadı Cumhuriyet.Büyük yolsuzluklara,dolandırıcılıklara,tetikciliğe soyunmuş İslâmi basın organlarının yayınları okurları tarafından destekleniyor.Siz yine de Cumhuriyet'e sahip çıkın.Orada bir "amaç" var.

22 Kasım 2008 09:29
Hacdaki gibi yaşadım!

29 Ekim 2008'de Kadıköy rıhtımda bulunan Saray Muhallebicisi'nde oturuyordum. Saat 16-16:30 sıralarında muhallebiciden içeriye Hüseyin Üzmez girdi. Sanki hiç bir şey olmamış gibi pişkin pişkin etrafına bakındı. Saray'ın garsonları Üzmez'i tanıdı ve kasada oturan yaşlı ve sakallı bey de dahil hepsi sıraya girip büyük bir saygı ve sevgiyle el sıktı. İşte size Türkiye'den insan manzaraları. Gelecekten umutlu musunuz?

29 Ekim 2008 18:59
Devrim türküleri söylerdik bir zaman

Yorumunuza yanıt yazarken "anladınız değil mi" yazacağıma "anadınız değil mi" diye yazmışın. Yorumu düzeltmek olası olmadığından bu düzeltmeyi yapıyorum. Özür diliyorum. (Esat Sönmez)

28 Ekim 2008 12:42
TL'deki defolar

Biz bugünlere birçok kişiyi ve düşünceyi ciddiye almayarak geldik. Eğer, "Gülen"li Atatürk'ü ciddiye almazsanız, yamuk yıldızı da, yukarıya bakan ay-yıldızı da ciddiye almamanız gerkiyordu. Bütün bunlar bir İslâm devletinin alamet-i farikasıdır. Alıştıra alıştıra değiştiriyorlar. Bir sabah uyanacaksınız ki Türk bayrağının bir köşesine "lailahe illallah" yazılması önerilmiş. Bizler onu da ciddiye almayız ve hepimiz çuvala girer dolaşırız. Dini kendilerine sömürü aleti olarak kullananlar ise servetlerine servet katarlar. Bakınız, Deniz Feneri'nde yaklaşık 40 milyon Euro birilerinin cebine hortumlanmış. Peki, şu Almanya'daki İslami holdinglerin topladığı 30 MİLYAR Euro kimlerin cebine girdi? Bunu ne soran var ne de araştıran. Ne oldu bu holdinglerin dolandırıcı sahiplerine? Kimler tarafından korunuyorlar? Sevgili kardeşim; bunlar din tüccarlarıdır. Kazanç için yapmayacakları şey yoktur. Gözlerini para bürümüş ve kulakları da kalpleri de kör edilmişlerdir. Ve bunlar asla Müslüman olamazlar

05 Ekim 2008 21:22
Mimar Sinan ve Gönüllülük...

1582 tarihli Surnâme-i Hümayun kitabında da Mimar Sinan minyatür resimleri bulunmaktadır. Belki yazınıza aldığınız resim de aynı kitaptandır. Mimar Sinan, yaşamı boyunca 300-350 mimari eser yaptığı sanılmaktadır. Ancak, bu eserlerin hepsinin Sinan tarafından yapıldığı akla uygun değildir. Onun öğrencileri tarafından yapılan eserlere, Sinan yalnızca "olur" imzası atmış olmalıdır. Fakat, Sinan gibi bir dehanın kendi eserleri Doğu mimarisinin gelişimine ve hattâ devrimine, Batı mimarlığının ise evrimine büyük katkıları olmuştur. Bu nedenle Mimar Sinan sıradan insanların hayranlığını uyandıran eserler ortaya koyarken, mühendis ve mimar gibi bu işin ustalarına da bir okul bırakmıştır. Ancak, bizler Mimar Sinan gibi daha nice değerlerimizi bütün okul yaşantımızda bir sayfayı geçmeyen bilgilerle anar geçeriz. İşte bu nedenle de kökü olmayan bir eğitimin yetiştirdiği "okul bitirmiş" insanlardan öteye geçemeyiz.

10 Mayıs 2008 10:46
Mehmet Gül ve yitik baharlar hikayesi...

Bakınız, devrimci gençler idam sehpalarına yollanırken, köy odalarında tankla, bombayla, mermiyle yok edilirken, faşistler koruma altındaydı. "Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz" diyen Süleyman Demirel'dir. Neredeyse kırk yıldır aydınlatılamayan cinayetlerin perde arkasında faşistler vardır, devrimciler değil. 16 Mart 1978'i düşünün. Ankara'daki 7 TİP'linin öldürülüşünü düşünün. Susurluk'u düşünün. Bunlar gibi daha bir sürü olay var. "Yanlışımız olmaz. Buna mazimiz ve bugünkü durumumuz kefildir" demişti son konuşmasında sayın Mehmet Gül. Ama, ne yazık ki mazi ve bugün pek parlak değil. Mazide Türkiye'nin aydınlık geleceğini yok edenlere alet oldular, bugün de türban yasası gibi yasalara onay vererek Türkiye'nin şeriat ülkesine dönmesine yardımcı oluyorlar. Şimdi Küba'da Che'nin beresiyle fotoğrafları kaldı. Bütün dünyada böyledir: Sosyalist devrimcilerin güzel bir anısı kalır, faşitlerin ise o hatıraların önünde çekilmiş fotoğrafları. Kim haklıymış sorusuna en güzel yanıt.

15 Mart 2008 10:55
Mehmet Gül ve yitik baharlar hikayesi...

Ben her zaman sosyalist dünya görüşünü benimsedim. Çünkü, biliyordum ki Türk halkının kurtuluşu bu dünya görüşünden geçmektedir. Karşımıza aynen İtalya'daki faşistler gibi bir örgütü çıkardılar. Faşizmin nedeni bellidir ve bir ekonomik öğretidir. Kapitalistlerin çıkarlarını korumak için oluşan baskıcı, yıkıcı, kıyıcı örgütlenme. Bunlarda halkın çıkarlarının önemi yoktur. Beslendikleri kaynaklara bakarlar. Nitekim, Türk sosyalist hareketinden korkan yerli ve yabancı kapitalistler faşizan düzeni derhal devreye sokmuşlardır. Yani, ülkesinin emperyalizme karşı direnen Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Hüseyin İnan, İbrahim Kaykapkaya gibi devrimcilerine destek veren bütün sol ve devrimci aydınlarına karşı oluşturulan faşist örgütlenme. Bu basit bir sağ-sol kavgası değildi. Bu Türkiye'nin bugün içine düştüğü sömürü düzenine başkaldırıydı. Eğer anti-emperyalistler kazansaydı şimdi Türkiye çok daha özgür bir ülke olacaktı. Zengin demiyorum. Onurlu ülke diyorum.

15 Mart 2008 10:42
Mustafa Kemal ya Selânikli olmasaydı?

Mevlâna'nın sözü: "Sen ne anlatırsan anlat, karşındaki anlayacağı kadar anlar" olacaktır. Daha sonra "Makedon halkının "ırkını" düşünün onlar da Türk'tür" olacaktır. Cevabımın anlamını da değiştirdiği için bu iki yanlışı düzeltiyorum. E.S.

06 Mart 2008 21:00
Yarin yanağından gayrı...

Nazım, 96 değil resmi olarak 106 gayriresmi olarak 107'yi bitiriyor. Bu şu demektir: Nazım 15 Kasım 1901 yılında dünyaya gelmiştir. Fakat 45 gün için bir yıl büyük gözükmesin diye ailesi 15 Ocak 1902 olarak resmi kaydını yaptırmıştır. Nazım da 1902'yi kendisine uygun bulmuştur. Büyük dünya şairinin ölümsüz anısı önünde saygıyla eğiliyorum, O'nu sevenlere kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum.

15 Ocak 2008 20:59
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3217
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster